Venezuela’da Hugo Chavez öncülüğündeki aşağıdan hareket 2000’li yıllarda neoliberalizme karşı önemli bir alternatif olarak görülüyordu ve tüm dünyada sosyalistler, antikapitalistler gözlerini Venezuela’ya dikmiş durumdaydı. Bugün Venezuela, ABD emperyalizminin hedefi konumunda. Liberal değerlerle övünmeyi pek seven Batı dünyası ise İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırımda aldıkları tutuma benzer biçimde ABD’nin saldırganlığını meşrulaştırır, uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayar bir hâlde.
Batılı liderler Venezuela’nın bir diktatörlük olduğunu, Venezuela’da sosyalizm olduğunu ve halkın yoksul olduğunu tekrarlayıp duruyor. Venezuela gerçekten uzun zamandır krizde ancak bu kriz sosyalizmin krizi olarak okunabilir mi?
Bolivarcı Devrim’in doğuşu ve gerileyişi
Bolivarcı Devrim, 1999 yılında Hugo Chavez’in iktidara gelişiyle başlayan, adını Güney Amerika’nın bağımsızlık lideri Simon Bolivar’dan alan, neoliberalizme ve ABD emperyalizmine bir alternatif oluşturduğunu savunan politik ve sosyal süreci tanımlamak için kullanılıyor. Chavez’in iktidara gelişi tek başına bir seçim sonucu anlamına gelmiyordu, 1980’li yıllardan bu yana kemer sıkma politikalarına ve neoliberalizmin yarattığı eşitsizliğe karşı uzun süren bir halk direnişinin kazanımı olarak Chavez iktidara gelmişti.
Kökleri 1989’da başkent Caracas’ın barrios adı verilen yoksul mahallelerinde yaşayan halkın ayaklanmasına (Caracazo ayaklanması) yaslanan bu hareket, barriostaki kitlelerin Chavez etrafında kenetlenmesini sağlamıştı. O kadar ki 2002 yılında Chavez bir askeri darbe ile liderlikten indirilmeye çalışıldığında bu mahalleler yüz binler hâlinde sokaklara çıkmış ve Chavez’i tutsak edildiği yerden çıkararak göreve geri dönmesini sağlamıştı.
Petrol gelirlerine dayalı bir ekonomi olan Venezuela’da bu gelirler uzun zaman sonra ilk defa zenginlerin ceplerine değil, yoksullar lehine sosyal programlara aktarıldı. Eğitim, sağlık ve konut gibi alanlardaki bu devasa sosyal programlar sonucunda 2003-2011 yılları arasında yoksulluk oranları yarı yarıya azalmış ve Venezuela Güney Amerika’daki en eşit ülke hâline gelmiştir.
Hugo Chavez, bu süreci “21. Yüzyıl sosyalizmi” olarak adlandırıyordu.
Aşağıdan hareketler ile bürokrasinin mücadelesi
Bolivarcı Devrim, başından beri hiçbir zaman kapitalist mülkiyet ilişkilerine doğrudan bir müdahalede bulunmadı, bunun yerine petrol gelirlerine dayanarak sosyal reformlar yapmayı yeterli gördü. Chavez, kapitalist devlet yapısının halk yararına parçalanması gerektiğini söylese de temelde kapitalist olan devlet mekanizmasının kendisini kullanmaya devam etti. Özel sektörün ekonomideki payı değişmeden kaldı. Chavez türü ‘sosyalizm’in temel çelişkisi ise aşağıdan hareketlere ve taban örgütlenmelerine rağmen yeni bir sistem inşasını yapabilecek olanı devletin kendisi olarak görmesiydi. Bu sebeple Bolivarcı Devrim, ilk baştan itibaren çelişik bir yapı arz etti. Petrol gelirleri düşmediği sürece aşağıdan ve yukarıdan mekanizmalar birlikte işleyebiliyordu çünkü kaynaklar ezilenlerin lehine kullanılmaya devam ediyordu ancak bu bir yandan da Boliburjuvazi (Bolivarcı burjuvazi) adı verilen yeni bir bürokrasi de yaratmaya başlamıştı.
