Madrid’de bir tahliye, küresel bir kriz: Barınma

Madrid merkezli yatırım şirketi Urbagestión, María del Carmen’in de içinde yaşadığı binayı 2018’de satın almış ve yasal bir boşluğa dayanarak aylık kirayı 500 eurodan 2.650 euroya çıkarmıştı; şirket daha sonra bu rakamı 1.650 euroya indirse de, % 50 engelli raporu bulunan Abascal’ın aylık emekli maaşı yaklaşık 1.300 euro.

Konut krizi bugün New York’tan Berlin’e, Londra’dan İstanbul’a dünyanın hemen her büyük kentinde yaşanıyor. Kapitalizm altında konut, her şeyden önce bir barınak değil, bir meta: Değeri, içinde yaşayanların ihtiyacıyla değil, sahibine getireceği kârla ölçülüyor. Son kırk yılın neoliberal politikaları bu mantığı en uç noktasına taşıdı. Sosyal konut stokları özelleştirildi, kira denetimleri gevşetildi, konut uluslararası yatırım fonlarının, bankaların ve emlak şirketlerinin portföylerinde sıradan bir finansal varlığa dönüştü. Boş konut stoğuyla evsizlerin aynı kentte yan yana var olabilmesi, sistemin olağan işleyişi halinde.

İspanya bu sürecin en çarpıcı laboratuvarlarından biri. 2008 krizinde konut balonunun patlamasının bedelini emekçiler ödedi: Yargı Genel Konseyi verilerine göre 2008-2014 arasında yaklaşık 600 bin ipotek icrası gerçekleşti ve bunlar aynı dönemde 380 bine yakın tahliyeyle sonuçlandı. Tablo bugün de çarpıcı: Ülkedeki 26,8 milyon konutun 3,8 milyondan fazlası tamamen boş dururken, bankalar, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve yatırım fonları gibi büyük mülk sahiplerinin elinde 400 ila 500 bin konut bulunuyor.

En son barınma krizi ve zorla tahliyelere karşı protestoların fitilini ateşleyen de 23 Eylül Çarşamba günü, María del Carmen Abascal’ın Madrid’in Retiro semtinde 1956 yılından beri yaşadığı evinden zorla çıkarılmasıydı.

Madrid merkezli yatırım şirketi Urbagestión, María del Carmen’in de içinde yaşadığı binayı 2018’de satın almış ve yasal bir boşluğa dayanarak aylık kirayı 500 eurodan 2.650 euroya çıkarmıştı; şirket daha sonra bu rakamı 1.650 euroya indirse de, % 50 engelli raporu bulunan Abascal’ın aylık emekli maaşı yaklaşık 1.300 euro.

Tahliyenin ardından aynı akşam başkent sokakları doldu. Hükümet Temsilciliği verilerine göre yaklaşık 10 bin kişi, Madrid Kiracılar Sendikası’nın acil çağrısıyla Chamberí semtinde toplandı; eylem Castellana bulvarında trafiğin kesilmesi ve polis müdahalesiyle sonuçlandı. Kalabalığın toplandığı yer rastlantı değildi: Protestocular, Madrid bölge hükümetinin kamu şirketi Planifica Madrid aracılığıyla satın aldığı tartışmalı lüks çatı katının önünde toplandı. Göstericiler ev anahtarlarını havaya kaldırarak “Hepimiz Maricarmen’iz”, “Ayuso istifa” ve “Ayuso’nun çatı katı Maricarmen’e” sloganları attı.

Aynı akşam Barselona, Sevilla, Valensiya, Málaga, Palma ve Toledo gibi kentlerde de eylemler düzenlendi. Oviedo’da hükümet temsilciliği önünde toplanan yaklaşık 200 kişi “Rantiyeler suçlu, hükümet sorumlu” diye slogan attı. Kiracı Sendikaları Konfederasyonu’nun çağrısıyla dün 13 kentte eylemler yapıldı. Cantabria Konut Sendikası da bugün akşam 19.30’da Santander’deki hükümet temsilciliği önünde eylem çağrısı yaptı.

Bu öfkenin arkasında yıllara yayılan bir örgütlenme birikimi var. Tahliyelere karşı kapı önü nöbetleriyle başlayan hareket, bugün kiracı sendikaları biçiminde örgütleniyor. Geçen yıl Nisan’da “Konut ticaretine son” sloganıyla 40 kentte eşzamanlı eylemler yapılmış; kiraların yüzde 50’ye varan oranda düşürülmesi, 3,8 milyon boş konutun yeniden kullanıma açılması ve savunmasız ailelerin tahliyesinin yasaklanması talep edilmişti.

