Gizli Ajan: Diktatörlüğün sıradan yüzü

Yönetmen, hafızanın taşıyıcısı olarak mekânı da bir özne olarak ele alıyor Gizli Ajan’da.

Kleber Mendonça Filho’nun 2025 Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan filmi Gizli Ajan, ismiyle bizi yanıltıyor. Afişe ve isme bakınca klasik bir casusluk ya da aksiyon filmi bekliyoruz. Karşımıza çıkan ise 1977 Brezilya’sı, askerî diktatörlüğün “yumuşama” adı altında baskıyı sürdürdüğü yıllar. Kurumların duvarlarında asılı duran darbeci generalin portresi, film boyunca neredeyse her sahnede bize kimin iktidarda olduğunu hatırlatıyor. Yönetmen diktatörlüğü büyük nutuklarla değil, incelikle ve çok farklı yollarla, duvardaki bir portreyle, bir gazete efsanesiyle, akıbeti bilinmeyen bir yeğenle ısrarla görünür kılıyor.

Çalışmalarına göz diken güçlü iş insanlarıyla nedeniyle başı belada olan, filmin ana karakteri Marcelo, beklediğimiz gibi bir devrimcdeğil, bir bilim insanı. Diktatörlüğün baskı, işkence, zorla kaybetme ve öldürme pratiklerinin yalnızca politik muhaliflere yönelmediğini, sermayeyle el ele, hayatın pek çok alanında uygulandığını gösteren bu tercih, filmin de en önemli politik hamlesi. 

Filmin en çarpıcı figürlerinden biri de üvey oğluyla birlikte tetikçilik yaparak büyük paralar kazanan ve yeri geldiğinde üstlendiği işlerin uygulamasını başkalarına taşere eden, ordudan atılmış eski bir asker. Bu karakter özelinde görünür olan, polis, çete ve devlet arasındaki ilişki zinciri, devlet eliyle işlenen suçların nasıl bir iş birlikleri ağına dayandığını bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Film, sınıf çatışmasını da büyük sahnelerde değil gündelik ayrıntılarda anlatıyor. Bir evde çalışan kadının üç yaşındaki kızı, ev sahibinin ihmaliyle, otobüs çarpması sonucu ölüyor. “Çok üzülmüş patron” görüntüsünün inandırıcı olması için fotoğrafçılar bizzat karakola çağrılırken, ölen çocuğun annesi içeri alınmıyor. 

Sansür, efsane ve köpekbalığı

Filmde ele alınan zaman diliminde, olayların fonunda sürekli yer alan bir başka konu da yakalanan bir köpekbalığının karnından çıkan bir insan bacağı. Bu bacak daha sonra gazete haberlerine konu olan bir kent efsanesi olarak karşımıza çıkıyor, bacağın tek başına sokaklarda dolaşarak insanları tehdit ettiği efsanesi çok sık konuşuluyor. Gerçekten de filmin anlatıldığı dönemin Brezilya’sında basın, sansür altında gerçeği doğrudan yazamadığı için gazeteler sansürlenen boşluklara yemek tarifleri, şiir dizeleri, hatta uydurma hava raporları basarak okurun dikkatini kesilen habere çekmeye çalışıyordu. Grotesk efsaneler de bu şifreli dilin parçasıydı. Film boyunca hep bir gazete haberi olarak karşımıza çıkan, şehre korku salan kopuk bacak efsanesinin de dönemin sansür politikalarına karşı geliştirilen direniş modeline bir hatırlatma işlevinde olduğu söylenebilir.

Mekân ve hafıza

Yönetmen, hafızanın taşıyıcısı olarak mekânı da bir özne olarak ele alıyor Gizli Ajan’da. Marcelo’nun dedesinin çalıştığı meşhur sinemanın yıkılarak günümüzde aynı yerde Marcelo’nun oğlunun da çalıştığı bir klinik haline gelmesi, mekân-hafıza ilişkisini göstermesi açısından yönetmenin özellikle yaptığı bir vurgu.

