Mart 2026 işçi eylemleri: şantiyelerden madenlere, sınıflardan sokaklara

Mart ayına damgasını vuran en can yakıcı olay, İstanbul’da genç bir öğretmenin, Fatma Nur Çelik’in bir öğrencisi tarafından katledilmesiydi.

Türkiye’de işçi sınıfı için 2026 yılının mart ayı; sayısal verilerin ötesinde, derin toplumsal kırılmaların ve hak arayışlarının harmanlandığı bir dönem olarak kayıtlara geçti. Geçtiğimiz aya oranla grevlerde bir azalma görülse de eylemlerin içeriği ve toplumsal yankısı, bu niceliksel düşüşü gölgede bırakacak bir ağırlığa sahipti.

Mart ayına damgasını vuran en can yakıcı olay, İstanbul’da genç bir öğretmenin, Fatma Nur Çelik’in bir öğrencisi tarafından katledilmesiydi. Bu olay, eğitim emekçilerini sadece ekonomik talepler için değil; en temel hak olan “yaşama hakkı” ve “güvenli çalışma ortamı” için ayağa kaldırdı. 44 şehre yayılan bu devasa grev dalgası, mart ayının genel işçi profilinden bağımsız, başlı başına bir itiraz manifestosu niteliğindeydi.

Eğitim emekçilerinin kitlesel eylemi dışında grevler, ülkenin çok farklı şehirlerine ve sektörlerine dağılmış durumda. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi yerler grevlerin en çok yaşandığı merkez üsleri olurken; Amasya’dan Antep’e, Muğla’dan Urfa’ya kadar geniş bir coğrafyada işçiler “Artık yeter!” dedi.

Özellikle inşaat ve madencilik kollarındaki direnişlerin temel motivasyonu; kronikleşen “ücret ödenmemesi” ve “enflasyon karşısında eriyen maaşlar” oldu.

İnşaat: Ankara Natura Vadi ve İstanbul Finans Merkezi gibi dev projelerde çalışan işçiler, ödenmeyen hakları için şantiyeyi durdurdu. Her iki grevin de kısa sürede kazanımla sonuçlanması, inşaat işçisinin birleşik gücünün ne kadar hızlı sonuç alabileceğini bir kez daha kanıtladı.

Madencilik: İzmir Polyak Madencilik’te hem eksik ücretler hem de ihmal edilen iş güvenliği önlemleri madenciyi yer üstüne çıkardı. 13 gün süren bu dirençli bekleyiş, tüm alacakların alınmasıyla zaferle taçlandı. Ancak Manisa, Amasya ve Ankara’daki diğer maden grevlerinde sessizlik sürüyor.

Hizmet ve dokuma sektöründe durum

İzmir Menemen’deki Migros deposunda çalışan şoförlerin %10’luk zam teklifine karşı %60 taleple başlattıkları grev, hayat pahalılığı ile reel ücretler arasındaki uçurumun en somut örneğiydi. Antep’in Sırma Halı fabrikasında ise geç yatan ücretler işçiyi sokağa dökerken, işten çıkarmalara rağmen ücretlerin yatırılmasıyla bir kazanım sağlandı.

İlginç bir tablo ise sendika cephesinden geldi. Eğitim Sen Genel Merkezi ve şubelerinde çalışan emekçiler, kendi işverenleri olan sendika ile yürüttükleri toplu iş sözleşmesi sürecinde uzlaşma sağlanamaması üzerine iş bıraktı. Bu durum; hak arama mücadelesinin sadece sermayeye karşı değil, her türlü bürokratik yapıya karşı da diri tutulması gerektiğini gösteren ironik ama öğretici bir örnek oldu.

Mart ayında yaşanan grevler bize şunu söylüyor: İnşaat, maden ve dokuma gibi sektörlerde 4 işyerinde işçiler masadan kazanımla kalkarken, 6 işyerinde (özellikle sendika bünyesindeki grevlerde) somut bir sonuç elde edilemedi. En kaygı verici olanı ise 6 farklı işyerindeki grevlerin nasıl sonuçlandığının bilinmemesi. Bu durum, fiili ve yerel direnişlerin adeta kaderi haline gelmiş olmasıdır.

Mart 2026; bir yandan yasın bir direnişe dönüştüğü, diğer yandan ekonomik darboğazın işçiyi fiili grevlere zorladığı bir ay olarak hafızalarda kalacak. Sayılar azalsa da taleplerin niteliği ve öfkenin haklılığı tazeliğini koruyor.

son yazıları

Demokrasi mücadeleyle kazanılacak
Günümüzde organik entelektüelin anlamı
Avrupa'da aşırı sağ yükselmeye devam ediyor

ilginizi çekebilir

3a
Demokrasi mücadeleyle kazanılacak
gramsci
Günümüzde organik entelektüelin anlamı
krv-yerel-secimler-ikinci-tur-afd-kaybetti
Avrupa'da aşırı sağ yükselmeye devam ediyor