2002-2003 yıllarına patronlar askeri darbenin yanısıra lokavtlar ve petrol sabotajlarıyla da Chavez rejimini düşürmeye ve ekonominin çökmesine yol açmaya çalışıyordu ancak petrol işçileri başta olmak üzere pek çok sektörde işçiler özyönetim ile üretimi sürdürerek ekonominin çökmesini engelledi. Bu süreçte eski yozlaşmış sendika yapısına karşı bağımsız ve aşağıdan bir sendika olarak Uluslararası İşçi Birliği (UNT) doğdu. Venezuela’da bu süreçte farklı özyönetim deneyleri de hayata geçiyordu. Halkın mahallelerindeki sorunları doğrudan demokrasiyle çözmesi için yerel konseyler (consejos comunales) oluşturuldu ve bunları birleştiren komünler inşa edildi. Bu araçlarla halk konut, sağlık ve altyapı projelerinde doğrudan söz sahibi oluyordu. Çelik üretimi yapan Sidor, alüminyum üretimi yapan Alcasa ve elektrik üreten CADACAFE gibi devlet işletmelerinde işçilerin üretimi kontrol ettiği denemeler yapıldı.
Ancak zaman içinde bu aşağıdan yukarıya olan güç, yukarıdan aşağıya örgütlenen devlet bürokrasi tarafından adım adım bastırıldı. Pek çok gücün bir araya gelişiyle oluşan Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV), aşağıdan demokrasiyi güçlendirmek yerine politik kontrolü sağlamaya dönük bir aparat hâline geldi. Küba Komünist Partisi’ni kendisine model olarak alan bu parti yukarıdan gelen emirlerin aşağıya iletilmesi temelinde örgütlendi. Taban örgütlenmeleri de partiye entegre edildi.
Boliburjavazi bu koşullarda güçlendi. Devlet sözleşmelerinden ve döviz manipülasyonlarından zenginleşen bu sınıf kendisine yolsuzluklarla örülü zengin bir yaşam yarattı. Kapitalist ilişkilere dokunulmadığı için özel sektör büyümeye devam etti. 1999-2011 yılları arasında özel sektörün ekonomideki payı yüzde 65’ten yüzde 71’e yükseldi. Chavez’in 2013’teki ölümü sonrasında iktidara gelen Nicolas Maduro da bu dönüşümü hızlandırdı. 2014’te petrol fiyatlarındaki sert düşüş, yoksulların refahını artırmaya dönük reformların da yapılamamasına yol açtı.
Maduro etrafında hesap verebilirliği neredeyse tamamen ortadan kalkmış bürokrasi görünür hale geldi ve yolsuzluklar çoğaldı, ordunun ekonomi üzerindeki denetimi arttırıldı, kabine üyelerinin ve bölge valilerinin yarısından fazlası artık halka karşı sorumluluğu olmayan ordu subaylarından oluşur hâle geldi.
Yeniden aşağıdan bir alternatif
Venezuela’daki Bolivarcı süreç milyonlarca insan için umut olmuştu ancak işçi denetimine yaslanmayan bir model kapitalizmi aşmak açısından sürdürülebilir değildi. Karşısında başka bir sınıfın iktidarı olmadan patronlara meydan okunması, patronların saldırılarını arttırdı. Petrole dayalı bir ekonomide, petrol gelirlerinin düşmesiyle ABD’nin ülkeye dönük yaptırımları da bir araya gelince Venezuela derin bir krize sürüklendi.
İşçi sınıfının kendi yönetimini kuramadığı bir yerde sosyalizmden bahsedilemez, dolayısıyla gelinen durum sosyalizmin değil PSUV etrafında giderek elini güçlendiren bürokrasinin krizidir. Venezuela’da sosyalizmin oluşamaması ise ABD emperyalizmi karşısında sosyalistlerin Venezuela’yı desteklemeyeceği anlamına gelmez. Aksine bugün ABD haydutluğuna karşı Venezuela’da devasa gösteriler yapılıyor ve Güney Amerika’nın bütününde aşağıdan bir direniş hareketinin şekillenme potansiyelleri var. Sosyalistlerin bakması ve örgütlenmesi için uğraşması gereken yer ise tam da bu aşağıdan hareket, bu hareket işçi denetimine dayalı gerçek bir sosyalizmin fitilini ateşleyebilir.
