PKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta

Suriye anlaşması sonrası Ankara’nın zaman aralığı daralmaktadır. PKK’nin silahsızlandırılmasının gereklerini yerine getirecek siyasal iradeyi açığa vurma zamanı gelmiştir.

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu rapor taslağını kesinleştirerek çalışmalarını tamamlayacak.

Komisyonun görev çerçevesine göre Meclis’e sunulacak rapor, somut yasa önerilerinden çok sürecin yasal gereklerine ilişkin bir çerçeve metni olacak. Meclis için bir yol haritası işlevi görecek; siyasete ve sivil toplum örgütlerine hatırlatmalar, tavsiyeler, teşvikler ve uyarılar içermesi bekleniyor.

PKK’nin silahsızlandırılması sürecinin Kürt sorununda kalıcı barışa evrilmesinin zemini olacak çok sayıda yasal ve idari düzenlemeyi kapsayacak. Bir anlamda süreç “işin sahibine”, yani Meclis’e teslim edilecek. Bundan sonra kalıcı barış yönünde ilerlemenin kaderini Meclis’teki partilerin tek tek ve bütün olarak ortaya koyacağı siyasal irade belirleyecek.

Ancak raporun bunu ne ölçüde başarabileceği, daha da önemlisi siyasal iradenin raporun gereklerini yerine getirip getirmeyeceği tartışma konusudur. Son bir yılda izlenen siyaset, ne yazık ki bu konuda umut ve güven üretmekten uzak bir seyir izledi.

Ankara’nın Zamanı Daralıyor

Suriye’de Kürt silahlı güçleri ile Şam yönetimi arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın sahada uygulanmaya başlanması, Meclis’in işini kolaylaştırdığı gibi Ankara açısından süreci hızlandırmak ve kalıcı barış yönünde ilerlemek için elverişli bir ortam yaratmaktadır. Ankara’nın Suriye kaynaklı kaygıları büyük ölçüde giderildi; psikolojik eşik aşıldı. Bu konuda ileri sürülebilecek iddiaların toplumsal ve siyasal zemini önemli ölçüde zayıfladı.

Bu anlaşmanın pratikleşmesiyle sürecin önünü tıkama potansiyeli yüksek Suriye Rojava sorunu şimdilik büyük ölçüde aşılmış görünüyor.

Dışişleri Bakanı ve yeni süreçte kritik role sahip Hakan Fidan bir söyleşisinde, PKK’nin Kandil’deki varlığı konusunda şu ifadeyi kullandı:

“Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak’ta buradakinden ders çıkarırlar da daha akıllı bir karar alırlar ve oradaki geçiş daha kolay olur.”

Doğrudur; Suriye’de son bir yılda yaşananlardan ders çıkarılması gerekiyor. Ancak yalnızca Irak’ın ya da yalnızca PKK’nin ders çıkarması yeterli değildir. Kalıcı barış için Irak’ın ve Kandil’in özgünlüğünü göz ardı etme şansı yoktur. Kandil’in boşaltılması ve silahsızlandırma süreci kendi özgün sorunları dikkate alınmadan ele alınırsa, bulunacak çözüm nasıl tanımlanırsa tanımlansın palyatif kalır; günü kurtarmanın ötesine geçemez.

Suriye’de yaşananlardan ders çıkarması gerekenlerin başında Ankara ve siyasal pozisyonu -bugünkü ve geçmiş görevleri nedeniyle- Hakan Fidan gelmektedir. Elbette amaç yalnızca silahların susmasıyla yetinmek ve zaman kazanmak değilse.

Suriye anlaşması sonrası Ankara’nın zaman aralığı daralmaktadır. PKK’nin silahsızlandırılmasının gereklerini yerine getirecek siyasal iradeyi açığa vurma zamanı gelmiştir.

