Monday: ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının kökeninde emperyalizm yatmaktadır. Bizler bu saldırılara karşı çıkmak zorundayız ancak bu karşı çıkış, İran rejimine siyasi destek vermek anlamına gelmemelidir.
Tarihsel sürece baktığımızda, ABD’nin daha önce Libya, Afganistan ve Irak’ta gerçekleştirdiği müdahalelerin, kurtuluş olarak nitelendirilebilecek bir sonuç doğurmadığını görüyoruz.
Bu müdahale açıkça, insani amaçlı bir girişim değildir. ABD bu saldırılarla jeopolitik gücünü pekiştirmeyi ve İran ekonomisini kendi sermayesi ve çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmayı hedeflemektedir.
İran halkının nasıl bir yönetim istediğine kendisinin karar vermesine izin verilmelidir.
Bu tür saldırılar her zaman yerel gerici güçleri beslemekte ve güçlendirmektedir.
Sürgündeki İranlılar arasında, eski Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’ye yakınlık duyan belirli kesimler bulunmaktadır. Bu kesimler açıkça Batı müdahalesi yoluyla rejim değişikliğini savunmaktadır. Protestolarda İsrail bayrağı taşımalarının nedeni de budur.
Ancak şu noktayı göz önünde bulundurmak gerekir: Bunlar 1979 devriminden sonra ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlardır. Yıllardır İran’da yaşamadıkları için bugün oradaki halkın duygu ve düşüncelerini yansıtmaları mümkün değildir. Onlar ABD ile işbirliğine açık olan kesimin bir parçasıdır.
Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, herkes aynı görüşte değildir. Protestolarda bazıları “Ne rejim ne yabancı kral” diye slogan atmaktadır.
Medyada sürekli rejim yanlısı kesimlerin gösterilmesi, İran’da rejime karşı fiilen mücadele eden örgütleri görünmez kılmaktadır. Feminist hareket, demokrasi yanlıları ve işçi sınıfı örgütleri var olmalarına rağmen görünürlük kazanamamaktadır.
Monarşinin geri gelmesi yıkıcı sonuçlar doğurur. Bu durum bana 2003 Irak’ını hatırlatıyor. Sürgündeki elitler ABD desteğiyle geri dönmüş, işçi sınıfı örgütleri ezilmiş ve iktidar ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmişti.
Son yıllarda İran’da giderek güçlenen ayaklanmalar gözlemlenmekte ve bu ayaklanmalar arasındaki süre kısalmaktadır.
Ancak bu saldırılar bazen devleti güçlendirmekte ve ona meşruiyet kazandırmaktadır.
Saldırılar, odağı İran’ın iç çelişkilerinden uzaklaştırıp uluslararası duruma ve saldırganlara çevirmektedir.
Bu nedenle İran’da halk hükümete derinden karşı olsa bile, ulusal egemenlik duygusu yeniden alevlenebilmektedir. Bu durum rejime, muhalefeti bastırmak için bahane sağlayabilir.
Nitekim Ocak ayındaki protestolarda bile muhalifleri “yabancı aktörler” olarak nitelendirmişlerdi.
Hameney 86 yaşındaydı ve ölümü sonrası için mutlaka bir yedek plan vardı. Görünen o ki, yerini oğlu devraldı ve rejim konsolidasyon sağlama çalışıyor.
İran’da kadın hareketi, işçi aktivistleri ve diğer sosyalistler gibi pek çok ilerici güç bulunuyor. Bunların bağımsız sınıf siyasetini sürdürebilmeleri için desteğe ihtiyaçları var.
Sol azınlıkta olduğundan, etkili olabilmek için güçlü bir argümana ihtiyaç duyuyor.
İnsanların taraf tutmasını reddetmeliyiz. Ne rejimi destekleyenlere ne de demokrasi getirme iddiasıyla yapılan ABD müdahalesini destekleyenlere izin veremeyiz. ABD yaptırımları orantısız biçimde işçileri vurmakta ve bu da direniş gruplarının toplumsal tabanını zayıflatmaktadır.
