Türk siyasetinin mayınlı tarlası

12.05.2023 - 10:17
Hakan Tahmaz
Haberi paylaş

14 Mayıs seçimleri sonrası oluşacak parlamento aritmetiği veya Millet İttifakı’nın toplam oyu ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyu arasındaki fark toplumsal beklentinin ve Millet İttifakı partilerinin hareket kabiliyetini gözler önüne serecektir. Bu farkın Türk siyasetinin mayınlı tarlasının temizliğini dayatır boyutta olacağına hiç kuşkunuz olmasın.

Son seçim virajı alınırken hiç bir şeye şaşırmıyoruz. Beklediğimiz gibi 21 yıldır iktidarda olan AK Parti ve Cumhur İttifakı ortakları seçimleri kazanmak için hukuk dışı, ahlak dışı, siyasi etikten yoksun bir şekilde, ellerinden gelen, akıllarının erdiği her şeyi yapıyorlar.

Aylar önce muhalefet saflarında körüklemeyi başardıkları “ seçilecek başkan adayı” krizi Millet İttifakı’nın 6 Mart 2023 tarihindeki toplantısında aşıldı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Millet İttifakı’nın 13. Cumhurbaşkanı adayı ilan edildi. Kılıçdaroğlu kısa sürede seçmenden beklenenin çok ötesinde büyük bir teveccüh gördü, bütün muhalif kesimlerin adayı olmayı başardı.

Son bir aylık seçim süreci iktidar partisinin ezberini bozan, stratejik ve taktik hesaplarını altüst eden bir süreç olarak gelişti.  Son bir ayda Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci tura kalma olasılığı zayıflamaya başlayınca, beklendiği gibi “Türk siyasetinin mayınlı tarlası” devreye sokuldu.

Türk siyasetinin mayınlı tarlası üç başlıktan oluşuyor.  Birincisi Batı, dış güçler. İkincisi cinsiyetçi, ırkçı, göçmen karşıtı, farklı toplumsal kesimleri dışlayan, düşmanlaştıran nefret söylemi. Üçüncüsü PKK, Kandil, İmralı, terör ve Kürt sorunu/karşıtlığı konuları.

AK Parti sözcülerinin ve seçim ittifakı ortaklarının bu konularla ilgili değişik biçim ve yöntemleri devreye sokarak sokağı kızıştırmaya, toplumsal gerilimi tırmandırmaya ve seçmen iradesini etkilemeye çalıştıklarına tanıklık ediyoruz.

Hiç kuşkusuz bunlar seçim sathında ilk kez rastladığımız ve gördüğümüz şeyler değil. 90’lı yıllardan itibaren Kürt illerinde, Kürt sorunu bağlamında veya Kürt seçmenlere yönelik farklı biçimlerde, birçok seçim sürecinde iktidar veya muhalefet partilerinin bu yöntemlere başvurduğuna tanıklık ettik.

1 Kasım 2015 seçimlerinde Türkiye’nin metropol illerinin sokaklarındaki Kürt karşıtlığı konusunda, 2017 referandumunda, 2018 seçimlerinde, Kürt bölgelerinde OHAL koşullarının uygulanmasında ve özel seçim düzenlemeleri yapılmasında Türkiye siyasetinin milli mutabakatı vardı. Bütün bunlar hafızalarda canlılığını korkuyor.

Düne kadar Kürt muhalefetine yapılanlar şimdi bütün muhalefete uygulanıyor. Dün Kürtler terör bahanesiyle dışlanıyordu, engelleniyordu, bugün bütün muhalefet aynı veya benzer bahanelerle engelleniyor, bastırılıyor.

Türkiye demokrasisi büyük bir kötülükler ittifakıyla karşı karşıya. Saçtıkları zehir, toplumu köklerinden sarsıyor. İyilikten, güzellikten, insanlıktan yana ne varsa kemiriyor.

Hafta sonunda Erzurum’da Ekrem İmamoğlu’nun şahsında muhalefete yönelik taşlı saldırı ve engelleme, Türkiye siyasetinin mayınlı tarlasının ulaştığı boyutları ve tehlikenin büyüklüğünü göstermektedir.

Başka bir ifadeyle hafife alınabilecek, geçici, seçimlerle sınırlı bir sorunun çok ötesinde, derin bir sorunla karşı karşıya olduğumuz açık.

Cumhur İttifakı’nın, muhalefetin son bir ayda elde ettiği psikolojik üstünlüğü tersine çevirebilecek artık ne zamanı ne de hüneri kalmamıştır. Sokağı kışkırtarak sonlarını hazırladılar.  Zamanlarını doldurdular.

Ancak kimi Millet İttifakı lider ve sözcüleri iktidarın sergilediği oyunun sahasına girmeyi marifet sanıyorlar. Ya da bunun yaratacağı sonuçları yeterince dikkate almıyorlar. Son iki haftadır, tevatürlerle Öcalan üzerinden yapılan tartışmalarda kullanılan dil, sergilenen yaklaşım buna işaret ediyor.

Seçimleri kazanmaktan daha büyük ve derin bir sorunumuz olduğu gerçeği ile hareket etmek zorundayız. ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Programı’nı sağlıklı ve sağlam temellerde ilerletebilmek için “Türk siyasetinin mayınlı tarlasını” demokratik normlarla temizlemek, bezemek gerekiyor.

Geçiş sürecinde muhalefetin çok parçalı yapısı nedeniyle zorlu olacaktır. Bu temizlik yapılmadan yeni demokratik bir toplum, Türkiye  inşa edilemez. Aksine  seçimler sonrası muhalefet yeni  kriz yaşayacaktır. Muhalefet saflarında farklılıklar gerilim, çatışmalara yol açacak, tıkaç faktörü işlevi görecektir.

Kötülük kaybedecek bu netleşti de iyilik, özgür, demokratik bir Türkiye umudu ne ölçüde kazanacak en azında şimdilik çok belirgin görülmüyor. Yeni mücadele dönemi başlayacak.

Bu temizlik yapılmadan değişime gitmeden yeni bir toplum inşa edilemez. Aksi halde seçimler sonrası muhalefet yeni krizlerle yüz yüze gelecektir.

Başka bir Türkiye arzusu içinde olanlar, 15 Mayıs sonrasında  “güvenlikçi, milliyetçi, devletçi dil yerine, özgürlükçü, eşitlikçi, insan ve hak merkezli dil ve yaklaşımlarla” ilerleyebilirler.

13.Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sloganı olan “Sana Söz Veriyorum, Bay Kemal Sözünden Dönmez” sözünün gereğini, önce değişimin ön saflarında yer alanlar yapmak durumundalar.

Kendi siyasal bagajlarını sorgulamaya cesaret edemeyenler, ona teslim olmak zorunda kalırlar. Değişim için değişmek şart.

14 Mayıs seçimleri sonrası oluşacak parlamento aritmetiği veya Millet İttifakı’nın toplam oyu ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun oyu arasındaki fark toplumsal beklentinin ve Millet İttifakı partilerinin hareket kabiliyetini gözler önüne serecektir. Bu farkın Türk siyasetinin mayınlı tarlasının temizliğini dayatır boyutta olacağına hiç kuşkunuz olmasın.

Hakan Tahmaz

 

Bültene kayıt ol