[Bir sonraki kitabımın geçici başlığı “Sosyal Cinayet: Kapitalizmin Sağlığımıza ve Hayatta Kalmamıza Saldırısı” şeklindir. Bu yazı bir taslak bölümdür. Düzeltmeler, yorumlar ve öneriler memnuniyetle karşılanacaktır.]
| “Modern devletin yürütme organı, bütün burjuvazinin ortak işlerini yönetmekle görevli bir komiteden başka bir şey değildir.” – Karl Marx ve Frederick Engels [1] |
Yöneticilerimizin toplumsal cinayetten suçlu olduğu iddiam, biçimsel yasal veya anayasal argümanlara dayanmıyor. Aslında, faillerin yasaların neye izin verip neye izin vermediği konusunda etkin bir kontrolü olduğu için, eylemlerinin nadiren resmi olarak yasadışı olması şaşırtıcı değil. Bununla birlikte, onların yasal sistemini onlara karşı kullanma girişimleri, adalet hareketleri oluşturmanın önemli bir parçası olabilir ve bu çabalardan, başarısız olsalar bile, çok şey öğrenilebilir.
Juliana-Amerika Birleşik Devletleri davası önemli bir örnek oluşturuyor. ABD hükümetlerinin iklim değişikliğini teşvik etmedeki rolünü kapsamlı bir şekilde belgelemesinin yanı sıra, petrokimya endüstrisine tam desteğin tek bir siyasi partiyle sınırlı olmadığını da göstermiştir. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimler, iklim sistemini bilerek yok eden bir hükümetin kendi çocuklarının haklarını ihlal edip etmediğini mahkemelerin değerlendirmesini engellemek için mücadele etmiş ve nihayetinde Biden hükümeti başarılı olmuştur.
Dava ilk olarak 12 Ağustos 2015’te Oregon’daki bir ABD Bölge Mahkemesinde açıldı. Davacılar, on bir eyaletten 8 ila 19 yaşları arasında 21 gençti; bunlar arasında Siyah, Yerli, beyaz, melez ve LGBTQ gençler bulunuyordu. Dava, daha önce Oregon hükümetine iklim eylemi talebiyle dava açan Eugene, Oregon’dan 19 yaşındaki Kelsey Juliana’nın adını taşıyordu.
Juliana 21 grubu, Julia Olson’ın önderliğindeki kamu yararına çalışan küçük bir hukuk firması olan Our Children’s Trust tarafından temsil edildi. Dava, Oregon Üniversitesi Hukuk Profesörü Mary Wood tarafından geliştirilen ve atmosferin kamuya ait bir kaynak olduğunu ve hükümetin anayasal olarak onu mevcut ve gelecek nesiller için korumakla yükümlü olduğunu savunan Atmosferik Güven Davası olarak bilinen yasal stratejiye dayanıyordu.[2]
Davacıların iddiasına göre, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti elli yılı aşkın bir süredir fosil yakıtların sömürülmesine, üretimine ve yakılmasına bilerek izin vermiş, teşvik etmiş ve olanak sağlamış, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonlarının insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaşmasına kasten izin vermiştir.[3] 1960’lardan itibaren, ardı ardına gelen hükümetler, kontrolsüz fosil yakıt yakımının felaket sonuçları hakkında bilimsel olarak açık uyarılar almış, ancak yine de sorumlu endüstrileri sübvanse etmeye ve desteklemeye devam etmiştir.
Sonuç, 21 kişinin hayatının bağlı olduğu iklim sisteminde büyük bir bozulmadır. Hükümetin, bilerek yarattığı tehlikeye karşı kasıtlı bir kayıtsızlıkla hareket ettiğini iddia ettiler.[4]
Davacılar, ABD Anayasası’nın Beşinci Maddesinin insan yaşamını sürdürebilecek bir iklim sistemine ilişkin temel bir hakkı koruduğunu ve gerek örfi hukuk (common law) gerekse anayasal gelenek uyarınca hükümetin, hayati önem taşıyan doğal kaynakları mevcut ve gelecek nesiller adına bir emanet olarak koruma görevi bulunduğunu savundu.[5]
Mahkemeden, hükümetin fosil yakıt kullanımına izin vermeyi, yetkilendirmeyi ve sübvansiyon sağlamayı durdurmasını ve yargı onayına tabi olmak üzere sera gazı emisyonlarını azaltacak bir plan hazırlamasını gerektiren bir ihtiyati tedbir kararı çıkarmasını istediler.