Barışın Anahtarı Rapor Değil İrade

Komisyon raporunun ardından sivil toplumun ve akademinin daha etkin devreye girmesi, demokratik entegrasyon çalışmalarının toplumsal karşılığının hızla geliştirilmesi şarttır. Barışın toplumsallaşması artık elzemdir. Tek başına yasa ve idari tedbirlerle entegrasyon yürütülemez. Böylesi süreçlerde riskler yüksektir. Bu nedenle iktidar sözcülerinin yasal düzenlemeleri silah bırakmanın teyidine bağlayan yaklaşımı ve teyit mekanizmasını güvenlik bürokrasisine havale etme önerisi en riskli tercihlerden biri olacaktır.

Sürecin açık, şeffaf ve katılımcı mekanizmalarla yürütülmesinin eşiğindeyiz. İktidar partisi bir yıldır topu Kürt hareketinin sahasında tutmayı başardı; ancak bu durumun yalnızca kurucu lider inisiyatifine dayanarak sürdürülmesinin sınırına gelindi. Bu yöntem sorunu erteleyebilir fakat kalıcı çözümü zorlaştırır. Kürt toplumunun güçlü rızasını üretmek siyasetin esas hedefi olursa barış kalıcılaşabilir.

 Umut Hakkı’na Odaklanmak Yanlışlığı 

Bu açıdan bakıldığında sorunu Öcalan’ın “umut hakkı”na indirgemek ciddi bir sorun yaratmaktadır. Bu yaklaşım, iktidarın sorumluluktan kaçışını veya süreci zamana yaymasını kolaylaştırdığı gibi Kürt toplumunda tepkilere ve rahatsızlıklara yol açmaktadır. Bu aşamada meseleyi umut hakkını odaklanarak tartışmak ve ana gündem konusu yapmak yanlıştır.

Her şeyden önce umut hakkı çok önemli bir sorundur ama süreçle doğrudan ilişkilendirmek veya bu soruna sıkıştırmak yanlıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda yapılacak bir düzenleme, kendiliğinden tutukluluk halini sona erdirmeyeceği gibi iktidarın inisiyatif alanını da genişletebilir. Bu nedenle Kürt tarafının söyleminde önceliklerini yeniden gözden geçirmesi gerekir.

Gerçekçi ve uygulanabilir bir yol haritası kalıcı barışın taşlarını döşeyebilir. Son bir yılda toplumsal desteğin zayıflaması, ne yapılması gerektiği kadar ne yapılmaması gerektiğini de göstermiştir.

Süreci Zorlaştıran Tercih

Nitekim iki gün önce Adalet Bakanlığı’na eski İstanbul Başsavcısının atanması gibi tercihler süreci zorlaştıracak adımlardır. Önümüzdeki dönemde yapılacak yasal düzenlemelerin Meclis’te geniş tabanlı olması zorunludur. Ana muhalefet partisinin hukuksuz yere canını yakan, siyasete etkisizleştirmek için yoğun çaba sarf eden, adeta CHP’lilerin cellatlığa soyunan bir ismin Adalet Bakanı yapılması, CHP’nin sürecin paydaşı olmasını zorlaştırır. 

Bunlar, iktidarın sürecin en azından kısa vadede hızlı ve sağlam ilerlemesini istemediği kanaatini güçlendirmektedir. Bu türden siyasi tercihler terk edilmelidir. 

son yazıları

CHP’nin sıra dışı Kürt Konferansı’nın düşündürdükleri
Tutanakların analizi ve Komisyon Raporu
Silahsızlanma mı, barış/demokratikleşme mi ikilemi

ilginizi çekebilir

photo_5796163605995654532_y
Kaş Limanağzı’nda eski bakanın şirketi için orman yolu!
migros-depo-iscileri-talepler-alinana-dek-direnis-devam-edecek
Market, depo ve kurye işçileri
154763
Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar’ın davasına çağrı: Gazetecilik de, LGBTİ+ aktivizmi de suç değildir!