Marcelo’nun sahte kimlikle yerleştirildiği iş yerinin, kimlik kartlarının verildiği ve arşivlendiği bir devlet kurumu olması da yönetmenin sembolik tercihlerinden biri.  Marcelo burada bir taraftan ısrarla annesinin belgesini arasa da bulamıyor. Annesinin sonradan öğrendiğimiz hikâyesi de bir kadının adının tarih boyunca nasıl ısrarla yok sayıldığına çarpıcı bir örnek. 

Bütün bu karanlığın içinde, dayanışmanın sembolü olarak görülebilecek mekân ise kaçakları, dışlananları, yerini yurdunu kaybetmiş insanları barındıran yaşlı bir kadının apartmanı. Devletin ve sermayenin şiddetine karşı tutunulabilecek tek şey, sıradan insanların bir araya geldiği, gerçek isimleri olup olmadığını bile bilmeden paylaştıkları bu güvenli mekânın kendisinin de bir kayıp hikayesi var. Marcelo’nun yerleştiği dairede ondan önce yaşamış olan,  ev sahibinin yeğenine ne olduğunu bir türlü tam olarak öğrenemiyoruz. Ev sahibi herkese başka bir hikâye anlatıyor. Bu belirsizlik, diktatörlük dönemlerinin en tanıdık gerçeğine, faili meçhullere ve kayıplara işaret ediyor. 

Brezilya’da 1979’da çıkarılan Af Yasası, siyasi tutuklularla birlikte işkencecileri de kapsadı. Diktatörlüğün suçları hiçbir zaman gerçek anlamda yargılanmasa da hakikat mücadelesini sürdürenlerin baskısı devam etti. Bu baskı 2010’larda Hakikat Komisyonları’nın kurulmasını sağladı. 1972’de tutuklanıp işkence gören ve Hakikat Komisyonun öncülerinden olan Amelinha Teles’in ailesinin açtığı dava sonucunda işkenceci Albay Ustra, mahkeme tarafından işkenceci olarak tanınan ilk devlet görevlisi oldu. Darbeyi açıkça savunan Bolsanaro, yıllar sonra meclis kürsüsünden Ustra’yı övse de, kendisi de 2025’te darbe girişimi nedeniyle mahkûm edildi.

Walter Salles ve Kleber Mendonça Filho, Brezilya sinemasında bu hafıza mücadelesinin iki farklı sesi. Salles, Oscar ödüllü Hâlâ Buradayım’da kaybedilen milletvekili Rubens Paiva’nın eşi Eunice’nin onlarca yıllık hakikat arayışını, bir aile evinin içinden anlatırken, Mendonça Filho ise Gizli Ajan’da kameraya kenti, kurumları, arşivleri ve sıradan insanları alarak diktatörlüğün gündelik hayata nasıl sızdığını gösteriyor. İkisi birlikte, Bolsonaro’nun darbe özlemiyle yüzleşen bir ülkenin unutmama iradesini temsil ediyor.

12 Eylül’ü, kayıpları, faili meçhulleri ve devlet, sermaye ve çeteler arasındaki ilişkileri yaşamış bizler için Gizli Ajan uzak bir ülkenin hikâyesi değil. Cumartesi Anneleri’nin yıllardır sorduğu soru Recife’de de yankılanıyor. Film bize diktatörlüğün yalnızca generallerden ibaret olmadığını, patronları, aracıları, tetikçileri ve sessiz arşivleriyle bir düzen olduğunu ve bu düzene karşı hafızanın da dayanışmanın da bir direniş biçimi olduğunu hatırlatıyor.

son yazıları

Kadın cinayetleri üzerine bir dizi: Mezarlık
Dalga - Kadınların kolektif sesi
Sanatçının duruşu ve günümüz gerçekleri

ilginizi çekebilir

gettyimages-1308621446
Paris’te dolaşan hortlak: Komün
indir
İklim krizinin çözümü sistemi değiştirmekte
images (2)
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi: Rozeti değişse de sınıf siyaseti değişmedi