Postmodern darbe davasında karar

19.04.2018 - 14:02
Rıfat Solmaz
Haberi paylaş

21 yıl önce, 28 Şubat 1997’de gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı aldığı kararlarla yeni türden bir askeri darbenin gerçekleştiği zemin olmuştu. 1996 yılında Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller liderliğinde kurulan Refah Partisi-DYP ittifakı, kurulduğu günden itibaren askerlerin hedef tahtasındaydı. Önce 24 Ocak’ta partisinin düzenlediği Kayseri toplantısı sırasında parti üyeleri tek tip elbise giydiler diye Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurusu, özellikle Refah Partisi’ne karşı devlet yaptırımlarının arka arkaya gelmesinin işaretini verdi.

“Demokrasiye balans ayarı”

31 Ocak 1997’de RP üyesi Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın sorumluluğunda düzenlene Kudüs Gecesi’nde İran Ankara Büyükelçisi’nin konuşma yapması, aynı yıl Şubat ayında Erbakan’ın üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan kararnameyi imzaya açması gibi adımlar darbeci odakların tüylerini diken diken etmeye yetti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri Sincan Belediye Başkanı hakkında dava açtı. 4 Şubat’ta ise 15 tank Sincan’ın merkez caddelerinden geçerek tatbikat alanına gitti. Bugünlerde İyi Parti’nin “demokrasi” kahramanı ilan edilen lideri Meral Akşener ise dönemin İçişleri Bakanı olarak durumdan vazife çıkarıp Sincan Belediye Başkanı’nı görevden uzaklaştırdı.

13 Nisan 2018’de darbe suçlamasıyla yargılandığı mahkemede Sincan’dan tankların geçirilmesinin abartıldığını söyleyen Orgeneral Çevik Bir, 21 Şubat’ta “Biz demokrasiye balans ayarı yaptık” diyordu.

Darbe

28 Şubat 1997’de gerçekleşen MGK toplantısı yaklaşık 9 saat sürmüştü ve toplantı sonrası yapılan açıklama, hükümete karşı tam bir darbe bildirisiydi. MGK bildirisinde 4 temel madde vardı ve özetle şunları söylüyordu: Ordu laikliğin güvencesidir, hükümet ise anti Atatürkçülüğün karşıtı olan uygulamaların odağı haline gelmiştir, MGK laik, sosyal ve demokratik düzenin bozulmasına göz yumulmayacağını Bakanlar Kurulu’na bildirmeye karar vermiştir!

28 Şubat’tan üç hafta sonra Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel, "Kimse laik Cumhuriyet'e alternatif aramaya kalkışmasın" diyerek hükümete yönelik darbe girişiminin aktif bir parçası olduğunu göstermiştir.

Bundan sonra Erbakan’ın darbeye kısa süren direnişinin hemen ardından; Refah Partisi’nin hükümetten çekilmesiyle başlayan süreç, parti hakkında kapatma davasının açılması, hükümetin düşürülmesi, hükümet kurma görevinin TBMM’de çoğunluğu olan DYP lideri Çiller’e değil ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verilmesi, başörtüsü takan on binlerce kadının üniversitelerden tasfiye edilmesi, şeriatçı olduğu iddiasıyla onlarca derneğin kapatılması, bir çok insan hapis cezası alması ya da işinden olmasıyla sonuçlandı .

Dönemin kuvvetli komutanları, devrin değişeceğine en küçük bir ihtimal dahi vermeden, 28 Şubat’ın 1000 yıl sürebileceğini ilan ettiler.

1000 yıl sürmedi!

Darbe 1000 yıl sürmedi. Sosyalist İşçi gazetesi, en demokratik sol grupların bile en fazla “Ne darbe ne şeriat” diyebildiği 28 Şubat darbesi günlerinde “Darbeye hayır! Tanklar kışlaya!” manşetiyle çıkmıştı. 7 Mayıs 1997’de yine darbeye karşı çıkarak şunu savunmuştuk: “Darbe yanlıları emekçileri bölüyor.” 28 Mayıs 1997’de ise “Onlar bizi savunmaz! Biz onları savunalım: Refah’ın kapatılması çözüm değil” sloganıyla manşet yapmıştık.

Darbeye bu netlikle karşı çıkan başka hiçbir siyasi odak yoktu.

Tarih, kısa sürede darbeci generallerin değil bizim haklı olduğumuzu kanıtlayacak ve siyasal İslamcı hareket darbeyle kovulduğu alana seçimlerle birkaç sene içinde yerleşecekti.

13 Nisan 2018’de yargılandıkları mahkemede müebbet hapis cezası alan emekli generallerin durumu yine de darbelere karşı mücadele edenlerin “hakettikleri cezaları aldılar” diyebileceği bir sonuç değil. Bunun üç nedeni var: Birisi, OHAL koşullarında yargı alanında  yaşanan olumsuzluklar, haksızlıklar tüm yargı kararlarını töhmet altında bırakıyor. İkincisi, 28 Şubat darbesini yargılatan süreci başlatan hukukçuların  durumu. Davayı açan savcı FETÖ’den tutuklandı, davanın eski hakimlerinden biri ve davayı başlatan CD’nin ihbarcı eski bir subay tarafından teslim edildiği savcı firari durumda, bilirkişilerin bir kısmı ve davaya bakan askeri savcı da müebbetle yargılanıyorlar.

28 Şubat davasının sonucunda yüzbinlerce insanın hayatını karartan, 28 Şubat’ta hükümet deviren, 28 Şubat’tan sonra da 2000’li yıllar boyunca kaldığı yerden devam eden askerlerin ceza alsalar da hapis yatmayacak oluşları. Ortalama yaşları 75 olduğu için bu makul görülebilir. Fakat darbeye fiilen katılmış olduğu hiçbir şekilde kanıtlanmamış olan, haklarında hazırlanan iddianamalerde dahi bu yönde bir suçlama bulunmayan Ahmet Altan gibi çok sayıda gazeteci yaşlarına aldırılmaksızın hapis cezası almışken darbeyi bizzat gerçekleştiren, darbeyle birlikte Batı Çalışma Grubu gibi örgütlenmeleri kuran 28 Şubat generallerinin hapis yatmayacak olması, askeri vesayetin gerilemesiyle demokrasi arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını da gösteriyor.

Ordunun siyasete müdahalesi

28 Şubatçıların yargılandığı bugünkü koşullar ise iki sivil partinin ittifak kurduğu bir siyasal iklimin üzerinde yükseliyor. Bu koşullar, özgürlükler alanının kısıtlanması, bölücü, düşman ilan eden bir milliyetçiliğin güçlendirilmesi gibi faaliyetlerle 28 Şubat günlerini fazlasıyla andırıyor.

Rıfat Solmaz

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol