Tüm insanlığı tehdit eden dört büyük risk faktörü
Avrupa Birliği İklim Değişikliği Servisi Copernicus’un yıllık raporuna göre, 2021 yazı, Avrupa tarihinde kayda geçirilen en sıcak yaz mevsimi oldu. Hindistan ve Pakistan’da bu yılın bahar aylarında başlayan ve halen devam etmekte olan öldürücü sıcak hava dalgalarının da artık daha sık yaşanacağı söyleniyor.
Türkiye, Yunanistan ve İtalya’da haftalarca süren yakıcı sıcaklar ve kuraklığın çok sayıda orman yangınına zemin hazırladığı bir yıl olan 2021’in Temmuz ve Ağustos aylarında sadece bu bölgede 800 bin hek tar ormanlık arazi kaybedilmişti.
Fosil yakıtlara veda etmezsek, 2050 yılına kadar, ortalama küresel sıcaklıkların 0,3°C ile 2,5°C arasında artması bekleniyor. Yüzyılın geri kalanı içinse artışların, gelecekteki emisyonlara bağlı olarak 0,3°C ila 4,8°C arasında olacağı tahmin ediliyor.
Böyle bir tabloda iklim afetlerinin, bilhassa da sıcak hava dalgalarının giderek daha erken başlaması, daha uzun sürmesi ve daha şiddetli olması şaşırtıcı değil, bilakis kaçınılmaz oluyor. Nitekim, atmosfere salınan sera gazları yoğunluğunda en ufak bir düşüş yaşanmadı, emisyonlar yükselmeye devam etti. Ukrayna’daki savaş, artan fosil yakıt fiyatlarına kıyasla daha avantajlı olan yenilenebilir enerji seçeneğini gündeme getirebilirdi ama tam tersi oldu; 30 yıldır tüm iklim zirvelerini boşa harcayan “liderler” bu kez de o olağanüstü bütçeleri silahlanmaya ve yeni fosil yakıt projelerinin desteklenmesine yatırdı.
Sonuçları ortada: Benzeri görülmemiş sıcaklıklar tarımdaki verimi düşürüp gıda krizini büyütürken, yağış düzenlerindeki kaymalar ve değişimler de bu tabloya eklendi, tüm insanlık günden güne büyüyen bir yıkıma terk edildi.
Bir diğer büyük risk ise su krizi: Tatlı su kaynakları hızla azalıyor.
Araştırmacılar, Orta Amerika’da, Güney Amerika’nın orta kesimlerinde ve Orta Asya’nın güneyinde büyük bir su krizi yaşanmasının beklendiğini duyurdu. Ayrıca Hindistan ve Afrika’nın da bu risk haritasına eklendiği görülüyor. Geniş kurak alanlara sahip Etiyopya ve Meksika’da ise su stresi milyonlarca iklim göçmeni yaratabilecek kadar güçlü hissedilecek. Ganj, İndus ve Brahmaputra gibi büyük nehirler buzul kayıplarına ve kar yağışındaki azalmaya karşı oldukça hassas sistemler oldukları için, bu bölgelerdeki yoğun nüfusun da iklim göçmenlerinin sayısını katlayarak artıracağı tahmin ediliyor.
Üçüncü risk faktörü ise deniz seviyesindeki yükseliş. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre daha şimdiden erozyonlar ve tropikal siklonlar gibi afetlere yol açmaya başladı, yeraltı su kaynaklarının tuzlanmasına sebep oldu.
Dördüncü faktör olan aşırı hava olaylarını ise dünyanın her yerinde bizatihi tecrübe ediyoruz.
Tüm bu eza ve cefa fosil yakıt endüstrisinin de aralarında bulunduğu bir avuç milyarderin ve onlardan beslenerek iktidarını kalıcı hale getirmeye çalışan otoriter liderlerin keyfinin daim olması için yaşanıyor. Geleceğimizi çalıyor, hepimizi bir yandan savaş makineleriyle diğer taraftan yoksullaştırıp açlığa iterek ölüme sürüklüyor, kendileri daha fazla kâr edebilsinler diye neyimiz var neyimiz yoksa göz dikiyorlar.
Böyle devam edemeyiz. Onları durdurabilecek tek bir güç var; iklim hareketinin, ‘hepimiz göçmeniz’ diyenlerin, açlığa itilen işçilerin, patriyarkayı dize getiren kadınların, LGBTİ+’ların, tüm krizleri en ağır şekilde tecrübe etmeye zorlanan herkesin, tarihin en büyük kitle hareketinde bir araya gelmesi…
Tuna Emren
(Sosyalist İşçi)