Rusya Herson'dan çekiliyor ama savaş devam ediyor

17.11.2022 - 08:21
Alex Callinicos
Haberi paylaş

Rusya’nın ele geçirmeyi başarabildiği tek eyalet başkenti olan Herson’dan çekilmesi, Putin rejimi için yeni bir askeri gerileme gibi görünüyor. Ancak Ukrayna’da askerî açıdan tam ne olup bittiğini anlamak halen oldukça güç. Kimi “uzmanlara” göre Herson’dan geri çekilmek taktiksel bir hamleydi, hatta bu konuda Moskova ve Washington arasında bir uzlaşı dahi vardı. Başkalarına göre ise Ukrayna saplanış kalmış olan Rus birliklerini aşıp Kırım için tam gaz ilerlemeye hazırlanıyor.   

Yeterince açık olan bir şey varsa o da savaşın devam edeceği. Arabuluculuk görüşmelerine dair yeni söylentiler ortada dolaşıyorsa da ne Kiev ne de Moskova böylesi bir ihtimalle pek ilgileniyormuş gibi görünüyor. Batıdan gelen silah yardımıyla ve bunların sağladığı olanaklar ile kazandığı ileri pozisyonla güçlenmiş olan Ukrayna, artık Rusya’nın Kırım da dahil tüm Ukrayna’dan geri çekilmesini görüşmenin ön koşulu olarak görüyor.

Putin’e gelince, İngiliz askeri tarihçi Lawrence Freedman’ın sözleri büyük ihtimalle doğru: “Savaşın şu an gelmiş olduğu durumu veri alırsak (Putin’in) önceliğinin -her ne kadar böylesi hedefleri tümüyle yok olmuş olmasa da- bir zafer kazanmaktan ziyade bir hezimete engel olmak olduğunu söyleyebiliriz. Putin için bu kişisel bir mesele. Bu onun savaşı ve ne elde etmeye çalıştığını hiçbir zaman gizlemedi. Yenilgiyi inkâr etmek bir defa olanaksız hale gelirse bu, muhakemesinin de kusurlu olduğu anlamına gelecek ve pozisyonu zayıflayacak. Kabaca Putin’in iktidarda kalabilmesi demek Rusya’nın savaşta kalması demek.”  

Çetin kış koşulları yaklaştıkça savaş belli ölçüde yavaşlayacaktır belki. Fakat Ukraynalılar Kırım’ı ele geçirmek için bir adım atarsa eğer bu, Putin’i daha önce ortaya attığı nükleer silah kullanma tehditlerinin arkasında durmak yönünde kışkırtabilir. Bu sahadaki birlikleri vurmaktan ziyade Ukrayna’nın iletişim sistemlerini hedef alan bir elektromanyetik vuruşu olsa dahi, Batı’nın kaçınılmaz olarak vereceği cevap tırmanan bir gerilim döngüsü ile 3. Dünya Savaşı’na yol açabilir.

Putin bu savaşı “Batı Ortaklığına” karşı bir mücadele olarak tanımladı. İşin doğrusu ise bu bir emperyalistler arası savaş. Bu savaşta ABD ve diğer Batılı güçler kendilerinden daha zayıf olsa da yine de tehlikeli olan rakipleri Rusya’yı alt etmek için Ukrayna’yı vekil olarak kullanıyor. Ama arka planda ise ekonomik ve askeri ilerleyişi küresel ABD hegemonyası için daha da ciddi bir tehdit teşkil eden Çin var. Bir grup İtalyan Marksist’in yeni yayımladıkları bir kitaba göre, savaş, “Batı hegemonyasının hem küresel pazarlar hem küresel siyaset hem de kültür bağlamında girmiş olduğu krizin sonucu olarak ortaya çıkan dünyayı yeniden paylaşma mücadelesinin resmi açılışını simgeliyor.”

Bunun sonucu olarak ortaya çıkan çatışma ise bu hafta Bali’de gerçekleşen G20 zirvesinin gündemine hâkim olmuş durumda. Bu hem Kuzeyin hem de Güneyin büyük güçleri arasında gerçekleşen başlıca oturum. Ancak Financial Times’ın da işaret ettiği gibi, “Dünyanın en yoğun nüfuslu iki ülkesi ve 6 en büyük ekonomisinden iki olan Çin ve Hindistan Putin’i kınamadı … Öte yandan Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Türkiye gibi başka G20 üyeleri ise Batı’nın Rusya’yı işgal için cezalandırmayı hedefleyen taleplerini geri çevirdiler.”

Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi Charles Kupchan diyor ki “Bir kere daha Batı ve Rusya arasındaki askeri rekabetin hâkim olduğu bir küresel manzara ile karşı karşıyayız. Ve bu rekabet şimdi Çin’e uzanmakta. Bunun bir sonucu olarak G20’nin birlikte hareket eden bir topluluk olma kabiliyeti pekâlâ şüpheli görünüyor.”

Çin, enerji satın alarak ve Avrupa’nın ekonomik yaptırımlarının yarattığı boşluğu doldurmaya çalışarak Rusya’ya ekonomik destek sağlıyor. Ancak Pekin Moskovaya bir açık çek vermis değil. Söylenildiğine göre Putin Çin devlet başkanı Xi Xinping’i Şubat’taki görüşmelerinde işgale dair bilgi vermeyerek karanlıkta bırakmıştı. Geçtiğimiz hafta ise Xi nükleer silahların kullanımını ve buna dair tehditleri kınadığı açıklamasında alman başbakanı Olaf Scholtz’a eşlik etti.  

Ne olursa olsun koşullar olağanüstü derecede tehlikeli olmayı sürdürüyor. ABD genelkurmay başkanı General Mark Milley’n aktardığına göre Rusya ve Ukrayna toplamda 100.000 kayıp verdi. Bunun üzerine sivil nüfusun çektiği muazzam çileyi ve savaş hükümetlerinin sürekli artan baskısını eklemek gerekiyor elbette. Ve öte yandan çatışmanın nükleer felaketi tetiklemesi gibi -uzak da olsa pekâlâ gerçek- bir tehdit de söz konusu. Liderlerimizin savaş makinesini beslemesini durduracak kitlesel bir harekete ihtiyacımız var.  

Alex Callinicos

 

Bültene kayıt ol