“Bir devrimi işgal etmeyin” diye uyardı The Times gazetesi 1980 sonbaharında. Bu uyarı, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’ın, Washington’un teşvikiyle İran’a saldırı başlatmasının ardından geldi.
Aslında Tahran’daki İslam Cumhuriyeti rejimi, 1979’da Şah’ın tiranlığını deviren halkçı, işçi sınıfı devrimini çoktan bastırmıştı. Fakat Ayetullah Humeyni yönetimindeki İran devleti, kendisini devrim bayrağına sardı. Irak’la sekiz yıl süren savaş, rejimin İran milliyetçiliği temelinde kendisini sağlamlaştırmasına izin verdi.
Savaş ve devrimin oluşturduğu bu kurucu deneyim, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ve Humeyni’nin halefi Ali Hamaney’in öldürülmesinin İslam Cumhuriyeti’ni neden devirmediğini açıklamaya yardımcı oluyor. “Bu tek kişinin yönettiği bir gösteri değil; kurumsallaşmış bir sistem. Birden fazla iktidar merkezi var, güvenlik ve istihbarat kurumlarının birden fazla katmanı bulunuyor ve sistem daha en başından dış saldırılara dayanabilecek şekilde tasarlandı,” diyor tarihçi Mohsen Milani.
Bu kurumların en önemlisi muhtemelen İslam Devrim Muhafızları Ordusu. Bu kurumun, yeni dini lider Mücteba Hamaney’e yakın olduğu söyleniyor. Onun seçilmesi, İran’ın bir sonraki yöneticilerini kendisinin seçeceğini söyleyen Donald Trump için bir tokat niteliğinde.
Trump, İran savaşının Ocak ayında Caracas’ta gerçekleştirilen “Amerikan korsan baskını”nın bir tekrarı olacağını hayal etmiş görünüyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması, yerini uyumlu Delcy Rodriguez’in almasına yol açmıştı. Ancak Washington Post’a göre, “Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanan gizli bir rapor, ABD’nin İran’a karşı büyük ölçekli bir saldırı başlatmasının bile İslam Cumhuriyeti’nin kökleşmiş askeri ve dini kurumlarını devirmesinin pek olası olmadığını ortaya koydu.”
New York Times, ABD’li askeri yetkililerin “İran’ın savaş için Trump yönetiminin beklediğinden daha hazırlıklı olduğunu” kabul ettiğini aktarıyor. İran rejimi şu ana kadar yoğun ABD-İsrail bombardımanını absorbe edebildi ve bölge genelinde düzenli bir füze ve insansız hava aracı ateşini sürdürdü.
Ancak Washington yalnızca Tahran’ın dayanıklılığını küçümsemedi. Planlamaları, İran’ın küresel kapitalizmin kilit bölgelerinden birinin tam ortasında yer aldığı gerçeğini de hesaba katmış görünmüyor. Bu durum, Körfez’in hem Avrupa hem de Asya için temel petrol ve gaz tedarikçisi olması gerçeğinin de ötesine geçiyor.
Geçtiğimiz nesil boyunca Dubai; 4 milyonluk nüfusu ve yüzde 92’lik göçmen oranıyla dünya çapında bir şehre dönüştü. Küreselleşme savunucularının iddialarının aksine, coğrafya hâlâ hayati önem taşıyor. Dubai; Körfez, Avrupa ve Doğu Asya gibi zenginlik merkezlerine olan stratejik yakınlığı sayesinde finans, havacılık, turizm ve lüks tüketimin merkezi olarak önemli avantajlar elde etti.
Hayatta kalma mücadelesi veren İran rejiminin bölge ekonomisini bozmayı hedeflemesi öngörülebilirdi. Körfez ülkelerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarından daha önemlisi, Tahran’ın Körfez’den açık denize tek çıkış yolu olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıdır. Dünyadaki sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 20’si ve deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yüzde 25’i bu boğazdan geçmektedir.
JPMorgan’dan Natasha Kaneva’ya göre: “Boğazın yazılı tarihi boyunca burası daha önce hiç tamamen kapanmadı. Benim için bu sadece en kötü durum senaryosu değil, düşünülemez bir senaryoydu.” Uzmanların “tarihin en büyük petrol arz şoku” olarak adlandırdığı bu gelişme fiyatların hızla yükselmesine yol açıyor.
Bu yüzden, Financial Times yazarı Gideon Rachman’ın şu tweet’i atmasına şaşmamalı: “Yani petrolün varili 110 dolarda ve İran’ın başında yine bir Hamaney var. ‘Epic Fury’ (Destansı Öfke) Operasyonu, ‘Epic Failure’ (Destansı Başarısızlık) Operasyonu’na dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.”
Kritik soru, Trump’ın bu başarısızlığa nasıl tepki vereceği. Körfez’deki dostlarının baskısıyla zafer ilan edip İran’a yönelik saldırıları durdurabilir; bu tam bir “Taco” (Trump her zaman korkup kaçar) vakası olur. Ya da aşağılanmayla yüzleşmek yerine ve İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kışkırtmasıyla savaşı daha da tırmandırabilir.
İnsanlık için olağanüstü tehlikeli bir andayız. 2007-2009 finansal krizinden bu yana küresel kapitalizmin içine girdiği çöküş, sistemi giderek daha hızlı biçimde kendi kendini yok etme noktasına itiyor. Ondan kurtulmak zorundayız.
Socialist Worker gazetesinden çeviren Fulya Oral