Torunu 21 kişilik grupta bulunan tanınmış iklim bilimci James Hansen, davaya “gelecek nesillerin vasisi” olarak katıldı. Hansen’in uzman raporu, yayınlanmış araştırmalara bolca atıfta bulunarak, “insanların fosil yakıtları yakmasının Dünya’nın enerji dengesini bozduğuna” dair bilimsel kanıtlar sundu. Sonuç olarak, “gezegen ısınıyor ve mevcut gidişatımızı değiştirmezsek bunun sonu görünmüyor.” Sözlerini şöyle tamamladı:
“Hükümetimizin fosil yakıt projelerine ısrarla izin vermesi ve bunları desteklemesi, bugüne kadar insan uygarlığının gelişmesini sağlayan elverişli iklim sistemini daha da bozmaya hizmet etmektedir. Yaşanabilir bir iklim sistemini korumak için, fosil yakıt kullanımımız mümkün olan en hızlı şekilde kademeli olarak azaltılmalıdır. … Hükümetimizin ek, yeni veya yenilenmiş fosil yakıt projelerine izin vermesi, çocuklarımıza ve onların gelecek nesillerine karşı temel sorumluluğuna tamamen aykırıdır. Onların temel hakları şimdiden bıçak sırtındadır.” [6]
Daha sonra “Onlar Biliyordu: ABD Federal Hükümetinin İklim Krizine Yol Açmadaki Elli Yıllık Rolü” adıyla yayımlanan diğer bir uzman raporu, özgeçmişi haklı olarak “olabilecek en ana akım ve yerleşik isimlerden” diye nitelendirilen James Gustave Speth tarafından sunulmuştur. Kendisi Başkan Carter ve Başkan Clinton’ın kıdemli çevre danışmanı, Ulusal Kaynaklar Savunma Konseyi ve Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün kurucusu, BM Kalkınma Programı yöneticisi ve Yale Ormancılık ve Çevre Çalışmaları Okulu dekanıydı. Time dergisi bir keresinde onu “sistemin çekirdeğindeki kişi” olarak adlandırmıştı. [7]
Kısacası, Carter’dan Trump’a kadar her yönetimin fosil yakıt yakımının sonuçları hakkında açık bilimsel uyarılar aldığını ve hepsinin de harekete geçmekte başarısız olduğunu titizlikle belgelemek için eşsiz bir niteliğe sahipti. Carter’ın seçildiği 1976 yılından, Trump’ın ilk başkanlığının üçüncü yılı olan 2019’a kadar, ABD’nin enerji üretiminden kaynaklanan emisyonları yüzde 16 artmıştı.
Speth, federal hükümetin fosil yakıtlar konusundaki eylemlerinin “Cumhuriyet tarihindeki en büyük kamusal sorumluluk ihmali” olduğunu yazdı. [8] “Hükümetin bu devasa devasa boyutlardaki görevi kötüye kullanımı, mevcut ve gelecek nesilleri önemli tehlikelere karşı son derece savunmasız bıraktı.” [9]
Speth’in raporu şu sonuca vardı:
“Son kırk yıldaki eylemleri ve eylemsizlikleri analiz ettikten sonra, ülkenin enerji sistemi ve iklim değişikliğiyle ilgili olarak hükümetin tarihsel davranışında net bir örüntü ortaya çıkıyor. On yıllardır:
“a. Davalılar, iklim değişikliği tehlikelerinin gerçek, mevcut ve yoğunlaşmakta olduğunu ve bunların ağırlıklı olarak fosil yakıtların yakılmasından kaynaklandığını anlamışlardır.
“b. Davalılar, iklim değişikliğinin ülkeye ve özellikle genç davacılara ve gelecek nesillere nasıl zarar vereceğini anlamışlardır.
1. Davalılar, ulusumuz ve halkımız için daha fazla koruma ve güvenlik sağlayacak alternatif ulusal enerji sistemi yolları bulunduğunu anlamışlardır.
