Tuğan Mecal: Ankara belediyelerinde özel katliam rejimi kurulmuş durumda

Ankara’da Çankaya Belediyesinin “Hesap Vereceğiz” başlığıyla yaptığı çağrıya, “Hesap Soruyoruz” sloganıyla katılan ve CHP’lilerin sert saldırısına maruz kalan Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi (HYÖ) aktivistlerinden Tuğan’la konuştuk:

Çankaya Belediyesi’nin “Hesap Veriyoruz” toplantısında neler yaşandı? Neden hedef alındınız ve orada ne söylemek istiyordunuz?

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in “Hesap Veriyoruz” toplantısına, Ankara’da öldürülen on binlerce sokak hayvanının hesabını sormak için gittik. Ancak daha alana girişimizden itibaren hedef alındık. Geçen yıl Mansur Yavaş’ın da katıldığı bir CHP mitinginde yaşadıklarımızın neredeyse aynısı tekrarlandı. O zaman da pankartımız engellenmiş, polis “CHP’den onay alın” demiş, ardından flamalı gruplar saldırmıştı. Bu kez daha organizeydiler. Polis baştan “Biz karışmayız” diyerek geri çekildi, ancak içeride adım adım takip edildik. Sanki saldırı önceden planlanmıştı.

Alanın içinde defalarca yer değiştirmemize rağmen peşimizi bırakmayan, çete görünümünde erkek gruplar; göz tacizi, tehditkâr bakışlar ve örgütlü şekilde etrafımızı sarma girişiminde bulundu. Pankartı açtığımız anda saldırdılar. İterek, sürerek, flamalarla vurarak ve yumruklarla darp ederek alandan çıkarmaya çalıştılar. Polis ise görünürde koruyor gibi yaparken fiilen saldırının önünü açtı. Kadınlara yönelik özel bir şiddet vardı. Barış akademisyeni bir arkadaşımızın darp edilmesi, yaşlı bir insanın belediye personeli tarafından itilip düşürülmesi… Tüm bu görüntüler kayıt altında. Eğer o an daha sıkışık bir yerde olsaydık, ciddi bir izdiham ve ezilme riski ortaya çıkabilirdi.

Oysa biz oraya açık bir taleple gitmiştik: “Hesap Veriyoruz” diyenlere gerçekten hesap sormak. Açamadığımız pankartta, Özgür Özel’in “Katliam yasasını uygulamayacağız” sözlerine rağmen CHP’li belediyelerin bu yasayı fiilen uyguladığını teşhir ediyorduk. Ankara’da resmi rakamlara göre 10 ayda 17.790 hayvanın öldürülmesinin hesabını sormak istiyorduk. Bu nedenle linç edildik.

Ankara’da on binlerce hayvanın öldürülmesinin arkasındaki politika nedir, barınakların durumu bu sürecin neresinde duruyor?

Bu sürecin temelinde doğrudan iktidarın çıkardığı katliam yasası yer alıyor. Bu yasa yalnızca hayvanların öldürülmesini mümkün kılan bir düzenleme değil; aynı zamanda bunu meşrulaştıran, yaygınlaştıran ve yerel yönetimleri bu yönde hareket etmeye teşvik eden bir politik çerçeve oluşturuyor. Ankara’da ortaya çıkan tablo da bu yasanın belediyeler eliyle uygulanmasının ve hatta yer yer aşılmasının sonucu.

Ankara’da sokaklarda hayvan bırakmama hedefiyle kitlesel toplama ve öldürme uygulanıyor. Karataş Barınağı’nda her gün 50–60 hayvana yüksek doz anestezi verildiği, hayvanların poşetlenerek ve boğularak öldüğü bilgisi hem görüntülerle hem içeriden tanıklıklarla sabit. Mamak Barınağı’nın “ziyarete açık” denmesine rağmen fiilen kapalı tutulması, randevu sisteminin bir perde olarak kullanılması, Yenimahalle ve diğer barınaklarda hayvanların üst üste, hastalık içinde tutulması bu politikanın parçaları. Bu tür kısıtlamalar; bakımsızlık, işkence ve katliamlarla sonuçlanıyor. Ziyaret edilebilen sınırlı anlarda bile hayvanların hastalık, açlık ve bakımsızlık içinde olduğu açıkça görülüyor. Nitekim barınaklardaki veterinerler dahi belediyenin ilaç temin etmediğini ifade etmiş durumda.

