CHP’ye yönelik artan otoriter baskılar ve mutlak butlan kararları, en sonunda, başından beri vurguladığımız gibi, Özgür Özel ile birlikte 91 milletvekilinin partiden ayrılarak yeni bir parti kurma kararı almasına yol açtı. Bu, çok açık ki siyaset sahnesinin altını üstüne getiren bir gelişme.
19 Mart’tan bu yana sergilenen direniş, iktidarın CHP’yi tasfiye etme ve muhalefeti pasifize etme planlarını boşa çıkardı. Şimdi Yeni Parti’yi kuranlar, gönülleri rahat bir şekilde, “Alın, Kılıçdaroğlu’nu ne yaparsanız yapın” diyebilir. Figüranları para karşılığı CHP üyelik törenine getirmek gibi bir sahtecilik planlayanlar, Özel ve arkadaşlarına iktidar ağzıyla sahtecilik suçlaması yapıp duruyorlardı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik kayyım girişimlerine ve yargı baskılarına karşı yürütülen direniş, toplumun ezilen kesimlerinde yeni bir direnç alanı yarattı. 19 Mart-29 Mart günlerinden beri Özgür Özel’i yeni türden bir lider olarak şekillendiren bir direniş bu. Bu direniş, iktidarın beklediği bir süreç değildi ve iktidarın bütün planlarını bozdu. Aslında Özgür Özel’e yönelik bütün tepkinin altında da bu beklenmedik direnişi örgütlemesi, sürdürmesi ve yeni partiyi ilan ederken yaptığı konuşmada duyurduğu gibi, yeni partiyle beraber bütün bu direnişi bir meydan okumaya çevirmeye kararlı olması yatıyor.
Hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasını engellemesi açısından hem de 19 Mart’ta İmamoğlu’nun tutuklandığı günden 29 Mart’a kadar milyonlarca insanı seferber etmesi ve bu seferberliğin toplumun çeşitli ezilen, baskı altına alınmış kesimlerinde bir mücadele arzusunu açığa çıkarması açısından, ayrıca o günden bugüne 130’a yakın mitingi örgütlemesi açısından bütün bu sürecin; iktidarın hem İmamoğlu hakkında yaratmak istediği algı, hem İmamoğlu davası etrafında yaratılmak istenen algı, hem CHP etrafında seçilmiş CHP’lilerin neredeyse tamamının organize bir suç örgütünün aparatları olduğuna yönelik yaratılmak istenen algı, aynı zamanda CHP tabanında ve o tabanla ilişkilenmeye başlayan muhalefetin çeşitli kesimlerini mücadeleden uzak tutma yönünde şekillendirilmeye çalışılan algı, kamuoyunun İmamoğlu davasına bakış şekli ve kamuoyunun yolsuzluk soruşturmalarına bakış şekli üzerindeki etkileri… Bütün bunlar, bu direnişin artçı şokları olarak darmadağın oldu.
Ancak yeni kurulan partinin önünde hem büyük fırsatlar hem de ciddi riskler var. Sürecin yalnızca seçim odaklı ve parlamentarist bir anlayışa sıkıştırılması, hareketin toplumsal dinamizmini kaybetmesine ve Meclis’te sınırlı bir grupla kalmasına yol açabilir. Buna karşın, merkez sağ ve aşırı sağ unsurlarla mesafeli durarak sokağın sesini, işçi sınıfının grev ve örgütlenme taleplerini, kadın ve LGBTİ+ mücadelelerini, Kürt sorununun demokratik çözüm arzusunu ve ezilenlerin ortak öfkesini kapsayan birleşik bir mücadele hattı kurulabilirse, yeni parti beklenenin ötesinde bir toplumsal dalga yaratabilir. Bu birleşik direniş ihtimallerine sırt dönerse Yeni Parti, egemen sınıfın bir başka kanadının kısa süreli umut vadeden ama hızla ezilenlerle mesafesini artıran ve giderek onların karşısında konumlanan bir pozisyona yerleşir.
Sosyalistler, egemen sınıfın iç çatışmalarının açtığı gediklerden yararlanırken bağımsız, kitlesel ve antikapitalist bir alternatifi kararlılıkla inşa etmek için mücadeleye devam etmelidir. Otoriter şok dalgalarına karşı duracak olan şey, sokaktaki somut talepleri sandıkla birleştiren kapsayıcı bir mücadele zeminidir. Yeni Parti’nin gözleri kamaştırmasına izin vermemek çok önemli. Gözleri kamaşanlar, işçi sınıfının acil ihtiyaçları için aşağıdan bir hareketi inşa etme şansını kaçırmak zorunda kalır.