“Bunları kavramış olmalarına rağmen davalılar, rutin olarak ve tutarlı bir şekilde fosil yakıtları teşvik etmek ve böylece geri döndürülemez iklim tehlikesine neden olmak için hareket etmiş ve etmeye devam etmektedirler; bu durum, yalnızca takip edecek olan ciddi etkilere karşı kasıtlı bir kayıtsızlığı yansıtabilir; bu etkilere çoğunlukla genç davacılar ve gelecek nesiller katlanacaktır.” [10]
Sunulan bilimsel ve tarihsel kanıtlar o kadar eziciydi ki, sanıklar bunları çürütmeye çalışmadılar bile. Bunun yerine, fosil yakıt endüstrisi gruplarının desteğiyle Barack Obama’nın Adalet Bakanlığı, “kirlilikten arınmış bir çevre şeklinde bir anayasal hak bulunmadığını” savundu ve mahkemeyi davayı yargılama yapılmadan düşürmeye çağırdı. [11]
Hükümetin şaşkınlığına rağmen, Yargıç Ann Aiken davayı reddetmedi. Davacıların mahkeme duruşması hakkına sahip olduğuna hükmetti. “’Mantıklı yargımı’ kullanarak, insan yaşamını sürdürebilecek bir iklim sistemine sahip olma hakkının özgür ve düzenli bir toplum için temel olduğundan kuşku duymuyorum.” [12]
“Bir şikayette, hükümet eyleminin iklim sistemine açıkça ve önemli ölçüde zarar vererek insan ölümlerine, insan ömrünün kısalmasına, mülklere yaygın zarar verilmesine, insan gıda kaynaklarının tehdit edilmesine ve gezegenin ekosisteminin çarpıcı biçimde değişmesine neden olacağı iddia ediliyorsa, bu, bir hak ihlali iddiası oluşturur. Aksini savunmak, Anayasa’nın, hükümetin vatandaşlarının soluduğu havayı veya içtiği suyu zehirleme yönündeki bilerek aldığı karara karşı hiçbir koruma sağlamadığını söylemek anlamına gelir. Davacılar, temel bir hakkın ihlal edildiğini yeterli ölçüde iddia etmişlerdir.” [13]
Yıllarca süren engelleme
Ancak bunu takip eden şey bir yargılama değil, Obama’dan Trump’a ve Biden’a kadar ardı ardına gelen ABD yönetimlerinin davanın görülmemesini sağlamak için on yıl süren bir kampanyasıydı. Hükümet, olağanüstü ve birçok durumda emsalsiz bir saldırganlıkla yasal manevralar kullandı. Adalet Bakanlığı, davanın daha yargılama başlamadan önce engellenmesi için tarihsel olarak yalnızca vahim durumlar için ayrılmış aşırı acil bir hukuki araç olan “emir çıkarma” (writs of mandamus) tekrar tekrar başvurdu. Dava mahkeme salonuna doğru her yaklaştığında, başka bir hükümet önergesi duruşmayı tekrar erteledi. [14]
Ocak 2020’de Trump’ın yetkilileri, Dokuzuncu Temyiz Mahkemesi’nin davayı ikiye bir oyla reddetmesiyle nihayet istedikleri kararı aldırdılar. [15] Oy çokluğuyla verilen kararda, mahkemelerin federal hükümete ekonomiyi karbondan arındırmak için bir plan geliştirmesini emretme yetkisinin bulunmadığına, böyle bir çözümün hükümetin siyasi organlarına ait politika kararları gerektirdiğine hükmetti.
