Rumeysa Özüyağlı

Rumeysa Özüyağlı son yazıları

Rumeysa Özüyağlı tüm yazıları

25.10.2017 - 17:51

Harvey Weinstein, sonunda “T” yok

Geçtiğimiz haftalarda İtalyan oyuncu Asia Argento, Hollywood’ın ünlü yapımcısı Harvey Weinstein’ın kendisini taciz ettiğini açıkladı. New York Times’da çıkan bu haberden sonra Angelina Jolie, Gwyneth Paltrow, Lena Headey gibi ünlü kadınlar da Weinstein’ın kendilerine aynı şekilde tacizde bulunduğunu söylediler. Weinstein’ın şirketinde çalışanlardan ünlü yönetmen Quentin Tarantino’ya kadar “herkesin bildiği bir sır” olduğu aşikâr olan bu olay, eskide kaldı zannettiğimiz “mitlerin” aslında hiç de eskide kalmadığını gösterdi. 

Harvey Weinstein’ın yıllarca paçayı işlediği suçlardan kurtarmış olması ve tacize uğrayan kadınların bu kadar süre boyunca sessiz olmak zorunda kalması gösteriyor ki; film sektöründe o “eski hikâye” hâlen geçerli. Özellikle Hollywood gibi büyük film sektörlerindeki güçlü erkekler günümüzde de bulundukları konumu sistematik bir şekilde kadınlar üzerinde otorite kurmak ve “canları isterse” de taciz hatta tecavüz etmek için kullanıyor.

Ancak, Weinstein’ın tacizine uğrayan bu kadınların cesur açıklamaları diğer kadınlara da cesaret verdi ve dünya çapında pek çok kadının kendilerini taciz eden erkekleri ifşa etmesine ve yaşadıklarını sosyal medyada dile getirmesine vesile oldu. En tanınmış örneği Björk olan ve internette #MeToo etiketiyle uğradıkları tacizi anlatan milyonlarca kadın günümüzde erkeklerin kadınları ezmeye çalıştıklarını, hatta onları insan olarak görmekte dahi zorlandıklarını açık bir şekilde ortaya koydu. Tacize uğrayan ve hayatta kalan kadınların hikâyeleri de devasa direnişlerinin bir göstergesiydi ve insanlara umut verdi.

Kadınların maruz kaldıkları bu sistematik şiddet ve tacizi sosyal medyada paylaşmaları büyük yankı uyandırdı. Erkeklerin dahi #HowIWillChange (Nasıl değişeceğim?) diyerek kampanyaya cevap vermelerini sağladı. Ancak bütün erkekler bu şekilde cevap vermedi. Bazıları #NotAllMen (Bütün erkekler değil) diyerek cevap verdiler ve kadınların da buna cevabı #YesAllMen (Evet bütün erkekler) oldu. Tsipi Erann gibi bazı kadınlar ise sadece kadınların yaşadıklarını anlatmalarını ve tacizci erkekleri ifşa etmelerini yeterli bulmadı ve erkeklerin de özeleştiri vermek için yapacakları bir #MeToo kampanyası önerdi(*):

  • #BenDe sokakta yürüyen bir kadına laf attım.
  • #BenDe kadınlara sık sık dokunurum ama arkadaşça yapıyorum yani, sorun yok değil mi?
  • #BenDe yatağa atmak için sarhoş ettiğim kadınlar oldu.

Bunun dışında unutmamamız gereken şeylerden biri de kadınların mağduriyet hikâyelerini paylaşmak zorunda olmadıkları. Evet, bu kampanya birçok insan için ilham kaynağı oldu ve her ne kadar çok acı bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla başlamış olsa da Argento’nun yaptığı açıklama binlerce kişiye yaşadıklarını paylaşmak için cesaret verdi. Ancak taciz ve/veya tecavüz çoğu kadın için travmatik bir tecrübe. İnsanların, daha doğrusu erkeklerin, değişmek için tacize uğrayan bütün kadınların bu şekilde açıklama yapmasını beklemeleri saçmalıktan ibaret.

Bugün zaten her gün milyonlarca kadın tacize uğruyor, erkekler milyonlarca kadına tecavüz ediyor. Hollywood’da yaşananların bu kadar ses getirmesinin tek sebebi hem mağdurların hem de suçlunun dünya kamuoyunda tanınıyor olması. Dolayısıyla, #MeToo kampanyasının aslında on sene önce siyah aktivist Tarana Burke tarafından başlatıldığını ve bugün sosyal medyada gelinen noktayı amaçlamış olduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Gazeteci Britni Danielle’in ortaya çıkardığı bu haber bugün aynı kampanyanın popüler olmuş olmasının nedenini de büyük ölçüde ortaya koyuyor.(**)

Aslında durumun kendisi Hollywood’dan çok daha öte. #MeToo kampanyası da bunun en büyük göstergesi. Türkiye’de de durum değişmiyor tabii ki. Elif Şafak’ın biseksüel olduğunu açıklamasından sonra kendine solcu diyenlerin Şafak’tan özür falan bekliyor olması, Helin Palandöken’in katilinin medyada “aşk cinayeti”, “eski sevgili dehşeti”, “saplantılı âşık okul çıkışı dehşet saçtı” gibi rezalet başlıklarla tarif ediliyor olması, Emrah Serbes gibi bütün bir aileyi katletmiş ve üstelik de utanmadan kurban kendisiymiş gibi davranan, ki burada adını da koymak lazım maço bir adamın sırf “muhalif” diye savunulabilmiş olması gösteriyor ki daha alacak çok uzun yolumuz var.

Bu uzun yolu almak için de biz kadınların neler yaptıklarına ve neler yapabileceklerine dair kafa yormamız ve geçmişten ders çıkarmamız gerekiyor. Mesela Türkiyeli kadınlar #MeToo kampanyasına çok benzeyen başka bir kampanyayı iki sene önce, Özgecan Aslan’ın öldürülmesinden sonra, #sendeanlat etiketiyle yapmışlardı. Kürtaj yasasına karşı sokağa çıkan kadınlar OHAL koşullarında ilk defa hükümete geri adım attırmayı başardılar. Trump, ABD başkanı seçildikten sonra dünya eşi benzeri görülmemiş kadın eylemleriyle çalkalandı. Bütün bunlar kadınların kendi haklarını savunmak için asla kendilerinden başkasına güven(e)meyeceklerini ve yapabildikleri/yapmaları gereken her anda hayatlarına müdahalede bulunmaya çalışan hükümetlere, erkeklere karşı mücadele edeceklerini gösteriyor. Zaten insana umut veren de bu.

Rumeysa Özüyağlı

[email protected]

*Haberin orijinali için: http://www.5harfliler.com/biraz-da-erkekler-anlatsin/

**Haberin orijinali için: http://www.ebony.com/news-views/black-woman-me-too-movement-tarana-burke-alyssa-milano#ixzz4vjecKZuJ


Bültene kayıt ol