Trump, İsrail’in yeni savaşının figüranı mı?

Tarihin en güçlü emperyalist devleti, Suudi Arabistan ve İsrail gibi uydu devletleri tarafından çok tehlikeli bir savaşa sürükleniyor.

Büyük Alman filozof Wilhelm Hegel, Karl Marx üzerinde önemli bir entelektüel etkiye sahipti. Hegel’in en tartışmalı argümanlarından biri, her devletin onun “olumsallık” (contingency) öğesine başka bir deyişle tesadüfe, kişilik ve seçime ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle monarşiyi savunmasıydı. Önemli bir karar verilmesi gerektiğinde, birinin ‘evet’ ya da “hayır” demesi gerekir.

Bu analiz, aslında modern kapitalist devletlerin seçilmiş monarkları olan başkanlar ve başbakanlar için oldukça uygun. BBC uluslararası editörü Jeremy Bowen’ın haklı olarak vurguladığı gibi ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, Donald Trump ve suç ortağı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu cephesinden bakıldığında bir “tercihli savaş”tır.

İran’ın bombalanmasının ve Ali Hamaney gibi liderlerin suikastının meşru müdafaa olduğu iddiaları düpedüz yalandır. Her iki liderin de önünde seçimler var. Trump, Pentagon’un muazzam askeri gücünü kullanmaktan zevk almaya başladı. Bu, yönetimin hayat pahalılığı krizini aşamadığını ve kendisinin iğrenç Epstein skandalına karıştığını yansıtan, ülkesinde düşen destek oranlarından dikkatleri başka yöne çekmek için hoş bir manevra.

Netanyahu için İran’a yönelik bu son saldırı, esasen 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in hava gücü ve istihbarat üstünlüğünü kullanarak bölgedeki düşmanlarını yok etme politikasının bir devamıdır. Ancak asıl belirleyici olan, Trump’ın İsrail’in arkasına nasıl çekilmiş olduğudur.

Washington Post, çok ilginç bir haberde iki iddiada bulunuyor. Birincisi, “Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, kamuoyunda diplomatik bir çözümü desteklemesine rağmen, geçtiğimiz ay boyunca Trump’la, ABD saldırısını savunan çok sayıda özel telefon görüşmesi yaptı.”

İkincisi, “Salı günü, Temsilciler Meclisi, Senato ve her iki meclisin istihbarat komitelerinin liderlerinden oluşan Sekizli Çete’ye yapılan brifingde, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, milletvekillerine, misyonun zamanlaması ve hedeflerinin, İsrail’in ABD’nin desteği olsun ya da olmasın saldırı yapacağı gerçeği tarafından belirlendiğini belirtti.”

Eğer doğruysa bu ikinci iddia oldukça çarpıcı. Bu, geçen Haziran ayında İsrail’in İran’a saldırısı örneğinde olduğu gibi, Trump’ın Orta Doğu’daki kilit ABD müttefikinin sunduğu fait accompli’ye (oldu bitti) tepki verdiği anlamına gelir. Hegel’in monarkı gibi, o da “evet diyen ve ‘‘i’nin noktasını koyan biri işlevi gördü. Tüm kabadayılığına rağmen, saldırıya katılma kararı güçten ziyade zayıflığın bir işaretidir.

Tarihin en güçlü emperyal gücü, Suudi Arabistan kadar İsrail tarafından da, son derece tehlikeli bir savaşa doğru burunundan çekilerek sürüklenmektedir. Bu durum, Trump’ın bizzat  seçtiği Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in kamuoyuna çok açık biçimde dile getirdiği çekincelerine rağmen yaşanmaktadır.

Trump ve Netanyahu rejim değişikliği istediklerini söylüyor. Ancak Fransa’nın üç katı büyüklüğünde ve 92 milyondan fazla nüfusa sahip İran’ı işgal etmeye cesaret edemiyorlar. Önde gelen uzmanlardan Robert Pape, Twitter’da şöyle yazdı: “Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, ABD, İsrail ve müttefiklerinin düzinelerce hava harekatı siyasi değişimi zorlamaya çalıştı, ancak hiçbiri dostane hükümetler kurmayı başaramadı. Hiçbiri! Bu harekatlar milliyetçiliği güçlendirip direnişin daha kararlı hale gelmesine neden oldu.”

Ocak ayındaki kitlesel protestoları vahşice bastırmasına rağmen, İran’daki İslami Cumhuriyet rejimi bürokratik yapılar ve gerçek bir toplumsal taban geliştirmiş durumda. Hamaney’in ölümü, rejimin bittiği anlamına gelmez. Yaygın olarak tahmin edildiği gibi Tahran, savaşı tüm bölgeye yaymak için geniş drone ve füze cephaneliğini kullanıyor. Bu, geçtiğimiz nesil boyunca kendilerini küresel kapitalizmin ana merkezlerinden biri haline getiren Körfez rejimleri üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.

Dubai’deki gökdelenlere yapılan insansız hava aracı saldırılarının çarpıcı videoları, bu tehdidi dramatik bir şekilde ortaya koyuyor. Financial Times, “Emirlik, turizm, finansal hizmetler ve ticareti genişleterek petrol gelirlerine olan bağımlılıktan uzaklaşarak çeşitlilik sağlamıştır” diye hayıflanıyor. Bir ekspat X’te şöyle şikayet ediyor: “Vergi sığınağı için Dubai’ye taşındım, şimdi ise bomba sığınağındayım.” 

İran’ın saldırıları, şu ana kadar Körfez devletlerini ABD ve İsrail’in arkasında birleştirmiş görünüyor. Ancak Tahran, bölgenin ve aslında dünya ekonomisinin bağımlı olduğu petrol ve gaz altyapısını hedef almaya daha yeni başlıyor. Trump rüzgâr ekti, şüphesiz fırtına biçecek.

son yazıları

Madenlerde iş güvenliği yok, cinayet var
Öğretmenler güvenli çalışma hakkı için grevde: "Bakan istifa!" 
Savaş davulu değil, özgürlüğün dansı!

ilginizi çekebilir

c18be7c9-6621-4f9a-aea4-2f1922cde2ca
Madenlerde iş güvenliği yok, cinayet var
photo_5852529528427712535_y
Öğretmenler güvenli çalışma hakkı için grevde: "Bakan istifa!" 
4e1a1ca63748e06dfa31f030f22a5349841226d9-1200x900
Savaş davulu değil, özgürlüğün dansı!