Osmanlı devleti, özellikle Abdülmecit döneminde çok ağır bir borç yükü altına girmişti. Borçların ödenebilmesi için özellikle Balkanlara ağır vergiler konuldu. Zaten milliyetçilik rüzgarlarının etkisinde bulunan Balkan halkları, bu ağır vergileri nefretle karşıladılar. Ayrıca Rusya’nın Büyük Çerkes Sürgünü’yle Kafkaslardan kovduğu Çerkeslerin bir kısmının Balkanlara yerleştirilmesi ve çeşitli imtiyazlar tanınması, yerli halk arasındaki hoşnutsuzluğu artırdı.
Balkan halkları arasında güçlü bir şekilde var olan Panislavist akımların etkisi ve sonucu olarak, Rusya 24 Nisan 1877’de Eflak ve Boğdan’a girerek Osmanlılara savaş ilan etti. Osmanlıların, Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede girdikleri savaş, çok ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Rus orduları İstanbul’a kadar ilerledi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya tarafından ortadan kaldırılacağından endişelenen Avrupalı büyük devletler, 3 Mart 1878 tarihinde Rusya’yı Ayastefanos Anlaşması’nı imzalamak zorunda bıraktılar.
Osmanlılar açısından son derece ağır şartları olan bu anlaşma, Rusya’yı Balkanlarda tek büyük güç haline getiriyordu. Başta İngiltere olmak üzere Avrupalı devletler, Osmanlı İmparatorluğu’nun her an çökebileceğini ve doğacak boşluğu Rusya’nın dolduracağını görerek, ellerindeki tüm baskı imkânlarını kullanarak Rusya’yı Berlin’de toplanacak olan bir konferansla barış şartlarını yeniden görüşmek zorunda bıraktılar.
13 Haziran 1878’de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark’ın başkanlığında Berlin’de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın katılımıyla konferans toplandı. Osmanlı Devleti’ni temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey (Paşa) gönderildi, diğer devletleri de başbakanlar ve dışişleri bakanları tarafından temsil edildi.
Konferans sonucunda Balkanlarda Bulgaristan, Sırbistan ve Romanya bağımsız ve ya yarı-bağımsız birer devlete dönüştüler. Osmanlı büyük toprak kayıpları yaşadı, ancak Girit gibi bazı kazanımları da oldu. Rusya, Ayastefanos Anlaşması ile kazandığı imtiyazların büyük kısmını kaybetti. Anlaşmanın 61. Maddesi ile Osmanlı Devleti, “Vilayet-i Sitte” adı verilen Erzurum, Van, Mamüret’ül Aziz, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’te reformlar yapmayı kabul etti. 61. Madde şöyle diyordu: “Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan vilayetlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkes ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir”.
Ancak Osmanlı Devleti, Berlin Anlaşması’nın Ermenilerle ilgili hükümlerini hiçbir zaman uygulamadı. Aksine, özellikle Balkan topraklarını kaybetmenin verdiği ruh haliyle “İslam birliği” politikaları gütmeye başladı. Ermenilere ve Anadolu’nun diğer Hıristiyan halklarına ağır baskılar uygulanılmaya başlandı, 1895’ten başlayarak Ermenilere karşı ağır pogromlar gerçekleştirildi, binlerce insan öldürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidara gelmesinden sonra başlatılan ulus-devlet projesiyle Anadolu’nun Hıristiyanlardan arındırılmasına Ermenilerden başlandı, 1915 yılında gerçekleştirilen soykırımla Anadolu binlerce yıllık sakinleri Ermenilerden neredeyse tümüyle arındırıldı.