Odağımız işçi sınıfı olmalıdır çünkü en kalıcı değişimlerin işçi grevlerinden ve işyeri örgütlenmesinden çıktığını biliyoruz.
İran’da birçok farklı etnik grup bulunduğu için, etnik gruplar arasında dayanışma da büyük önem taşımaktadır. ABD kontrolü ele alırsa, tüm bu etnik gruplar arasında ‘böl ve yönet’ taktiğini uygulayacaktır.
Hüseyin ve Amir: Ocak ayında gerçekleşen büyük protestolar birçok şeyi değiştirdi.
Geçen yaz İsrail ve ABD 12 Gün Savaşı’nı başlattığında insanlar üzgündü.
Ancak şimdi sürgündeki bazı İranlılar saldırılardan memnun. İran’da karanlık bir dönem yaşanıyor ve insanlar kira ve geçim derdiyle boğuşuyor. Özellikle orta sınıflar, yeni bir rejim ihtimalini daha iyi bir yaşam şansı olarak görüyor.
Monarşistlerin özgürlük anlayışı farklıdır ve çoğu bu saldırıları desteklemektedir. Medyada da görüldüğü gibi bu saldırılar monarşistleri ve Pehlevi taraftarlarını güçlendirmektedir.
Ancak ABD’nin eski Şah rejiminin bir kısmını da içerecek bir rejim değişikliği isteyip istemediği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Olası bir yeni rejimde söz sahibi olmak ve temsil edilmek isteyen başka birçok grup daha bulunmaktadır.
Örneğin Mücahidin’in – 1980’lerdeki İran-Irak savaşında Irak’ı desteklemiş olan sürgündeki silahlı muhalif grup – bir geçiş dönemi programları var ve kendilerini ABD’ye kabul ettirmek için lobi faaliyeti yürütmektedirler.
Komünist Kürt gruplar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Bunların hepsi İran’da çıkabilecek bir iç savaşta rol oynayabilecek güçlerdir ancak şu an güçlenenler monarşistlerdir.
İran rejimi zaten zayıflamış durumdaydı ve Hameney öldü. Şimdi İran, Arap ülkelerini bombalamaya başladı.
Trump, rejimi zayıflatıp İran’ın nükleer programı müzakerelerinde ABD’nin elini güçlendirmek istedi. Trump, rejimin kalan parçalarının daha önce kabul etmedikleri tavizleri vermesini hedefliyor.
ABD’nin, İran dışındaki insanları kullanarak rejim değişikliği yapmak isteyip istemediği de net değil çünkü bu yöntem daha önce işe yaramamıştı. Dolayısıyla Batı’nın Pehlevi’yi iktidara getirmek istemesi pek olası görünmüyor.
Solcular elbette savaşa ve ABD müdahalesine karşılar ama Ocak ayındaki aşırı baskıdan sonra ve monarşistler savaşı desteklerken, karşı çıkmak oldukça zorlaştı.
İran’daki insanlar bekleme durumuna geçti. Eğer durum sokağa taşınırsa, soldakiler ve o geniş hareketin bir kısmı kontrolü ele alma potansiyeline sahiptir. Daha da önemlisi, bunu yapabilecek ağlara sahipler; sokaklarda örgütlenebilirler.
Ancak ABD emperyalizminin tarihine baktığımızda, sahada mücadele eden insanların fazla bir şey değiştirme şansı bulabildiği pek görülmemiştir.
Şu anki durumda ABD, Pehlevi’yi ve monarşistleri desteklemekle birlikte Mücahidin gibi bazı militarist grupları ve bazı Kürt gruplarını da desteklemekte. Bütün bunlar iç savaş tehlikesini artırıyor.
İran diğer ülkelere saldırdıkça aslında kendi konumunu zayıflatıyor. Rejim, sivil bölgeleri ve havalimanları gibi sivil altyapıyı bombaladığı için uluslararası imajı giderek bozuluyor.
Üstelik bu saldırılar askeri kapasitesini ve silahlarının konuşlandığı yerleri de ele vermektedir. Böylece İsrail ve ABD, İran’ın askeri noktalarını hedef alabilir. Rejim şu an oldukça zayıf bir durumda.