Ancak çoğunluk görüşü, verdiği karardan çok kabul ettiği hususlarla da dikkati çekiyordu. 1960’ların hit şarkısı Eve of Destruction’a (Yıkım Eşiği) atıfta bulunan Yargıç Andrew Hurwitz, davacıların “iklim değişikliğinin o eşiği daha da yaklaştırdığına dair ikna edici kanıtlar sunduğunu” yazdı. [16]
“Kapsamlı delil dosyası, federal hükümetin felaket niteliğinde iklim değişikliğine neden olabileceğini bilmesine rağmen uzun zamandır fosil yakıt kullanımını teşvik ettiğini ve mevcut politikayı değiştirmemenin çevresel bir kıyameti hızlandırabileceğini belgeliyor.” [17]
Kanıtları özetledikten sonra, “davacıların harekete geçilmesi gerektiğine dair ikna edici bir dava ortaya koyduklarını” kabul etti, ancak “gönlü razı olmasa da” mahkemenin harekete geçme emri verme yetkisinin olmadığı sonucuna vardı. [18]
Hükümetin tutumuna karşı gösterilmesi gereken öfkeyi muhalif yargıç Josephine Staton ifade etti:
“Bu dava açma sürecinde hükümet, Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak bir yanıt gerektiren bir dönüm noktasına ulaştığını bir gerçek olarak kabul ediyor, ancak felakete doğru son hızla ilerlemeye devam ediyor. Sanki bir asteroit Dünya’ya doğru hızla geliyor ve hükümet tek savunma mekanizmamızı kapatmaya karar veriyor. Bu davayı bastırmaya çalışan hükümet, Ulusu yok etme konusunda mutlak ve denetlenemez bir güce sahip olduğunu açıkça iddia ediyor.” [19]
Yargıç Staton, 50 yıllık geçmiş kayıtların, gençlere politikacılara güvenmelerini söylemenin “onlara hiçbir çarelerinin olmadığını söylemek olarak algılanacağını” gösteriyor diye yazdı. [20]
“Bugünkü kararda umut nerede? Davacıların iddiaları bilime, özellikle de geri dönüşü olmayan bir noktaya dayanıyor. Eğer davacıların korkuları, hükümetin kendi araştırmalarıyla desteklenerek doğru çıkarsa, tarih bizi iyi değerlendirmeyecektir. Denizler kıyı şehirlerimizi yuttuğunda, yangınlar ve kuraklıklar iç kesimlerimizi kasıp kavurduğunda ve fırtınalar aradaki her şeyi harap ettiğinde, geriye kalanlar şunu soracak: Neden bu kadar çok kişi bu kadar az şey yaptı?” [21]
Biden, iklim adaletine karşı
Karl Marks bir zamanlar kapitalist toplumlarda seçimlerin “yönetici sınıfın hangi üyesinin Parlamentoda halkı temsil ettiği aldatmacasını oynayacağına karar vermek” anlamına geldiğini yazmıştı. [22] Bu, ABD seçimleri ve iklim değişikliği için kesinlikle doğrudur. Trump, Paris Anlaşması’ndan çekildi ve aktif olarak petrol ve doğalgaz üretimini teşvik etti. Biden Paris Anlaşması’na yeniden katıldı, ancak başkanlığı sırasında ABD petrol üretimi tüm zamanların rekorlarına ulaştı. [23] Ve her ikisi de mahkemelerin sera gazı emisyonlarında zorunlu kesintileri dikkate almasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
Joe Biden, iklim değişikliğine karşı harekete geçme sözü vererek 2021 yılının başında göreve geldi. Cesaretlenen Juliana davacı grubu, davalarını görüşmek üzere Adalet Bakanlığı’ndan defalarca görüşme talebinde bulundular. Talepleri görmezden gelindi. [24]
Temmuz 2021’de davacılar, temyiz mahkemesinin itirazlarını karşılayan revize edilmiş bir şikayet dilekçesi sundular. Mahkeme gözetiminde ulusal bir iklim kurtarma planı yerine, artık sadece federal hükümetin fosil yakıt politikalarının anayasal haklarını ihlal ettiğine dair bir karar istediler. Biden yönetimi, Trump’ınki gibi amaçlarının “Juliana-Amerika Birleşik Devletleri davasını öldürmek” olduğunu açıkça belirterek, bu talebi kabul etmeyi reddetti. [25] Our Children’s Trust (Çocuklarımızın Vakfı) baş hukuk danışmanı Julia Olson’ın bir muhabire söylediği gibi, “Biden göreve geldiğinde hiçbir değişiklik olmadı, Trump yönetiminden de hiçbir değişiklik olmadı.” [26]
Şubat 2024’te, Yargıç Aiken’in değiştirilmiş dosya üzerinde duruşma yapılmasına onay vermesinin ardından, Biden Adalet Bakanlığı, davanın jüri önüne çıkmasını engellemek amacıyla emsalsiz bir şekilde yedinci kez zorunlu icra emri talebinde bulundu. Bu, Trump yönetiminin de kullandığı aynı olağanüstü yasal silahtı.
50.000’den fazla kişi ve 255 kuruluş, Başsavcı Merrick Garland’ın Adalet Bakanlığı’nın davaya karşı muhalefetine son vermesini talep eden bir dilekçe imzaladı. Hiçbir şey değişmedi.
Mayıs 2024’te, Dokuzuncu Bölge Mahkemesi’nden üç yargıçtan oluşan bir heyet, Adalet Bakanlığı’nın yedinci dilekçesini kabul ederek Yargıç Aiken’e davayı düşürme emri verdi. 24 Mart 2025’te Yüksek Mahkeme temyiz başvurusunu dinlemeyi reddetti.
