Seçimde yaklaşık 1,7 milyon kişi oy verdi ve katılım yüzde 77,8’e çıkarak birleşmeden bu yana rekor kırdı. 2021’deki yüzde 60,3’lük orana göre bu sıçrama, toplumdaki kutuplaşmanın ne kadar derin ve umutsuz insanların değişim beklentisinin ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Yüzde 43,8 oy oranı ve 39 sandalye ile açık arayla birinci parti olan AfD, 2021’de aldığı yüzde 20,8’lik sonucu ikiye katladı. 83 sandalyeli parlamentoda mutlak çoğunluk için gereken 42 sandalyeyi kıl payı, sadece üç sandalye ile kaçırdı. Merkez sağ parti CDU ise 2021 seçiminde aldığı yüzde 37,1 oy oranının yarısından fazlasını kaybederek yüzde 17,2’ye geriledi ve tarihi bir hezimet yaşadı; bu partinin parlamentoda 15 sandalyesi var. SPD yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Sol Parti yüzde 8,6, yeni kurulan BSW ise yüzde 5,3 ile meclise girdi. Koalisyon ortağı FDP yüzde 2,6 ile barajın altında kaldı.
Saksonya-Anhalt eski Doğu Almanya’nın bir parçasıydı.1949–1990 yılları arasındaki Alman Demokratik Cumhuriyeti ismiyle stalinist SSCB’nin hakimiyetindeydi . 1990’daki iki Almanya’nın birleşmesi ile birlikte Federal Almanya’nın eyaletlerinden biri haline geldi.
Bu eyalet, eski Doğu Almanya’nın parçaları Thüringen ve Mecklenburg-Vorpommern ile birlikte ülke çapında en düşük gelire sahip üç eyaletten biri.
Almanya’da ortalama işsizlik yaklaşık olarak yüzde 6,0 – yüzde 6,5 oranındayken Saksonya-Anhalt’ta bu oran yüzde 8 – yüzde 8,5 yani hayli yüksek.
Eyaletin bir diğer özelliği ise Batı Almanya ile kıyasla yabancı/göçmen nüfusun en düşük orana sahip olması.
Hükümetin ne şekilde kurulacağı şu anda belirsiz. AfD’nin Saksonya-Anhalt Örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesin olarak aşırı sağcı” olarak sınıflandırıldığı için diğer partiler “güvenlik duvarı” politikasını sürdürüyor, yani partilerin tümü AfD ile koalisyon kurmayacağını ilan etmiş durumda. CDU, SPD, Yeşiller, Sol Parti ve BSW’nin toplamı 44 sandalye ediyor; AfD’siz bir çoğunluk teorik olarak mümkün olmakla birlikte, istikrarsız bir toplam AfD’nin elini daha da güçlendirebilir.
AfD özellikle göçmen karşıtı söylemlerle, yaşam koşulları giderek bozulan ve bir suçlu arayan insanları etkisi altına alıyor. Sadece göçmenler değil; LGBTİ+’lar, kadın hakları savunucuları, sosyalistler, engelliler ve toplumda “öteki” olarak sınıflandırılan herkes AfD’nin hedef tahtasında. Şu sıra AfD’nin en çok sözünü ettiği konu remigrasyon; yani Almanya’ya kaçak yollarla girmiş ya da uyum sağlayamamış, sosyal yardım alan göçmenleri geri göndermek.
Başlangıçta Avrupa Birliği’ne karşı bir tepki olarak kurulan AfD, zamanla kapitalizmin içine girdiği ve giderek derinleşen krizin etkisiyle bunalan kitleleri aşırı sağ politikalarla örgütlemeyi başardı. AfD seçmenleri de önceden mevcut partilere oy veriyorlardı; ancak pek çok araştırmada da ortaya konulduğu gibi, siyasi yelpazenin solunda bulunan partilerin dahi neoliberal yıkım politikalarını uygulamaktaki iştahı, gelecek kaygısına kapılan memnuniyetsiz kitlelerin AfD’nin vaatlerine kanmasına neden oldu. Patronlar ve hükümet kapitalizmin krizinin bedelini işçilere ve emekçilere ödetmeye kararlı olduğu müddetçe, AfD büyümeye devam edecektir. Her şeyden önce buna son vermek için mücadele etmek gerekir.