Şüphesiz ki, ABD’nin Başkan Nicolás Maduro ve eşini yakalamak ve hapsetmek amacıyla Venezuela’ya düzenlediği korsan saldırısı çok büyük bir olaydır. Venezuela saldırısı, Amerika kıtasında ABD’nin işgal ettiği son iki ülke olan Grenada ve Panama’dan tamamen farklı bir durumdur. Biri küçük bir Karayip adası, diğeri ise 20. yüzyılın başında ABD’nin Kolombiya’dan kopardığı dar bir kara parçasıdır.
Venezuela, 19. yüzyılın başlarında “Kurtarıcı” Simón Bolívar’ın önderliğinde, kıtalararası destansı bir mücadeleyle İspanya’dan bağımsızlığını kazanan büyük bir Latin Amerika ülkesidir. Önce İngiliz, sonra ABD emperyalizmine uzun süre boyun eğen Venezuela, 1960 yılında OPEC’in kurulmasına öncülük ederek petrol üretiminin kontrolünü Batılı “Yedi Kız Kardeş”ten almıştır. 1999-2012 yılları arasında Hugo Chávez yönetiminde kaldıktan sonra, Washington’a karşı çıkarak “21. yüzyıl sosyalizmi”ni hedeflemiştir.
Maduro, Chávez’in Bolivarcı Devrimi’ni tarihe gömdü, ancak Donald Trump ve Küba asıllı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Latin Amerika’nın emperyalizme karşı direniş tarihini silmeyi hedefliyor. Cumartesi günkü baskın, Trump’ın Kasım ayında yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni çok ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor.
Bu belge, Trump’ın cumartesi günü ifade ettiği gibi, “Batı Yarımküre’deki ABD hâkimiyetinin bir daha asla sorgulanmayacağı” stratejik önceliğini teyit ediyor: “Düşmanca yabancı müdahalelerden ve değerli varlıkların yabancıların eline geçme riskinden uzak bir yarımküre istiyoruz. Ayrıca önemli stratejik konumlara erişimimizi sürdürmek istiyoruz.” Bu bölge, Washington tarafından ABD ve Çin arasındaki küresel emperyalist rekabette hammadde ve imalat mallarının önemli bir kaynağı olarak belirlenmiştir.
Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Trump, Venezuela’nın 1976’da petrolü kamulaştırmasını tersine çevirme sözü verdi. “ABD’nin büyük petrol şirketlerini, ki bunlar dünyanın en büyük petrol şirketleridir, buraya sokacağız.” Analist Anusar Farooqi’nin tweetinde belirttiği gibi, “Trump fosil yakıt düzenini savunmak için üç kat fazla çaba sarf etti”. Ayrıca dikkatleri Jeffrey Epstein skandalından başka yöne çekecek her şeyi de memnuniyetle karşılıyor.
Maduro’nun tutuklanması, tüm Latin Amerika hükümetlerini sindirmeyi amaçlıyor. Trump, Meksika ve Kolombiya cumhurbaşkanlarını açıkça tehdit etti. Küba Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel olsaydım, özellikle endişelenirdim.
Ancak Trump’ın tehditleri daha geniş bir alana yayılıyor. Avrupa emperyalizminin acınası zayıflığı, daha önce hiç yöneticilerin Maduro’nun devrilmesini sevinçle karşılamalarındaki kadar açık şekilde ortaya çıkmamıştı. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edilmesine gelince, Alman Şansölyesi Friedrich Merz bunun “karmaşık” bir konu olduğunu söylüyor. Ancak çanlar Avrupa için de çalıyor. Şimdi kim ABD’nin Grönland’ı ele geçirmesine karşı bahse girecek?
Bunların hiçbiri, Trump’ın Venezuela’yı “yönetme” sözünün kolayca gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. ABD baskını teknik olarak iyi yürüttü. Ancak ağır silahlarla donanmış Venezuela silahlı kuvvetleri çok az direnç göstermiş görünüyor. Bu, Maduro’nun halk desteğinden yoksun olduğunu açıkça gösteriyor. Ayrıca Trump yönetiminin Maduro’yu devre dışı bırakmak için rejim içindeki bazı unsurlarla anlaşma yaptığına dair kanıtlar da artıyor. Bu durum şu anda Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez tarafından yönetiliyor. Trump ve Rubio, onunla çalışmaya açık olduklarını söylediler.
Rejimi olduğu gibi korumak bir dereceye kadar mantıklıdır. Irak’ı işgal eden ABD’nin Saddam Hüseyin’in ordusunu lağvetme ve iktidardaki Baas Partisi’nin tüm üyelerini görevden alma kararı, ülkenin iç karışıklığa sürüklenmesinde ciddi etkisi olan bir adımdı. Yine de Maduro’yu devirmek için yapılan anlaşmalar, Trump’ın Venezuela’nın kaynaklarına “tam erişim” talebi ve iç siyasî ve sosyal çatışmaların baskısı altında kolayca bozulabilir.
Bütün bunlar gelecekte olabilecek şeyler. Birden fazla krizle boğuşan kapitalist sistemde iktidarın gerçek niteliği konusunda acımasız bir ders aldık. Le Monde gibi liberal haber medyası, neredeyse Marksist bir dil kullanarak “yırtıcı ABD emperyalizminin geri dönüşü”nden şikâyet ediyor.
Ancak Trump’ın kaba kuvvetle zorlamaya yönelmesi, ABD hegemonyasının gerilemesine bir tepkidir. Bu zorlama, daha derin bir kaosa davet çıkartmak anlamına geliyor. Tek cevap, Filistin için olduğu gibi kitlesel anti-emperyalist hareketlerin tabandan gelişerek şekillenmesi ve büyümesi olmalıdır.
Redaksiyon: Çağrı Sert