Besleme düzensiz ve yetersiz; mamalar rastgele dağıtılıyor ve hayvanlar aç bırakılarak birbirlerini parçalamalarına neden olunuyor. Çankaya Belediyesinin yoğurt kovalarıyla topladığı yavrular ise bu koşullarda neredeyse hiç yaşama şansı bulamıyor. Sokaktan sağlıklı alınan hayvanlar kısa sürede zayıflayıp hastalanıyor ve barınaklardan geri kurtarıldıklarındaysa tedaviye muhtaç hale geliyor. Neredeyse hiçbir hayvanın sağlıklı şekilde barınaktan çıktığına tanık olmadık.

Tüm bu tablo yalnızca idari bir yetersizlik değil, doğrudan politik bir tercihtir. İktidarın çıkardığı yasa, yalnızca devletin öldürme yetkisini genişletmedi; aynı zamanda toplumsal bir meşrulaştırma zemini yarattı. Medya ve propaganda araçlarıyla sokakta yaşayan hayvanlar “tehdit” olarak kodlandı. Bu iklimde belediyeler yasanın ötesine geçerek uygulamayı derinleştirdi. Ankara’da fiilen bir “özerk katliam rejimi” kurulmuş durumda.

Yerel yönetimler nasıl bir politika izlemeli? Alternatif ne?

Dünyada başarılı örnekler var. Hollanda, Romanya ve Hindistan gibi farklı deneyimler açıkça gösteriyor ki öldürme politikaları nüfusu kontrol etmez; aksine boşluk yaratır ve sorunu yeniden üretir. Etkili olan yaklaşım; kısırlaştırma, aşılama, kayıt ve yerinde yaşatma politikalarıdır. Bu yöntemler hem popülasyonu dengeler hem de yaşam hakkını korur. Yerel yönetimlerin yapması gereken de budur: şeffaf, bilimsel ve yaşamdan yana bir politika.

25 Nisan Ankara eyleminin çağrısı nedir?

25 Nisan’da Ankara’da yapacağımız eylem anlattığım nedenlerle kritik. “Barınakta hayat yok, sokaklarda olacak” ve “Dostlarımızı vermiyoruz” diyerek katliam yasasının geri çekilmesini talep edeceğiz. Ankara başta olmak üzere birçok şehirden katılım olacak. Amaç yalnızca yasa karşıtlığı değil; aynı zamanda yaşamdan yana bir politikanın kurulması ve belediyelerin bu uygulamalardan vazgeçmesi.

Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi (HYÖ) nedir, nasıl bir mücadele yürütüyor?

HYÖ yaklaşık üç yıl önce, henüz yasa çıkmadan önce kuruldu. Farklı politik mücadelelerden gelen aktivistlerin oluşturduğu, antikapitalist ve mücadelelerin birlik içinde çeşitliliğinin koruduğu bir perspektifi benimseyen bir oluşumdur. Logosundaki Pride renkleri, mor (feminist) ünlem ve ekoloji yeşili pati sembolü bu birleşik direnişi yansıtır. İsmi de kadın özgürlük hareketinin “jin jiyan azadî” hattından esinlenen “ajal jiyan azadi” sloganından gelir.

HYÖ bugüne kadar yalnızca hayvan haklarıyla sınırlı kalmayan bir mücadele yürüttü. Kuğulu Park direnişinden şehirlerarası eylemlere, Anayasa Mahkemesi önündeki protestolardan üniversitelerdeki baskılara karşı direnişe kadar birçok alanda yer aldı. LGBTİ+ karşıtı yasalara karşı imza kampanyaları örgütledi, Suruç ve 10 Ekim anmalarına katıldı, işçi mücadeleleriyle dayanışma kurdu. KESK içindeki hayvan hakları komisyonuyla birlikte çalışmalar yürüttü. Bu çizgi, hayvan özgürlüğünü diğer ezilenlerin mücadelelerinden ayrı görmeyen bir politik hattır.

Sonuç açıktır: Hayvanlara yönelik şiddet ile toplumsal şiddet aynı zeminden beslenir. İnsan olmayan hayvanlar için eşitlik mücadelesi, sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Mücadelemiz birleşik olmak zorundadır. Bu birleşik mücadele kurulana kadar, HYÖ olarak her alanda direnişe devam edeceğiz.

son yazıları

Demokrasi mücadeleyle kazanılacak
Mart 2026 işçi eylemleri: şantiyelerden madenlere, sınıflardan sokaklara
Günümüzde organik entelektüelin anlamı

ilginizi çekebilir

3a
Demokrasi mücadeleyle kazanılacak
281702
Mart 2026 işçi eylemleri: şantiyelerden madenlere, sınıflardan sokaklara
gramsci
Günümüzde organik entelektüelin anlamı