Sormaktan vazgeçmeyeceğiz: Gülistan Doku nerede?

Neden bazı cinayetler sistematik biçimde karartılıyor? Sıradan insanlar adaleti hak etmiyor mu? Geç gelen adalet, adalet midir? 

5 Ocak 2020’de, Dersim’de (Tunceli) şüpheli bir şekilde ortadan kaybolduğundan beri ailesi, kadın örgütleri ve toplumun belli bir kesimi tarafından ısrarla sorulan ve gündemden düşürülmeyen bu soru hala cevaplanmayı bekliyor. Ancak son dönemde davada önemli gelişmeler oldu.

Günümüze kadar geçen sürede neler yaşandığını hatırlamak gerekirse; Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisi olan Gülistan Doku, kaldığı Kredi ve Yurtlar Kurumundan (KYK) 4 Ocak 2020’de ayrıldıktan sonra bir daha geri dönmedi ve ailesinin kayıp başvurusu yapması ile birlikte süreç başladı. 

Telefon sinyalleri ve MOBESE kayıtları incelendi. Bu incelemelerin sonucunda, dönemin valisi Tuncay Sonel ve emniyet birimlerinin de yönlendirmesiyle Uzunçayır Baraj Gölü etrafında arama çalışmaları başlatıldı. Soruşturma intihar şüphesi üzerinden yürütüldü ve baraj gölü ile çevresinde üç kez arama yapıldı; ancak herhangi bir sonuca ulaşılamadı. İntihar senaryosunun öne çıkarılmasına ve medyadaki haberlere tepki gösteren ailesi ile kadın örgütleri, bu iddiaların bir algı operasyonu olduğunu vurgulayarak; her fırsatta olayın ‘şüpheli kadın ölümü’ veya ‘cinayet’ şüphesiyle soruşturulması gerektiğini dile getirdiler. Ailesi oturma eylemleri yaptı, birden fazla kez gözaltına alındı; siyasi partilerle araştırma komisyonu kurulması ve daha etkin bir soruşturma yürütülmesi için görüştü. 4 yıl önce, 2022 yılında HDP, konuyu Meclis gündemine getirerek araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Bu önerge muhalefet tarafından desteklendi; ancak duymaya alışkın olduğumuz üzere yine AKP-MHP oylarıyla reddedildi. 

Gizli bir tanığın, dönemin Dersim Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’i Gülistan Doku’ya cinsel saldırı ve silahla öldürmekle suçlamasının ardından, soruşturma bu kapsamda ele alındı. 

Gülistan Doku’nun sosyal medya hesabından iki kişinin silinmesi, SIM kart verilerinin yok edilmesi, hastane ve üniversite kamera kayıtlarının silinmesi gibi ciddi bulgular ortaya çıktı. Bu gelişmelerin ardından gözaltına alınan 15 kişiden 11’i “kasten öldürme”, “cinsel saldırı” ve “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamalarıyla tutuklandı. 

Tam bir aydınlatma istiyoruz

Gülistan Doku’nun nerede olduğu, başına tam olarak ne geldiği gibi konular hala aydınlatılmış değil; bu yüzden ailesi ve bu konuyu gündemden düşürmemeye kararlı kişiler hala “Gülistan Doku nerede?” diye haykırmaya devam ediyor. 

Katili belli olan kadın cinayetlerinde dahi erkekler hafif cezalarla, iyi hal indirimleriyle ya da cezasızlıkla ödüllendirilirken ve adalet gerçek anlamda yerini bulmazken; şüpheli kadın ölümleri ya da cinayet şüphesi olarak değerlendirilmesi gereken pek çok kayıp ya da ölüm vakası hâlâ etkin bir soruşturmayla gerçeklerin ortaya çıkartılmasını ve adaletin sağlanmasını bekliyor.

Bu açıdan Gülistan Doku davası, Türkiye’de kadınların başına gelen adaletsizlikleri çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren örneklerden yalnızca bir tanesi ve bu davadaki gelişmeler, kendi çocuklarının şüpheli ölümü için hak mücadelesi veren ailelere umut oluyor elbette. Yaşananlar açığa çıkar ve suçlular ceza alırsa, adaleti bekleyen başka davalara da ışık tutabilir, emsal olabilir.

Katillerden hesap sorulacak

Rabia Naz Vatan, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz, Nadira Kadirova, Yeşim Akbaş, Aleyna Çakır, Yeldana Kaharman gibi isimler kamuoyunun hafızasında yer etmiş şüpheli ölüm ve cinayet vakaları arasında adalet bekleyen isimlerden yalnızca bazıları. 

Peki yeterince ya da belki de hiç gündem olmayı “başaramamış” diğer şüpheli kadın ölümleri? Sadece kamuoyu baskısıyla görünür hale gelip “gündem olmayı başarabilmiş” ölümler mi adaleti hak ediyor? 

Adalet, gücü elinde tutanın yön vermesiyle değişebilecek bir olgu mu? Siyasi iktidarın, yargı mekanizmalarının ve bürokrasinin çıkarlarına göre şekillenen bir ayrıcalık mı? 

Neden bazı cinayetler sistematik biçimde karartılıyor? Sıradan insanlar adaleti hak etmiyor mu? Geç gelen adalet, adalet midir? 

Adalet arayışındaki ailelerin bu süreçte uğradığı iftiraların, maddi ya da manevi maruz bırakıldıkları zorlukların, seslerinin susturulmaya çalışılmasının yarattığı yıpranmanın hesabını kim verecek? 

Dokunulmalı

Tuncay Sonel gözaltına alındığında “Ben devletin valisiyim, emniyette ifade vermem” diyerek ifade vermeyi reddediyor. Bu cümleyi neye dayanarak kurabiliyor? Devletin yetkilileri, kurumları ya da güçlü bağlantılara sahip kişiler sorgulanamaz mı? Bir insan devlet kademesinde ne kadar yukarıdaysa, o derece yargıdan bağımsız mı oluyor? Bu cümle, gücün kendisini hukuka karşı konumlandırdığı yere dair bir itiraf mı? Bunca sorgulamaya ve daha fazlasına neden olan sistem, adil bir sistem midir?

Soruşturmalar ve yargılamalar failin kim olduğuna göre yön değiştiremez. Bir davanın etkin bir şekilde ele alınabilmesi ve kovuşturulabilmesi için mağdurun kim olduğuyla ilgilenilmemeli. Adalet, seçilerek uygulanmaz; herkes için ve eşit derecede var olmak zorunda. Kanunun var olması yetmez, uygulanması da gerekir. 

Kadın cinayetleri münferit olaylar değildir, sistemsel bir sorundur ve bu sistemin açıkça değişmesi gerekmektedir. Mücadele sürdükçe, bu düzenin değişmesine dair umut her zaman var olacaktır. Kadınlar adalet aramaktan da var olan sistemi teşhir etmekten de vazgeçmeyecek.

son yazıları

Sen yoksan, bir kişi eksiğiz
Epstein’ın dosyası: Sermaye-devlet-hukuk gözetiminde istismar
Mamdani’in ilk icraatlarının gösterdikleri

ilginizi çekebilir

cocukisci1
Savaş için değil çocuklar için bütçe!
ekran-resmi-2026-03-03-133548
“Eğitim Sen sınıfın bir parçasıdır”
bretn-petrol-varili
Küresel Güney, Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü savaşın bedelini ödeyecek