Açız aç!

İçinde bulunduğumuz nisan ayı ve sonrasında genel tüketici ve gıda fiyatlarındaki artışın daha da katmerli olacağı şimdiden belli.

Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artmaya devam ediyor. Enflasyon bir canavar ya da doğal bir olgu değil; yönetenlerin ekonomi politikası ve savundukları kapitalistlerin toplam servete el koymasıdır. Bu ülkede tüketici fiyatlarındaki enflasyon hakkında net bir bilgi yok. Her ay olduğu gibi mart ayı hesaplamalarında da üç ayrı enflasyon rakamı duyduk.

Devletin resmi kuruluşu Türkiye İstatistik Kurumuna (TÜİK) göre mart ayında enflasyon yüzde 1,94 olarak gerçekleşti. İTO’ya göre yüzde 2,97, ENAG’a göre ise yüzde 4,10 oldu. Genel kanı; TÜİK’in her zamanki gibi bile bile enflasyon verisini düşük gösterdiği, böylece memur ve emekli maaşlarındaki enflasyon farkı alacağının ortadan kaldırıldığı ve her şeyin yolunda gittiği intibası uyandırılmak istendiği yönündedir.

Kritik olan ise beslenmenin her geçen gün daha zorlaşmasıdır. Gıda fiyatları, her üç kurumun verisinde de ortalama enflasyonun, yani fiyatların artış hızının üzerindedir. Ve henüz Körfez’deki savaşın enerji fiyatlarını artıran etkisi tam olarak yaşanmadı.

Gıda fiyatları neden artıyor?

TÜİK’e göre gıda ve alkolsüz içecekler grubunda yıllık artış yüzde 32,36 oldu. ENAG, genel tüketici enflasyonunu yıllık yüzde 54,62 olarak açıklarken gıda grubundaki artışın bu ortalamanın üzerinde seyrettiğini belirtti. Özellikle sebze ve meyve fiyatlarındaki artış, biz tüketiciler açısından vahim bir hâle geldi. Bu fiyatların artış hızının mevsimsel sebeplerle de bir ilgisi yok.

Öncelikli sebep; tarımsal girdi fiyatlarındaki dolar kuruna bağlı yükseliştir. Mazot, gübre ve sulama elektriği devasa bir para hacmini yutuyor. Üstelik tedarik zincirinde bile bile sürdürülen adaletsizlik; ürünlerin tarladan çıkış fiyatıyla pazar ya da market fiyatları arasında devasa bir fark oluşturuyor. Kazanan, aracı olan kapitalistler oluyor. Ayrıca piyasada büyük market zincirleri aracılığıyla tekellerin hâkimiyeti sonucu kazıklanıyoruz.

Bunların sorumlusu AKP iktidarıdır. Türkiye kapitalizmi dış kredilere bağımlı; fakat gerek otoriterleşme gerekse yanlış ekonomik politikalar yüzünden yabancı sermaye Türkiye’ye gelmiyor. Gelse de günübirlik spekülasyonlarla paralarını katlayıp gidiyor. Türk lirası, Merkez Bankası eliyle piyasanın baskılanması sonucu değer koruma mücadelesiyle yukarıda tutulmaya çalışılsa da değersizliğini koruyor. Adaletsiz vergi sistemi, kemer sıkma dayatması ve ücretlerin sefalet derecesinde tutulması sonucu yetersiz beslenme ve temel ihtiyaçlardan yoksunluk, milyonlarca insanın hayatını çekilmez kılıyor.

Bu sadece AKP’nin değil, Türkiye kapitalizminin açgözlülüğü ve iflasıdır. Döviz kurunun üzerinde fiyat artışları bile bile yapılmaktadır. Her ne kadar kendisi de bankacı olan zengin Mehmet Şimşek “Düzelteceğiz” dese de bu gerçekleşmiyor. Ekonomist olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kur ve borç krizinin patlak verdiği 2018’den bu yana her sene işçiye, memura ve emekliye “Sabredin” diyor. Ve sonraki yıl düzeleceğini söylüyor; ama öyle olmuyor.

İçinde bulunduğumuz nisan ayı ve sonrasında genel tüketici ve gıda fiyatlarındaki artışın daha da katmerli olacağı şimdiden belli. Hanelere satılan doğal gaz ve elektrik fiyatları yüzde 25 zamlandı. Özelleştirilen enerji sektöründeki doğa düşmanı bir dizi şirket ihya ediliyor. Motorine devasa bir zam yapıldı. Enerji fiyatlarındaki yükseliş sadece gıdayı değil; tüm ürünleri, ulaşımı ve kira fiyatlarındaki insafsız artışları da tetikleyecek.

Ne yapmalı?

Çözüm basit: Türkiye’nin en zengin yüzde 1’lik azınlığı servet vergisi ödemeli. Bankaların ve büyük şirketlerin ihya edilmesi politikası son bulmalı. Ödediğimiz vergiler dış borç faizlerine harcanmamalı, kim borçlandıysa o ödemeli. Ayrıca enerji ve gıda fiyatları dondurulmalı, asalak kapitalistlerin bizi kazıklaması durdurulmalı. Tarım üreticilerine destek verilmeli ve aracılar ortadan kaldırılmalı. İşçi, memur ve emekli maaşları gerçek enflasyon oranında üç ayda bir artırılmalı. Sendikalar ve sendikacılar üzerindeki baskıya son verilmeli! ABD-İsrail’in İran savaşına hayır! Yönetenler vermeyecek; biz işçiler birleşip mücadele edersek kazanabiliriz.

son yazıları

Diren İran, diren Filistin
Çözüm sürecini sabote etmeyin
Trump’ın ‘yağmacı hegemonyası’ yerini başka bir şeye bırakıyor

ilginizi çekebilir

190e1a-20241006-protesters-march-to-show-support-for-palestine-04-2000
Diren İran, diren Filistin
3
Çözüm sürecini sabote etmeyin
76580054_605
Trump’ın ‘yağmacı hegemonyası’ yerini başka bir şeye bırakıyor