“Eğitim Sen sınıfın bir parçasıdır”

Yeni bir mücadele için sınıfsal kavrayışla yaratılacak bir örgütlenme, tabanın söz ve yetkisinin olduğu bir demokratik kavrayış hemen olmasa da tedricen Eğitim Sen’i yeniden ayağa kaldırabilir.

Eğitim Sen’in ve kamu çalışanlarının mücadele tarihi ile ilgili bir kamu çalışanıyla konuştuk.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun kuruluş sürecini ve öncesinde sürdürülen mücadele dönemini doğru okumadan anlamamız ve gelinen süreci kavramamız mümkün değildir. 8 Aralık 1995 yılında kurulmadan önce, emekli öğretmenlerin kurduğu Eğit-Der ve Eğit-Der’den Eğit-Sen’e uzanan süreci doğru kavramak gerekiyor. Öncesinde yaşanan 1989 Bahar Eylemleri ve Zonguldak Büyük Madenci Grevi, bu süreci önceleyen önemli kalkış noktalarıdır. 12 Eylül darbesinin yaratmış olduğu toplumsal depolitizasyon sürecinin gerilettiği örgütlenme ve mücadele azminin yeniden canlanmaya başladığı bir süreçtir. Eğit-Sen yaratılan bu toplumsal yükselişin yarattığı itkinin üzerine oturmuştur. Eğit-Der’den Eğit-Sen’e sürecinde, Eğit-Sen’den önce 28 Mayıs 1990’da kurularak sendikalaşma sürecini başlatmıştı.  13 Kasım 1990’da ise Eğit-Sen’in süreci başlamıştır. 

Fiili ve meşru mücadele

Eğit-Sen’in yola çıkarken “Fiili ve meşru mücadele” şiarıyla hareket etmesi, militan bir örgütlenmeyi de beraberinde getirmiştir. Üye aidatlarının elden toplanması, mühürlenen kapıların sökülerek eylem alanlarına götürülmesi bu sürecin öne çıkan özelliklerinden bazılarıdır. Aidatların elden toplanması sendikada üye denetimini de beraberinde getirmişti.

Eğit-Sen’in fiili ve meşru mücadeleyi öne çıkararak yürüttüğü örgütlenme, öğretmenlerin kendi kabuklarını kırmasını sağlamasının yanında belli bir ilgiyi de yaratmıştır. Ancak bu ilgi kendi içinde taşıdığı zaafların gün yüzüne çıkmasına o dönemde değil, sonraki süreçte engel olmuştur. Sınıfın sendikal hareketinin ve Kürt siyasal hareketinin yaratmış olduğu rüzgâr bir süre daha sendikal mücadeleyi beslemiştir.

Sendikanın kapatılması tehdidi

Eğitim-İş ile birleşerek kurulan Eğitim-Sen ve sonrasında kurulan KESK, sendika yasasının çıkarılmasına endekslenen bir mücadelenin hâkim anlayış haline gelmesini de beraberinde getirmiştir.  Eğitim Sen’in tüzüğünde yer alan “anadilde eğitim” maddesine yönelik Aydınlık çevresi ile psikolojik harekât merkezlerinin saldırıları sonucu sendika “kapatılmakla” tehdit edilerek Eğitim Sen’e geri adım attırılmıştır. Sürdürülen psikolojik harekât sonrasında, Eğitim Sen’in “Atatürkçü” bir sendika olmadığı gerekçesiyle sosyal demokrat bilince sahip üyeler ve onlara önderlik edenler Eğitim Sen’den ayrılarak yeniden Eğitim-İş’i kurmuşlardır. Bu süreç sonucu Eğitim Sen belli bir güç kaybıyla karşı karşıya kalmıştır.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikalar Kanunu, 25 Haziran 2001 yılında çıkarılmış;, bu yasayla kamu emekçileri sendikaları zapturapt altına alınmıştır. Bu yasa Eğitim Sen’in murat ettiği bir yasa değildi elbet. Ancak sendikal örgütlenmeye yasal bir zemin de yaratılmış oldu. Bu süreçten sonra hükümet yanlısı sendikalarda önemli atılımlar olmuş;, hükümetin gücünü arkasına alan sendikalar hızla kitleselleşerek, kamu emekçileri mücadelesinin önünde birer engel oluşturmaya başlamışlardır.

Eğitim Sen kendi örgütlenme sorunlarını aşamadığı için basın açıklamasından basın açıklamasına koşan, reel politiker bir sürüklenişle baş başa kalmıştır.

Klasik sendikacılık

Eğitim Sen ve KESK içinde örgütlü olan ve yönetici konumlarda yer alan politik anlayışların ideolojik körlükleri de sendikanın kan kaybetmesinde önemli bir katalizör olmuştur. Ataması yapılmayan öğretmenleri, özel okul çalışanı öğretmenleri örgütlemekten bilinçli olarak kaçınan Eğitim Sen, klasik sendikal anlayışın kurbanı olmuştur.  Kendini bir türlü sınıfın parçası olduğunu kavrayamayan/kabul etmeyen Eğitim Sen, farklı politik anlayışların “arka bahçeye” çevirmeye çalıştığı bir örgütlülükle yüz yüze kalmıştır. 

Sınıfın dünyada ve yaşadığımız topraklarda geçirdiği evrimi, güvencesiz çalışanları görmezden gelen bu sendikal anlayış, bırakın yeni unsurları örgütlemeyi, elindekileri bile korumayı başaramamaktadır.

Yeni bir mücadele için sınıfsal kavrayışla yaratılacak bir örgütlenme, tabanın söz ve yetkisinin olduğu bir demokratik kavrayış hemen olmasa da tedricen Eğitim Sen’i yeniden ayağa kaldırabilir.

Ataması yapılmayan öğretmenleri, özel okul öğretmenlerini, Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan usta öğreticileri, okullardaki temizlik işçilerini örgütlemeyi önüne koymayan bir Eğitim Sen daralmayı, kendi örgütsel krizlerini aşamayacaktır. Sadece devlet okullarındaki öğretmenleri örgütlemekle sınırlayan bir sendikal anlayış “solcuların sendikası” yaftasını yırtamayacak, kuruluşunda yakaladığı dinamizmi bir daha yakalayamayacaktır.

son yazıları

Savaş için değil çocuklar için bütçe!
Küresel Güney, Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaşın bedelini ödeyecek
Filistin için mücadeleye ara verilemez!

ilginizi çekebilir

cocukisci1
Savaş için değil çocuklar için bütçe!
bretn-petrol-varili
Küresel Güney, Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaşın bedelini ödeyecek
Lavc59.13
Filistin için mücadeleye ara verilemez!