(Özel) Öncesi ve sonrası ile Dolmabahçe süreci

11.05.2017 - 09:18
Haberi paylaş

-En kötü çözüm süreci savaştan iyidir-

Demokratik ve eşitlikçi bir yaşam arzulayan tüm insanların umut ve sevinçle destekledikleri, bugün baktığımızda yerinde yeller esen Kürt sorununa barışçıl yollarla çözüm arayışlarının belki de yakaladığı en üst aşama olan Çözüm Sürecini irdelemek barışseverler açısından bir yurttaşlık görevidir.

Şiddetin ortadan kalktığı, toplumların ve bireylerin özgür demokratik iradeleriyle yaşadığı, nasıl yaşamak istediklerine kendilerinin karar verdiği barışçıl bir dünyada yaşamak istiyoruz.

Yaşadığımız ülkenin tüm enerjisini yutan ve daha da önemlisi can kaybına neden olan Kürt sorununu ve çözüm çabalarını irdelemek, daha iyisini hayata geçirebilmek açısından hayati bir önem taşımaktadır.

Çözüm süreci 2013 Newroz’uyla başladı, 28 Şubat 2015 Dolmabahçe deklarasyonundan kısa bir süre sonra sonlandı, sonrasında bir şiddet sarmalına yuvarlanıldı. Binlerce asker, sivil insan yaşamını yitirdi, sakat kaldı, insanlar evini mahallesini yitirdi. Hiçbir kazananı olmayan bu çatışma hali korkunç bir yıkıma yol açtı.

28 Aralık 2012’de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Öcalan ile görüşüldüğünü açıklaması ve BDP heyetinin İmralı ziyaretleri ile başlayan çözüm süreci 2013 Newrozu’nda Diyarbakır’da düzenlenen mitingde, silahlı mücadelenin sona erdiği, demokratik mücadele sürecine kapı açıldığı çağrısıyla vücuda geliyordu. Bizzat Öcalan’ın ağzından Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan aracılığıyla barış çağrısı aktarıldı. Hemen ardından KCK ateşkes ilan etti, çözüm sürecine katkıda bulunması ve halkı bilgilendirmesi için hükümet tarafından 63 kişiden oluşan Akil İnsanlar Heyeti kuruldu.

Türkiye, PKK’nın silahlı güçlerini sınır dışına çekmesini, silahı Türkiye’de bir bütün olarak bırakmasını ve Kürt meselesini barışçıl yollarla çözümünü ele alan tartışmalarla yankılandı. İmralı, Kandil, Ankara arasında devam eden görüşmeler ölümlerin, kanın durması ve anaların artık ağlamaması vurgusuyla toplumdan da önemli oranda destek gördü.

Parlamentoda AK Parti ve BDP'li milletvekilleri tarafından Çözüm Süreci Komisyonu kuruldu, Başbakan Akil insanlar Heyeti ile toplantılar düzenledi, bölgede gelişen bir dizi gerilime rağmen çözümde ısrar edildi. Tüm eksikliklere, pragmatik tutumlara ve 30 yıllık savaşın ağır yüküne rağmen bu çabanın kendisinin kıymetli olduğuna dair genel bir atmosfer solunuyordu.

Yaşanan onca acılı süreçlerden sonra barış ortamının kıymetini gören insanların bundan vazgeçmeyeceği ve tarafları bu baskının masada tutacağı öngörüsü maalesef çabuk tuz buz oldu. Akil İnsanlar Heyeti’nin 26 Haziran 2013’te son toplantısında Başbakan Erdoğan’a sunduğu raporda; devletten beklentilerin ön planda oluşuna dair duyulan hoşnutsuzluk, tekrar şiddet sarmalına dönülebileceğinin işaretlerinden biriydi.

Tüm plansızlığı, muğlâklığı, iniş çıkışları ve denetimci bir üçüncü gözün olmayışına, sürecin adının ikide bir değiştirilip sindirilmeye çabalanmasına, aksayan İmralı görüşmelerine, demokratik gösterilerde emniyet güçlerinin aşırı güç kullanımına ve örgüt militanlarının çeşitli eylemlerine rağmen süreç 2014’te de devam etti. 28 Şubat 2015’te üzerinde mutabakata varılan Dolmabahçe Deklarasyonu ile çözüm süreci en üst boyutuna ulaştı.

Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde Çözüm Süreci’nin tarafları ilk kez kameralar karşısına çıktı, açıklamalar yapıldı. Hükümeti Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu temsil ederken, HDP İmralı Heyetini Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ve Pervin Buldan temsil ediyordu.

İmralı Heyeti adına yazılı metni okuyan Sırrı Süreyya Önder, Kürt meselesinde diyalog sürecinin “resmî, ciddi ve sorumlu” bir aşamaya geldiğinin altını çiziyor, gelinen aşamaya ilişkin Öcalan’ın temel belirlemesini şöyle aktarıyordu:  “Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken, demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müşterekin sağlandığı ilkelerde, silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum.’’ Ardından ‘’Hem gerçek bir demokrasinin, hem de büyük barışımızın temel omurgasını teşkil edecek olan olgusal başlıklarımız şunlardır’’ denilerek on iki maddelik özgür vatandaşlık, demokratik siyaset ve çözümün gerekleri sıralanıyordu.