Trump , ikinci döneminde Juliana-Birleşik Devletler davasıyla uğraşmak zorunda kalmadı, çünkü Biden, Trump’ın yöntemlerini kullanarak bu davayı başarıyla bastırmıştı.
Juliana 21 avukatlarının da belirttiği gibi, Trump ve Biden yönetimleri, “ülkemizin 21 gencinin anayasal haklarını susturmak için tarihteki diğer tüm davalardan daha fazla sayıda, nadir bulunan her türlü yasal aracı kullandı.”
“Bir yandan Juliana davasını engellemeye çalışırken, her yönetim aynı anda Amerika Birleşik Devletleri’nin fosil yakıt enerji sistemini genişletti ve böylece bu ülkeyi Dünya üzerindeki en büyük fosil yakıt üreticisi haline getirerek iklim krizini şiddetlendirdi ve bu genç davacıların anayasal haklarını daha da ağırlaştırdı…”
“Bu dava, destansı boyutlarda bir acil durum içeriyor: Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘çevresel bir kıyamet’ yaratmaktan ve bu gençlerin yaşamlarını, sağlıklarını ve güvenliklerini ABD Anayasası’nın kasıtlı ihlaliyle tehlikeye atmaktan yargılanmasının zamanı geldi.” [27]
O dava açılmadı – şimdilik.
Referanslar
[1] Karl Marx and Frederick Engels, The Communist Manifesto, MECW vol. 6 (International Publishers, 1976), 486.
[2] Adams-Schoen, “Juliana v. United States”; Michael C. Blumm and Mary Christina Wood, “’No Ordinary Lawsuit’: Climate Change, Due Process, and the Public Trust Doctrine,” American University Law Review 67, no. 1 (2017): 1–87.
[3] Juliana, et al. v. United States, et al., SSRN, January 4, 2017,https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2893912.
[4] . Adams-Schoen, “Juliana v. United States.”
[5] Juliana, et al. v. United States, SSRN; Blumm and Wood, “’No Ordinary Lawsuit.’“
[6] Exhibit A: Declaration of Dr. James E. Hansen in Support of Plaintiffs’ Complaint for Declaratory and Injunctive Relief, 4.
[7] Wen Stephenson, “Gus Speth: ‘Ultimate insider’ goes radical,” Grist, September 17, 2012.
[8] James Gustave Speth, They Knew: The US Federal Government’s Fifty-Year Role in Causing the Climate Crisis (MIT Press, 2022), 38.
[9] Speth, They Knew, 5.
[10] Speth, They Knew, 152-3.
[11] John Sutter, “Climate kids take on the feds”. CNN, March 9 2016
[12] Case No. 6:15-cv-01517-TC, Document 83, November 10, 2016, 32.
[13] Ibid., 33
[14] Juliana v. U.S. Timeline, Climate Change Resources,https://climatechangeresources.org/youth/youth-take-action/through-judicial-action/juliana-v-u-s-timeline-youth/
[15] United States Court of Appeals for the Ninth Circuit, No. 18-36082, D.C. No.6:15-cv-01517-AA, January 17, 2020. Opinion by Judge Hurwitz; Dissent by Judge Staton
[16] Ibid. (Hurwitz), 11.
[17] Ibid, 11.
[18] Ibid, 32.
[19] Ibid. (Staton), 32-3
[20] Ibid., 43.
[21] Ibid., 64.
[22] Karl Marx, The Civil War in France, MECW, vol. 22 (International Publishers, 1986), 333.
[23] Aleks Phillips, “Joe Biden Is Producing More Oil Than Donald Trump Did,” Newsweek, January 9, 2024.
[24] “Biden and the Department of Justice,” Our Children’s Trust,https://www.ourchildrenstrust.org/biden-doj
[25] Quoted in Case 6:15-cv-01517-AA, Document 574, Filed 02/01/24, 2.
[26] Quoted in Julia Rock, “Biden Is Aiming to Destroy a Historic Climate Change Lawsuit,” The Lever, May 26, 2022.
[27] Case 6:15-cv-01517-AA, Document 549, Filed 07/06/23.
21 genç insan, yaşanabilir bir gezegene sahip olmanın bir anayasal hak olduğunu iddia etti. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler onları durdurmak için aşırı önlemler aldı. (Fotoğraf: Our Children’s Trust)