Ümit Doğru: Filistin’in özgürleşmesiyle tüm insanlığın kurtuluş mücadelesi iç içe

BDS Türkiye aktivistlerinden Ümit Doğru sorularımızı yanıtladı.

BDS nedir, Filistin direnişinde BDS hareketinin yeri nedir?

Kısa bir arka plan bilgisiyle başlarsak; BDS hareketi aralarında sendika, meslek örgütü, taban hareketleri ve mülteci ağlarının da olduğu 170’ten fazla kurum ve kuruluşun imzasıyla, Filistin sivil toplumunun en geniş koalisyonu olarak 2005 yılında ilan edildi. Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı yürütülen ve zaferle sonuçlanan kampanyadan ilham alan BDS, temelde şu üç amaç uğruna harekete geçti: Filistin ve diğer Arap topraklarındaki İsrail işgalinin sona ermesi, 48 Bölgesindeki Arap-Filistinli vatandaşların eşit haklarının tanınması ve son olarak; Filistinli mültecilerin, BM 194 sayılı Kararında belirtildiği üzere, evlerine geri dönme haklarına saygı gösterilmesi, bu hakların korunması ve teşvik edilmesi.

BDS’nin kendini, antisemitizm ve İslamofobi de dahil olmak üzere her türlü ayrımcılığa ilkesel olarak karşı bir insan hakları hareketi olarak tarif ettiğini de vurgulamak isterim.

Peki BDS nasıl bir mücadele yöntemi öneriyor?

İsminden de anlaşılacağı üzere (Boycott, Divestment and Sanctions yani Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar), hareketin mücadelesi şu üç boyuta sahip:

Boykot; İsrail’in apartheid rejimi içerisinde mal ve hizmet üreten şirketlere, bu rejimin unsurları olan spor, kültür ve akademi kurumlarına ve Filistin halkına karşı insan hakları ihlallerine karışan tüm uluslararası şirketlere boykot uygulanmasını,

Yatırımların geri çekilmesi; devletlerin, bankaların, yerel konseylerin, emeklilik fonlarının, üniversitelerin ve bireylerin; işgal devletinde faal ya da bu rejimle ilişkili tüm uluslararası şirketlerden yatırımlarını çekmesini,

Yaptırımlar; İsrail’in apartheid rejiminin sürdürülmesine yardım etmeme yönündeki yasal yükümlülüklerini yerine getirmeleri için hükümetlere baskı yapmayı; bu kapsamda yasadışı İsrail yerleşimleriyle iş yapmayı yasaklama, askeri ticareti ve serbest ticaret anlaşmalarını sona erdirme ve işgal devleti İsrail’in BM organları ve FIFA gibi uluslararası kuruluşlardaki üyeliğinin askıya alınması gibi “resmi” kararlar aldırmayı hedefler.

Bu bağlamda, BDS hareketi Filistin halkının on yıllardır sürdürdüğü eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesiyle uyum içinde faaliyet yürütür ve Filistin halkının direnişini koşulsuz destekler. Filistin merkezli bir hareket olarak BDS, Filistinlilerin insanlığın geri kalanıyla aynı haklara sahip olduğu şeklinde basit bir ilkeye dayanır.

Yaşanan son soykırım sürecinde de açıkça görüldüğü gibi; uluslararası kurumlar 1948’den itibaren, işgal devleti İsrail’i insani hukuka uymaya, temel insan haklarına saygı göstermeye ve Filistin halkına yönelik işgal ve baskısını sona erdirmeye zorlamakta başarısız oldu. İşgal devleti İsrail, Filistin topraklarını işgal edip sömürgeleştirmeyi, İsrail vatandaşı olan Filistinlilere karşı ayrımcılık yapmayı ve Filistinli mültecilerin evlerine dönme hakkını reddetmeyi sürdürüyor. Bu durum en nihayetinde, hükümetler İsrail’i sorumlu tutmakta ve yaptırım uygulamakta başarısız olduğu için, dünyanın dört bir yanındaki şirketler ve kurumlar İsrail’in Filistinlileri soykırım ve etnik temizliğe tabi tutmaya yardımcı olduğu için sürebilmektedir. İşte bu noktada, Filistin’deki işgal ve sömürge rejiminin beslendiği tüm kaynaklara karşı, BDS tüm dünya halklarına kullanabilecekleri araç, yöntem ve hedefleri sunarak Filistin halkıyla etkili bir dayanışmanın tüm yerküreye yayılmasının zeminini oluşturuyor. Zira Filistin’e saldıran rejimin arkasında küresel bir çıkar ağı mevcut ve bu rejime direniş de küresel bir nitelik kazanmak zorunda. 2023 ve sonrasında yaşanan soykırım da bu küresel dayanışmanın stratejik önemini ve bunun araçlarına duyulan yakıcı ihtiyacı kanıtladı.

Küresel ölçekte BDS hareketi, Filistin direnişine yönelik bu güne dek ne tür kazanımlar elde etti?