Sokaktaki öfke yalnızca sağcı Ayuso yönetimine yönelmedi. Göstericiler merkezi hükümeti ve Konut Bakanlığı’nı da hedef alarak mevcut Konut Yasası’nın etkinliğini sorguladı; eylemlerde en çok duyulan sloganlardan biri “İlerici hükümet nerede?” oldu çünkü pandemiden bu yana uzatılarak sürdürülen tahliye koruması Şubat 2026’da sona erdi. Sosyalist Parti liderliğindeki hükümetin Temmuz’da sunduğu, savunmasız kişilerin tahliyesini askıya alan yeni kararname ise aylardır bekletiliyor. Sosyal hareketler, bu düzenleme yürürlükte olsaydı Maricarmen’in tahliyesinin gerçekleşmeyeceğini savunuyor.

Ancak sokaktaki basınç şimdiden sonuç vermeye başladı. Bakan Rodríguez, aylardır bekletilen kararnameyi 29 Eylül Salı günkü Bakanlar Kurulu toplantısına getirmek için çalıştığını açıkladı. Hükümetin küçük ortağı Sumar ise kararnameye sözleşmelerin uzatılması, kira artışlarına sınır ve spekülatif konut kullanımına karşı önlemler eklenmesini talep ediyor. Kararnamenin mecliste sağ partilerin oylarıyla yeniden düşürülmesi ihtimali ise hâlâ masada.

Öfke sandığa da yansıyor

Barınma krizine karşı biriken öfke yalnızca sokaklarda değil, sandıkta da kendini gösteriyor. New York’ta Zohran Mamdani, kampanyasının merkezine “kiraları dondur” sloganını koyarak geçen yıl belediye başkanlığını kazandı ve sözünü tuttu: Kentin Kira Düzenleme Kurulu Haziran’da, 7’ye karşı 1 oyla, kira denetimine tabi yaklaşık 1 milyon dairede hem bir hem de iki yıllık sözleşmeler için kiraların dondurulmasını onayladı; bu daireler kentteki toplam konut stokunun yaklaşık yüzde 27’sini oluşturuyor. Kurul tarihinde ilk kez iki yıllık sözleşmelerde de dondurma kararı alındı; kararı salonda bekleyen yüzlerce kiracı sonucu sloganlarla kutladı.

Berlin’de ise geçen hafta, 20 Eylül’deki eyalet seçimlerinde Die Linke oylarını ikiye katlayarak yüzde 25,7 ile ilk kez kentin birinci partisi oldu; 2023’te oy oranı yüzde 12,2’ydi. Koalisyon görüşmeleri sürüyor, yeni hükümetin nasıl şekilleneceği henüz belli değil. Ama seçimin ana gündemi belliydi: Seçmenlerin yüzde 53’ü en önemli sorun olarak konut piyasasını ve kiraları gösterdi. Die Linke’nin kampanyası tam da bu soruna odaklanmıştı: Yasa dışı kiralara karşı bir denetim kurumu kurmayı, kamuya ait konutlarda kiraları sınırlamayı ve büyük emlak şirketlerini kamulaştırmayı vaat etti; parti, Berlin’i kapı kapı dolaşarak kira ve mahalle sorunlarını konuşan bir saha kampanyası yürüttü.

Sandık yetmez, örgütlenme şart

Bu seçim sonuçları, konut sorununun milyonlarca insan için ne kadar yakıcı hale geldiğinin güçlü göstergeleri. Ama İspanya deneyimi, seçim zaferlerinin tek başına yetmediğini de gösteriyor: Kendini “ilerici” olarak tanımlayan bir hükümet, Maricarmen’i evinden atılmaktan koruyamadı; aylardır rafta bekleyen kararname ancak on binler sokağa çıktıktan sonra yeniden gündeme geldi. New York’taki kira dondurması bile, örgütlü kiracıların basıncı olmadan gelemezdi. Berlin’de büyük emlak şirketlerinin kamulaştırılması talebinin gündemde olması da yıllardır süren kiracı hareketinin eseri.

Maricarmen’in hikâyesi, kapitalizm altında konutun kimin için üretildiğini ve kimin için korunduğunu çıplak biçimde gösterdi. Madrid’de, Berlin’de, New York’ta ve İstanbul’da barınma hakkını kazanmanın yolu, kiracıların mahallelerde, işyerlerinde ve sokaklarda büyütecekleri örgütlü mücadeleden geçiyor.

son yazıları

İklim çöküşünü durdurmak zorundayız
İklim çöküşüne karşı çok sesli, çok dilli festival
İklimi değil sistemi değiştir: COP zirvelerine değil halkların direnişine bak

ilginizi çekebilir

2026_0827-nepal-1200x800
İklim çöküşünü durdurmak zorundayız
iklimfest bildiri_Sayfa_1
İklim çöküşüne karşı çok sesli, çok dilli festival
16CLI-COP30-MIDPOINT-fcvz-superJumbo
İklimi değil sistemi değiştir: COP zirvelerine değil halkların direnişine bak