Otoriter Orban rejiminin bir kalıntısı daha temizleniyor

“Macaristan ne Tamas Sulyok’a ne de Viktor Orban’a aittir.”

Macaristan’da Nisan 2026’da yapılan seçimlerde başbakan Viktor Orban’ın otoriter ve LGBTİ+ düşmanı hükümeti ağır bir seçim yenilgisi almış ve tarihin çöplüğüne gönderilmişti. Peter Magyar başkanlığındaki Tisza Partisi 138 sandalye kazanırken, Orban’ın partisi Fidesz 55’te kalmıştı.

Orban döneminin başta LGBTİ+’lar olmak üzere işçiler, kadınlar, ulusal azınlıklar üzerinde estirilen baskı politikaları yerini daha ılımlı politikalara bırakırken, yeni başbakan Magyar, yeni bir yasama sürecinin başlatılacağını ilan etmiş ve sürecin “Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok da dahil, hukukun üstünlüğüne zarar veren bütün siyasi aktörleri kapsayacağını” belirtmişti. Magyar, sözlerini “Macaristan ne Tamas Sulyok’a ne de Viktor Orban’a aittir” diye bitirmişti.

Sulyok, 18 Temmuz’da görevine son veren anayasa değişikliğini imzaladı. Böylece Orban rejiminin bir kalıntısı daha temizlenmiş oldu.

Tamas Sulyok kimdir?

Sulyok, 2016-2024 yılları arasında Macaristan’da Anayasa Mahkemesi başkanlığı yaptı. Bu dönemde Orban’ın yargıyı kontrol altına alma yönelik girişimlerini engellemedi, öğretmenlerin grev hakkını kısıtlayan yasayı onayladı, hükümetin medya üzerindeki kontrolünü güçlendiren düzenlemelerine itiraz etmedi, Orban’ın seçim sistemini kendi lehine değiştirmesine itiraz etmedi, 2021’de kabul edilen ve LGBTİ+ varoluşu ile pedofiliyi ilişkilendiren nefret yasasına sessiz kalmak suretiyle dolaylı destek verdi, yani otoriterleşme sürecinde hukuk devletinin erozyona uğramasına tam bir destek verdi.

2024’te Fidesz-KDNP oylarıyla cumhurbaşkanı seçilen Sulyok, bu makamı Orban hükümetinin veto yetkisini zinhar kullanmayan bir uzantısı gibi kullandı. Hükümetin tartışmalı yasalarını imzalamakta tereddüt etmedi. Orban’ın otoriter yönetimini ve icraatını hukuki meşruiyet kılıfıyla örtbas etti. Aslında bütün görev süresi boyunca, Orban’ın tam bir kuklası gibi hareket etti.

Görevden alma süreci

Macaristan Parlamentosu, 13 Temmuz’da anayasada değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifini kabul etti. Anayasa değişikliği, milletvekili olma süresini üç dönem yani 12 yıl ile sınırlıyor, yargı bağımsızlığı ile ilgili düzenlemeler yapıyor, güçler ayrılığı ilkesini güçlendiriyor. Cumhurbaşkanlığını ilgilendiren düzenleme ise şu şekilde: “Bu Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği günü takip eden gün, halen görevde olan Cumhurbaşkanı’nın görevi sona erer”.

Sulyok’un bu değişikliği imzalaması için beş günü vardı ve daha önce bu anayasa değişikliğini imzalamayacağına dair sert açıklamalarda bulunmuştu. Ancak Sulyok, 18 Temmuz’da, yani yasal sürenin son gününde, reformun Macaristan’da hukukun üstünlüğü ilkesine zarar vermesine rağmen, yasanın kanun usulüne uygun olması nedeniyle değişikliği onaylamaktan başka çaresi olmadığını belirterek imzasını atttı, böylece görevden ayrılmış oldu.

Meclis başkanı Agnes Forsthoffer, geçici cumhurbaşkanlığı görevini üstlenecek ve 30 gün içinde cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Başbakan Magyar, Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalamasıyla birlikte, “Bu kararlarla, Orban rejiminin uzun yıllar boyunca Macar halkından almaya çalıştığı bir şeyi yeniden tesis ediyoruz. Gücün sınırlandırılabileceğine, kamu varlıklarının geri alınabileceğine ve devletin yeniden vatandaşlarına hizmet edebileceğine dair güveni yeniden sağlıyoruz” açıklamasında bulundu.

Otoriterizmi yenmek mümkün!

2008 yılında dünyayı etkisi altına alan sosyoekonomik kriz, 2010-2015 arasında derinleşerek pek çok ülkede aşırı sağın/faşizmin güçlenmesine, otoriter hükümetlerin iktidara gelmesine neden oldu. Bu iktidarlar koruyucu politikalar uygulamaya, özellikle göçmenleri ve LGBTİ+’ları krizin sorumlusu ilan etmeye başladılar. Bunun yanı sıra, otoriter yönetimlerde güçler ayrılığı zayıfladı ya da yok oldu, yargı iktidarların kontrolüne girdi, parlamento sembolik hale gelerek, gerçek karar alma gücü yürütmeye geçti. Bağımsız medya susturuldu ya da devlet kontrolüne alındı, eleştirel sesler tehdit, sansür veya hapisle karşılaştı. Muhalefet partileri ve sivil toplum üzerindeki baskılarartarak, hukuk devleti ilkesi işlemez hale getirildi. Öyle ki bu iktidarların “yenilmez”, “değişmez, değiştirilemez” oldukları fikri giderek yaygınlaşmaya başladı.

Ancak Macaristan örneği bu fikrin doğru olmadığını gösterdi. İşçiler, öğretmenler, kadınlar, LGBTİ+’lar, otoriter yönetimin gadrine uğrayan bütün kesimlerin aşağıdan yürüttüğü mücadele sonucunda Orban hükümeti – bütün hukuk dışı çabalarına rağmen – ağır bir yenilgi alarak tarihin çöplüğüne gönderildi. Yine aynı şekilde, dünya kapitalizminin kalelerinden biri olan New York’un belediye başkanlığı seçimini, Trump gibi faşist unsurları bile kullanmaktan çekinmeyen bir sağcının bütün baskısına rağmen kendisini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan, Müslüman ve LGBTİ+ dostu olduğunu açıkça ifade eden Mamdani’nin yine aşağıdan yükselen bir mücadeleyle kazanması, otoriterizmin yenilebileceğini bir kez daha açıkça ortaya koydu.

Demokratik mevzileri korumak, güçlendirmek, bütün ezilenlerin birleşik mücadelesini yükseltmek, diğer ülkelerdeki otoriter yönetimleri de aynı şekilde tarihin çöplüğüne gönderebilir. Şimdi bunun için harekete geçme zamanı!

son yazıları

Avrupa'da aşırı sağ yükselmeye devam ediyor
LGBTİ+'lar üzerindeki baskılara son! 11. Yargı Paketi mantığı kabul edilemez!
Kimler melek sayar?

ilginizi çekebilir

Republican_forces_during_the_Battle_of_Irun_cropped
İspanya 1936: Faşizm ve devrim arasında
0199b228-a00f-41aa-ae9c-9a27e59516de-1200x654
Sommerloch ya da Türkiye üzerine nasıl konuşmalı?
stand up_
Mizah yapmak suç değildir: Deniz Göktaş’a özgürlük! Tuba Ulu ile dayanışmaya!