Uluslararası BDS hareketinin bugüne kadarki birçok önemli kazanımından birkaçına kısaca değinirsek;

  • Dünyanın en büyük güvenlik firmalarından birisi olan ve işgal hapishanelerinin yönetimindeki rolü nedeniyle boykot çağrısı yapılan G4S, İsrail’deki faaliyetlerinden tamamen çekilme kararı aldı. Bu karar, küresel ortakların desteğiyle 13 yıl süren BDS kampanyasının ardından geldi.
  • Fransız telekomünikasyon devi Orange, 6 yıl süren kampanya sonucunda, işgal ordusuna hizmet sunan Partner Communications ile franchise ilişkisini sonlandırdığını duyurdu
  • Alman spor giyim şirketi Puma, şirketin itibar kaybına ve ekonomik açıdan zararına yol açan BDS’nin boykot çağrılarının ardından, Aralık 2023’te, İsrail Futbol Federasyonu ile olan sözleşmesini yenilemeyeceğini açıkladı.
  • BDS çağrıları sonucunda, Fransız sigorta şirketi AXA, 2024 yılının ağustos ayında İsrail’deki büyük bankalardaki yatırımlarını satmak zorunda kaldı.

Özellikle soykırım sürecinden sonra, Filistin dostu ve BDS destekçisi milyonlarca insanın çabasının yarattığı etkiyi “İsrail İhracat Enstitüsü” başkanının kullandığı şu ifadelerde görebiliriz: “BDS ve boykotlar İsrail’in küresel ticaret manzarasını değiştirdi. Ekonomik boykotlar ve BDS örgütleri büyük zorluklar yaratıyor ve bazı ülkelerde gizlice faaliyet göstermek zorunda kalıyoruz.”

Öte yandan, işgal devletindeki yabancı yatırım hacminin 2024’te %30 oranında düştüğü de istatistiklere yansıdı.

Yukarıda da değindiğim gibi, BDS kampanyası sadece İsrail işgal ekonomisini hedef almıyor; aynı zamanda, sömürgeci bir apartheid devleti olan İsrail’in “meşruiyet”ini de tartışmalı hale getiriyor.”

Bu bağlamda değerlendirebileceğimiz gelişmeleri de şöyle sıralayabiliriz:

  • Gazze soykırımının başlamasıyla, BDS hareketinin etkisi önemli ölçüde arttı ve bazı devletleri de etkilemeye başladı. Hareketin, İsrail’in bir apartheid devleti olduğu yönündeki görüşü artık yaygın olarak kabul görüyor. Bu etki, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail’i soykırım yapmakla suçladığı dava ve ardından UAD’nin 26 Ocak 2024’te İsrail’in Gazze’de soykırım yapıyor olabileceğine dair verdiği kararla daha da belirginleşti. Devamında, BM İnsan Hakları uzmanları, soykırım riskine atıfta bulunan çığır açıcı bir bildiri yayımlayarak tüm devletleri yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye ve “İsrail’e tüm silah ihracatını derhal durdurmaya” ve “ticaret, finans, seyahat, teknoloji veya işbirliğine yaptırımlar uygulamaya” çağırdı. Bu, BDS hareketinin uzun yıllardır ısrarla savunduğu ve kitlesel destek topladığı talepleri yansıtıyordu.
  • Lahey Grubu’nda yer alanlar ve pek çok başka ülke daha, çift kullanımlı ürünleri de (askeri amaçlı kullanılabilecek hammaddeler) dahil ederek, İsrail’e ya askeri ambargo kararı aldı ya da bu rejimle askeri ticaretinde kısıtlamaya gitti.

Son günlerde tanık olduğumuz ve tüm coğrafyamızı esir alan emperyalist-siyonist saldırganlık bize acı şekilde şunu gösterdi: Dünyayı mutlak kanunsuzluk, büyük trajediler ve muhtemel bir nükleer savaşın uçurumundan kurtarmak için, ABD-İsrail ittifakına karşı küresel bir direniş dalgası oluşturmak insanlık için varoluşsal bir ihtiyaç. İçinde olduğumuz koşullar, “güçlünün haklı olduğu” bu düzene direnmek için dünya çapında, kitlesel ve ortak bir seferberlik yaratmayı dayatıyor. Bölgemizi ve dünyayı tehdit eden bu saldırganlığın, ilk olarak Filistinliler üzerinde denenen askeri doktrinler ve silah teknolojileri üzerine kurulduğunu ve İsrail’in Gazze’deki soykırım “deneyi”nden ve bunu “cezasız” bir şekilde gerçekleştirmesinden cesaret aldığını görmeliyiz. Dolayısıyla, bu kıyamet ittifakına karşı, önce İsrail’i durdurmak ve ciddi şekilde hesap vermeye zorlamak çok önemli bir mevzi kazanmak demektir.

Lokalde neler oldu, Gazze soykırımından beri BDS Türkiye, ne hedefledi neler yaptı?

