Donald Trump ile ilgili sorun, sosyal medyada küfür kullanması değil. Sorun, onun iğrenç bir ırkçı ve kaba saba bir adam olması ve dünyanın üzerindeki herkesin hayatı ve ölümü üzerinde iktidara sahip olmasıdır. Geçen hafta çarşamba günü yaptığı prime-time konuşmasına bakın; İranlıları “Onları ait oldukları yere, Taş Devri’ne geri götüreceğiz” diyerek tehdit etti.
Bunun, 3000 yıllık bir uygarlığa yönelik aşağılayıcı hakaret olmasını bir kenara bırakalım. Bu ifade nereden geliyor? 1965 yılında General Curtis LeMay, Birleşik Devletler’in Kuzey Vietnam’ı Güney’deki Washington kukla rejimine karşı savaşmayı bırakmazlarsa “Onları Taş Devri’ne bombalayacağız” diye tehdit edilmesi gerektiğini yazmıştı. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı olarak LeMay, Sovyetler Birliği ile nükleer savaş yapılması için defalarca uğraşmıştı.
1968 başkanlık seçimlerinde LeMay, ırk ayrımcılığı yanlısı George Wallace’ın Başkan Yardımcısı Adayı olarak yarıştı. Cumhuriyetçi Richard Nixon o seçimi kazandı. Ancak dört yıl sonra Nixon, LeMay’in sloganını neredeyse uygulamaya koyacaktı. Kuzey Vietnam’ı savaşın bitirilmesi için ABD’nin istediği şartları kabul etmeye zorlamak amacıyla, yüzlerce B-52 bombardıman uçağıyla ülkenin sivil altyapısını yerle bir etti: elektrik santralleri, fabrikalar, hastaneler, depolar, demiryolları, okullar. Trump’ın İran’a yönelik tehdidi de tam olarak budur.
Kuzey Vietnam, Nixon’ın talep ettiği tavizleri vermeyi yine de reddetti. Çaresiz kalan Nixon, daha önce zaten kabul ettikleri şartlarla yetinmek zorunda kaldı. Kısa süre sonra, Nisan 1975’te, Kuzey Vietnam Ordusu Güney’in başkenti Saygon’u ele geçirdi.
Tarihin en büyük imparatorluğu, kararlı bir milliyetçi hareket tarafından yenilgiye uğratılmıştı. Aynı imparatorluk şimdi İran’daki İslami Cumhuriyet rejiminde benzer bir hareketle karşı karşıya. Trump’ın böbürlenmesinin aksine, Tahran’da hiçbir rejim değişikliği olmadı. Aksine, ABD-İsrail suikast kampanyası, çok sayıda uzmana göre, Washington’a ve Tel Aviv’e karşı savaşı sürdürmeye istekli unsurları daha da kararlı hale getirdiği görülüyor.
İran yöneticilerinin iki büyük avantajı var. Birincisi, ABD ve İsrail’in ortadan kaldıramadığı, yerli üretim ileri düzey füze ve drone stokları. İkincisi ise, dünya ekonomisinin ana geçiş yollarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerindeki boğucu kontrolleri. İran’ın bu ikinci silahı kullanacağı tamamen öngörülebilirdi. Barack Obama döneminde Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı olan Ben Rhodes, pazartesi günü BBC Radio 4’ün Today programına verdiği demeçte, katıldığı savaş oyunlarında “İran’ın her zaman Hürmüz Boğazı’nı kapattığını” söyledi.
Ancak Trump bunu öngöremedi. Geçen çarşamba günü “Hürmüz Boğazı’na ihtiyacımız yok” dedi. Bunu ihtiyacı olan Avrupa ve Doğu Asya’daki ABD müttefiklerine seslenerek “Biraz gecikmiş cesaretinizi toplayın… Boğaz’a gidin ve orayı alın” diye çağrıda bulundu.
Bu, sorumluluktan kaçınmaktır. Uluslararası ilişkiler ders kitaplarını okursanız, Robert Gilpin gibi uzmanların şu tür ifadelerine rastlarsınız: “Hegemonik güçlerin, gelir karşılığında kamu malları (güvenlik ve mülkiyet haklarının korunması) sağladıkları söylenebilir.” Hegemonyayı, askeri ve ekonomik olarak baskın gücün daha zayıf devletlerin rızasını sağladığı bir tür koruma şantajı olarak görebilirsiniz.
Ama bunun işlemesi için Godfather’ı izlemiş olan herkesin bildiği gibi korumanın gerçekten sağlanması gerekir. Sağlanan ana “kamu mallarından” biri, uluslararası ticaretin aktığı deniz yollarını açık tutmaktır. ABD bu görevi Britanya’dan devralmıştı. 1980’lerde İran-Irak Savaşı sona yaklaşırken İran, Körfez’de petrol tankerlerine yönelik saldırılarını artırdığında Pentagon devreye girerek dengeyi Tahran aleyhine bozmuştu.
Ancak başka bir uluslararası ilişkiler uzmanı Stephen Walt’ın “yırtıcı hegemonya” diye tanımladığı Trump yönetiminde ABD bu rolü terk ediyor. Bu durum, ekonomik ve askeri güç dengesindeki değişimi yansıtıyor. Eğer “orayı almak” bu kadar kolay olsaydı, Pentagon bunu çoktan yapmış olurdu.
Çaresizce çırpınan Trump, boğazın yeniden açılmasını talep etmeye geri döndü. Ancak uzun süredir ABD’nin müttefiki olan ülkeler ona artık güvenmiyor. Medya, Trump’ın NATO’nun savaşa katılmadığı için öfkelendiğinden bahsediyor. Ama bu öfke iki yönlüdür. Avrupa Birliği’ndeki en yakın müttefiki olan İtalya’nın faşist Başbakanı Giorgia Meloni bile savaşa karşı çıktı ve İsrail’e yaptırım uygulanmasını savundu. Küresel güç dengesinin tektonik plakaları gerçekten kayıyor.
İngilizce’den çeviren: Ali Ekber