Önder gibi yazılı bir metni esas alarak açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da“çözüm sürecinde önemli bir aşamaya” gelindiğini onaylıyor,  Başbakan’ın başkanlığında çözüm süreci kurulunda gelinen aşamayı tüm boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde ele aldıklarını vurguluyordu. “Silahların bırakılmasına yönelik çalışmaların hız kazanması, tam anlamıyla bir eylemsizliğin hayata geçmesi ve demokratik siyasetin bir yöntem olarak öne çıkartılması konusundaki açıklamayı önemli gördüklerini” ifade ediyor, “temel hak ve özgürlükleri daha da geliştirmek, hakça ve kardeşçe bir ortam hazırlamak ancak bütünlüğe katkı sağlar. Vatandaşlarımızın aidiyet duygusunu daha da geliştirir. Temel sorunlarını geride bırakan Türkiye, küresel ve bölgesel bir güç haline gelecektir.” diyordu. Başbakan Yardımcısı Akdoğan, esas olanın uygulama olduğunu ve sürecin ete kemiğe bürünmesi için somut gelişmelerin yaşanmasının önem taşıdığını vurguluyordu.

Dolmabahçe’de yapılan açıklamalar, yeni anayasa çerçevesinde çoğulcu demokratik bir sistem etrafında müzakerelerin yürütülmesi karşılığında “silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik karar almak üzere PKK’nın kongreyi gitmesi” konusunda tarafların bir mutabakata vardığını gösteriyordu.

Çözüm sürecinde diyalog evresinin aşılıp gerçek manada çözüme dönük çalışmaların devreye girmesi anlamını taşıyan Dolmabahçe toplantısı ne yazık ki iktidar ve güç mücadeleleri arasında hayat bulamadı. Oysa ortaya konan çerçeve Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve tüm yurttaşların eşit ve refah içinde yaşayabilmesinin yollarını oluşturuyordu. Belki fazlasıyla genel bir söylem içeren deklarasyonlar bir açıdan hareket kolaylığı sağlıyor, süreci geliştirebilmeyi sağlayacak genişliği ifade ediyordu. Fakat aynı zamanda taleplerin somutlanmamış olmasıyla bir belirsizliği de içeriyordu.

Cumhurbaşkanının 20 Mart 2015 tarihinde yaptığı İzleme Heyeti’nden haberinin olmadığını ve bu olaya olumlu bakmadığını açıklaması sürecin zora girdiğinin bir işareti oldu.

21 Mart 2015’te Öcalan, Diyarbakır’da okunan Newroz mesajında silahlı mücadeleyi bırakmak adına PKK’ya kongreyi toplama çağrısında bulundu. Kongrenin toplanmasını milletvekilleri ve İzleme Heyeti’nden oluşacak bir “Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu”nun kurulması şartına bağladı. Ardından 22 Mart’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe toplantısını doğru bulmadığını açıkladı. 7 Haziran seçimlerine giden süreçte patlayan bombalar ve HDP’ye yapılan saldırılar ve 7 Haziranda ortaya çıkan tablo hükümet muhalefet denkleminde gerginliğin iyice artmasına neden oldu. Ardından 22 Temmuz 2015’te Şanlıurfa'nın Ceylanpınar İlçesi'nde, 2 polis memurunun şaibeli bir şekilde evlerinde başlarından tabancayla vurularak öldürülmüş bulunması öne sürülerek 24 Temmuz 2015’te Türk Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar Irak Kürdistan Bölgesinde PKK’nin Zap, Gare, Haftanin, Metina ve Avaşin'deki kamplarını bombaladı.

1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti’nin tek başına hükümet kurması çözüm sürecinin yeniden gündeme getirilebilmesine ortam yaratmadı. Üstelik Suriye’de yaşanan Rojava sürecinin tehdit olarak algılanması çözüm çabasını iyice kangrenleştirdi. Kürt kentlerinde yaşanan özerklik ilanı ve ardından gelen hendek savaşları, sokağa çıkma yasakları meseleyi geçmişteki çatışmalı günleri aratacak hale getirdi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL sürecinde belediyelere kayyum atandı,  HDP eşbaşkanları ve milletvekilleri tutuklandı. Karanlık günlerin yaşandığı bu sancılı atmosfer o her yanından eleştirilen çözüm süreci döneminin ne denli kıymetli olduğunu ve en kötü çözüm sürecinin savaştan iyi olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi…

Sonunda dönülecek yerin barış masası olduğu bilindiği halde yaşanan travmatik çatışma ortamını sonlandırmak için,  vicdanlı ve barışsever yurttaşların inisiyatifinin güçlenmesi gerekiyor. Bunun için mücadele etmekten başka bir yol görünmüyor…

Serdar Kordu

(Küresel BAK'ın "Barışın imkanları" broşüründen alıntıdır)

Kaynakça:

Barış Vakfı raporu: Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak Cuma Çiçek - Vahap Coşkun

BİLGESAM, Çözüm Süreci Kronolojisi, Erdem Kaya- Bekir Ünal

Bültene kayıt ol