BDS Ulusal Komitesi’yle (BNC) koordine şekilde BDS Türkiye, 2009 yılından bu yana, Türkiye ile işgal devleti arasındaki her türden ilişkinin (askeri, siyasi, ticari, akademik ve kültürel) kesilmesini hedefleyen faaliyetlerini sürdürüyor. Yıllardır yürütülen bu çalışma ve hedefleri, Gazze soykırımı başladıktan sonra olağanüstü bir aciliyet kazandığı için, BDS Türkiye olarak, işgal devletiyle stratejik ve kapsamlı ilişkileri bulunan Türkiye devleti ve sermayesini bu ilişkilerden derhal geri çekilmeye zorlamayı en acil görev olarak önümüze koyduk. Türkiye’deki Filistin’le dayanışma hareketlerinin en geniş birliğini sağlamayı ve halihazırda Türkiye kamuoyunda var olan Filistin duyarlılığını BDS söylemlerini ve taleplerini sahiplenen etkili bir yöne kanalize etmeye çalıştık. Bu kapsamda, antisemitizm ve İslamofobiyle malul kurumları dışarda bırakarak, çeşitli siyasi çevreleri bir araya getirme çabamızın ürünü olan; önce Nakba Eylem Komitesi, ardından Filistin Eylem Komitesi adını alan platformun kuruluşuna öncülük ettik. Bu platformla birlikte, işgal devletinin işlediği soykırım suçuna destek anlamına gelen tüm ilişkileri hedef aldık ve almaya devam ediyoruz.

Bu doğrultuda;

  • BDS taleplerini sahiplenen kitlelerin baskısıyla, soykırımın 7. ayında yani Mayıs 2024’te, Türkiye hükümeti işgal devletiyle ticareti askıya aldığını açıkladı. Bu kararın gerçek anlamda uygulandığına dair ciddi şüpheler ve aksi yönde göstergeler olsa da bu karar, Filistin halkıyla dayanışma mücadelesinin haklılığını ve gücünü kanıtladı.
  • İşgal devletine “meşruiyet” zemini sunan, Türkiye’deki altı belediyenin (Adana, Antalya, Kadıköy, Edirne, İzmir ve Marmaris) işgal devleti belediyeleriyle olan “kardeşlik” protokollerinin iptalini sağladık.
  • İşgal devletindeki en büyük Türkiyeli yatırımcı olan Zorlu Holding’e ve ona bağlı kuruluşlara boykot çağrıları yaptık. Birçok başka kurumun da bu çağrıyı sahiplenmesi ve oluşturdukları baskı sonucunda, Zorlu Holding işgal ordusuna elektrik üreten santrallerdeki hisselerini sattığını açıkladı.

Geldiğimiz noktada, her ne kadar “ateşkes” görüntüsü olsa da bugün Filistin’de hâlâ sayısız insan hakları ihlali yaşanmaya devam ediyor. Failinin kendisi olduğu bölgesel çatışma halini gerekçe gösteren işgal devleti, Gazze’ye açılan tüm kapıları kapatma kararı alarak milyonlarca insanı ölüme mahkûm ediyor. Bu esnada ise, işgalci İsrail ordusunun yakıtı her gün Türkiye üzerinden taşınmaya, işgal ordusunun bölgemizdeki halkları katleden bombaları Türkiyeli Repkon şirketi tarafından üretilmeye, soykırım silahına dönüşen askeri amaçlı hammaddeleri taşıyan gemiler Türkiye limanlarını kullanmaya devam ediyor. Türkiye ayrıca, Gazze’de sömürgeci bir rejim öngören ve Filistin halkının tarihsel haklarını tasfiye etmeyi planlayan, ABD öncülüğündeki “Barış Kurulu”nda ve bağlı organlarında yer alıyor.

Tüm bu koşullar; eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesini yürütme ve büyütme görevimizin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Giderek apaçık biçimde, Filistin’in özgürleşmesiyle tüm insanlığın kurtuluş mücadelesinin iç içe olduğu ortaya çıkıyor. Süregiden tüm özgürlük mücadeleleri, bugüne kadar olduğundan daha fazla birbiriyle temas etmeli çünkü özgürlüğe giden bu yolu birlikte katetmeye mecburuz.

son yazıları

Sendikacı Mehmet Türkmen bir an önce serbest bırakılmalı
MAGA’daki yarılma: İran savaşı Trump'ı içeride çıkmaza soktu
Batı Şeria’da pogrom, Gazze’de saldırılar

ilginizi çekebilir

birtek-sen-baskani-mehmet-turkmen-gozaltina-alindi
Sendikacı Mehmet Türkmen bir an önce serbest bırakılmalı
MAR26-Tucker-Carlson-and-Joe-Kent-1536x864
MAGA’daki yarılma: İran savaşı Trump'ı içeride çıkmaza soktu
thumbs_b_c_e9f86111e09ca00975fa9b6208fc572b
Batı Şeria’da pogrom, Gazze’de saldırılar