Search
Close this search box.

29 Haziran 1925: Kemalist diktatörlük, Şeyh Sait ve yoldaşlarını katletti

Cumhuriyetin kuruluş döneminde Kürtlere eşitlik ve özerklik vaat eden Kemalistler, yeterince güçlendikleri anda verdikleri sözlerin tümünü unuttular. 1924 Anayasası’nda Kürtler dilleri, kültürleri, kimlikleri ve varlıklarıyla artık yok kabul ediliyorlardı. Bunun üzerine Kürtler kendi kaderlerini tayin haklarını kullanarak Kemalist diktatörlüğe karşı baş kaldırdılar. Şeyh Sait İsyanı olarak bilinen ayaklanma, benzerlerinin arasında en tanınmış olanıdır.

Kemalistlerin Kürtlere özerklik vermeyecekleri belli olduktan sonra, Kürtler arasında bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulması için çalışmalar hız kazandı. Kürt Teali Cemiyeti’nin cumhuriyetin ilanından sonra yasaklanıp kapatılmasının ardından, “Hizbe Azadiye Kürdistan” örgütü kuruldu. Amacı bağımsız bir Kürdistan olan bu örgütün yönetiminde aşiret reisleri, Kürt aydınları, Kürt subayları, mülki amir ya da diğer başka bürokratlar yer alıyordu. Örgütün önderleri Halit Bey, Yusuf Ziya, Kasım, Hasan Basri Bey ve Şeyh Said’di. Örgüt, Kürdistan’ın birçok bölgesinde örgütlenme ve ayaklanma çağrısı yapıyordu.

Varlıklı bir aileye mensup olan Şeyh Said, İslam felsefesinin yanı sıra Eski Yunan felsefesi öğrenimi görmüş bir bilgindi. 1910’lu yıllardan itibaren çıktığı uzun ticaret gezilerinde Kürdistan’ın köylerini teker teker dolaşıyor, insanları bağımsız bir Kürdistan fikrine kazanmaya çalışıyordu.

Bu arada Hizbe Azadiye Kürdistan örgütünün 1926 yılı için bir ayaklanma planladığı bilgisine ulaşan Kemalistler, örgütün yöneticileri olarak görülen Halit Bey, Yusuf Ziya ve Hacı Musa’yı, onlarla birlikte daha pek çok önemli ismi tutukladılar. Bunun üzerine yalnız kalan Şeyh Said, isyanı vaktinden önce örgütlemek zorunda kaldı.

Kemalistlerin yoğun çabası sonucu, Şeyh Said, Piran köyüne sığınmak zorunda kaldı. Şeyh’in üzerine yürümek isteyen subayın ve yanındakilerin vurulması, isyanı başlatan kıvılcım oldu. Şeyh Said ve yoldaşları, Genç il merkezini ve Hani bucağını işgal ederek resmi binalara Kürt bayrakları astılar. Yayınladıkları ilk bildiride, Kürtleri birlik içinde ayaklanmaya çağırdılar. İlk harekette Varto’nun üzerine yürümesi planlanmıştı. Sonra Erzurum ve Bitlis alınacak, Bitlis’te tutuklu bulunan örgütün üç önemli lideri Halit Bey, Yusuf Ziya ve Hacı Musa kurtarılacaktı.

Şeyh Sait önderliğindeki güçler Bingöl ve Elazığ’ı kolaylıkla ele geçirdiler, ancak Diyarbakır önlerinde istedikleri başarıyı elde edemediler. Gerek Kemalist diktatörlüğün çabaları, gerekse Kürt hareketinin vaktinden önce gelen ayaklanmanın etkisiyle yeterince hazırlık yapamamış olması, Diyarbakır’ın ele geçirilmesine engel oldu. Aradan üç ay geçtikten sonra isyan geri çekilmeye başladı.

Kemalist diktatörlük bu durumu fırsat bilerek sıkıyönetim ilan etti. Ardından M. Kemal tarafından “yumuşak” bulunan Fethi Okyar hükümeti yerine İsmet İnönü’nün sert hükümeti kuruldu. Hükümetin ilk icraatı “Takrir-i Sükün Kanunu”nu çıkartmak oldu. Bu kanun, hükümete işine gelmeyen muhalif unsurları derhal ortadan kaldırma yetkisi veriyordu. Mahkemelerin merkezi olan Ankara ve Diyarbakır tam anlamıyla diktatörlük yasalarıyla yönetilmeye başlandı. Her türlü muhalif ses acımasızca susturuluyordu.

Yenileceğini anlayan Şeyh Sait, İran’a geçmeye çalışırken kendi akrabası olan Binbaşı Kasım’ın pusu kurduğu Çarpuh köprüsünde 15 Nisan 1925 tarihinde yakalandı ve Türk ordusuna teslim edildi.

Şeyh Said ve yoldaşları, Diyarbakır’da İstiklal Mahkemesi tarafından 5 Mayıs 1925’te yargılanmaya başladılar. Şeyh Said’in anlattıklarının aksine, ayaklanma “dış mihraklar” tarafından tertiplenen “bir dinsel düzen kurma ve sultanlığı ihya” hareketi olarak değerlendirildi. Ayaklanmanın gerçek nedeninin bağımsız Kürdistan devleti olması gizlendi ve üzeri örtüldü.

Kemalist diktatörlük, 29 Haziran 1925 tarihinde Şeyh Sait ve yoldaşlarını katletti. Ardından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapattı, “Şark Islahat Kanunu”nu uygulamaya koyarak Kürt yoktur tezini savunmaya başladı. Binlerce Kürt ailesi yerinden yurdundan edilerek batıya sürüldü, binlerce Kürt zindanlara atıldı. Kürtçe konuşmak resmen yasaklandı, Kürtlerin asimilasyonu için elden ne geliyorsa yapıldı. Dünyadaki bütün dillerin kökeninin Türkçe olduğunu, dünyadaki tüm uygarlıkların Türkler tarafından kurulduğunu anlatan ırkçı düşünceler, Kürtlerin varlığını bu günlere dek inkâr etti.

Şeyh Sait ve yoldaşlarının katlinin üzerinden 90 yıl geçmesine rağmen, mezarlarının nerede olduğu bugüne kadar açıklanmadı.

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?