“1915’in 111. yılı: Yüzleşme bir zorunluluktur
2010 yılından pandemiye kadar; Taksim Meydanı’nda başlayarak en son Tünel ve Tophane’ye kadar gerilesek de 1915’te soykırıma maruz kalan Ermenileri anma etkinliği düzenleyebiliyorduk. Önce Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Platformu, daha sonra 24 Nisan Anma Platformu tarafından düzenlenen anma etkinlikleri; konuşulamaz, tartışılamaz denilen konunun hem de sokaklarda binlerce insan tarafından konuşulmasını sağlamıştı. Elbette bu çaba, Hrant Dink ve arkadaşlarının başlattığı mücadeleden, genel demokrasi mücadelesinin kararlılığından ve Kürt halkının haklarının tanınması mücadelesinden ayrı düşünülemez.
Fakat hem 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı hava hem de darbe girişimine karşı üretilen ama tüm muhalefeti zapturapt altına almayı amaçladığı açık olan OHAL uygulamaları, demokratik tüm alanlara darbe vurduğu gibi 1915 anmalarının da baskılanmasına neden oldu. OHAL aynı zamanda milliyetçi bir ideolojik ittifak olan AKP-MHP koalisyonunun ulusalcılarla da zımni ittifakı olduğu için 24 Nisan anmaları yasaklanmaya başladı.
Halkların kardeşliği kuru sözlerle değil, ancak yüzleşmeyle gerçekleşebilir; 24 Nisan anmaları aynı zamanda en önemli yüzleşme zeminleridir. 1915 yılında yaşayan, dinamik halklar, özellikle Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudiler 25-30 yıl içerisinde ya bütünüyle tasfiye edildiler ya da sonunda azınlık haline getirildikleri sistematik bir şiddet ve baskıya maruz bırakıldılar.
Bu şiddet ve baskı mekanizmasıyla yüzleşmek, bu mekanizmayı kavramak hem 24 Nisan 1915’te evlerinden alınan ve katledilen Ermeni aydınlara, sanatçılara, gazetecilere, vekillere ve işçilere borcumuzdur hem de 24 Nisan’ın ardından başlayan süreçle katledilen koca bir Ermeni halkına. Ama bu aynı zamanda bugün yaşayanların üzerine kabul gibi çöken ırkçılığa karşı mücadele etmek açısından da çok önemli bir yüzleşme fırsatıdır. Bu yüzleşmenin yaşanmadığı her gün Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi bebeklerden katil yaratan karanlık öldürmeye devam edecek.
Bu yüzleşmenin yaşanmadığı her gün Sevag Balıkçı cinayetinde olduğu gibi ırkçı cinayetlerin işlenmesi kolaylaşacak. Sevag Balıkçı’nın babası Garbis Balıkçı oğlunun öldürüldüğü aynı gün, 24 Nisan’da yaşadığı acının yarattığı baskıya dayanamayan kalbine yenik düştü. Balıkçı ailesinin yaşadıkları 24 Nisan 1915’ten sonra Ermenilerin neler yaşadığının bir kanıtı oldu.
Demokrasi ve özgürlük için birlikte ama eşit koşullarda yaşamak için yüzleşmek hem ölülerimize hem de bugün yaşayanlara olan görevimizdir.”