10 Mart 1920: Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin yayın organı “Diyane” dergisi yayınlandı

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra görülen kısmı özgürlük ortamı içerisinde, Çerkesler çeşitli örgütler kurmaya başladılar. Bunlardan biri “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” (Çerkes Kadınları Yardımlaşma Derneği) idi. Cemiyetin başkanı Hayriye Melek Hunç Hanım’dı. Cemiyetin en önemli kuruluş amacı, Çerkes çocuklarının anadillerinde eğitim almalarını sağlamaktı.

Bu amaçla cemiyet 1919 yılında Beşiktaş Akaretler’de 52 numaralı binada Çerkes Numune Mektebi’ni açtı. Cemiyetin veznedarlığını yürüten Seza Polar, mektebin müdiresi seçildi.

Okulun en önemli özelliği, Osmanlı’da ilk defa kız ve erkek öğrencilerin bir çatı altında birlikte ders görmeleriydi. Ayrıca ilk kez bir Müslüman okulunda Latin harfleri kullanılıyordu. Seza Hanım coğrafya dersini Türkçe, Lami Cankat dil derslerini ve Kafkas tarihi ile coğrafyasını Adigece olarak veriyor, öğretmen Himi Tsey’de Adige edebiyatı, şiirler ve ğıbzeler konusunda dersler veriyordu. Okulda Çerkes çocukları çoğunluktaydı.

Okulda tiyatro sahnesi de vardı ve çeşitli oyunlar sahneleniyordu. Müdire Seza Hanım’ın “Kafkas’a Doğru” adlı piyesi büyük ilgi görmüştü. Cemiyet, 10 Mart 1920’de “Diyane” (Annemiz) adında bir dergi çıkarttı. Başyazarı Hayriye Melek Hunç olan Çerkesce-Türkçe bu dergide Met İzzet Paşa, Harun Blenaw, Lami Cankat gibi şahısların yazıları yer aldı. Ancak dergi dönemin koşulları nedeniyle sadece bir sayı yayınlanabildi.

Lozan Konferansı esnasında İsmet Paşa’nın ısrarıyla Çerkesler azınlık olarak kabul edilmediler. İsmet Paşa “Çerkesler öz kardeşimizdir. Onları Hıristiyan ve Museviler gibi bizden ayrı göremeyiz, ayıramayız” demiş, tartışmalar bir hayli sertleşmiş ve sonunda 24 Temmuz 1923’de imzalanan “Lozan Antlaşması”nda Çerkeslere azınlık hakkı tanınmamıştı.

Bu kararın etkisi Çerkesler için yıkıcı oldu. Lozan Anlaşması’nın üzerinden bir ay geçmesiyle birlikte, “Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti” ile “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” kapatıldı. 5 Eylül 1923’te de Çerkes Numune Mektebi’nin kapatılma kararı okul müdürlüğüne iletildi. Böylece Çerkeslerin Osmanlı döneminde sahip oldukları ana dilde eğitim imkânı, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından ortadan kaldırıldı.

Bu karar üzerine Müdire Seza Hanım, Mili Eğitim Müdürü Saffet Bey ile görüşmeye gitti. Saffet Bey, “şimdi yangın var, okuldan çok memnunuz, belki sonra açarız” diyerek Seza Hanım’ı geri gönderdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Seza Hanım gözaltına alındı, birkaç ay hapiste tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Böylece Kürtler gibi Çerkesler de anadillerinde eğitim hakkından mahrum bırakıldılar.

Kimlikler üzerindeki baskılar 1950’li yıllara kadar artarak devam etti. ‘Vatandaş Türkçe Konuş!’ kampanyaları düzenlenip, Çerkes köylerine ‘Çerkesce konuşmak yasaktır’ ilanları asıldı. Çerkesce köy isimleri değiştirildi. Birçok aile çocuklarına Kafkas dillerinde isim taktıkları için mahkemelere verildiler ve çocuklarının isimleri değiştirildi. Bu durum uzun yıllar sürdü. Yoğun asimilasyon nedeniyle özellikle şehirli Çerkes nüfus arasında anadilini konuşanların sayısı çok azaldı.

ilginizi çekebilir

evil
Tanju Özcan ırkçılık saçmaya devam ediyor: “Ermeni baban”
imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev