Yaklaşmakta olan fırtına ve işçi talepleri

18.01.2022 - 14:52
Volkan Akyıldırım
Haberi paylaş

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a göre 6 ay içinde, Hazine ve Maliye Bakanı Nebati'ye göre 1 yıl içinde bozulan ekonomik dengeler düzelecek, enflasyon düşecek, 2023'te Türkiye kapitalizmi "şahlanacak."

Küresel para birimi olan 1 doların 18 TL'ye çıkmasının ardından Merkez Bankası ve kamu bankaları rezervleri piyasaya boca edilmiş, Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı oluşturulmuş ve gelirlerini döviz olarak tutan özel şirketler bu yüksek faizli hesaba geçmeye "ikna" edilmişti.

Bu müdahalenin ardından TL değer kazanmıştı. Bu metnin yazıldığı an 1 dolar 13 TL'nin üzerinde ve iktidar yanlıları bunun bir zafer olduğunu savunuyor. Ekonominin kontrol altında olduğunu ve istikrarsızlığın sona erdiğini iddia ediyor. 

Küresel sermayenin patronları ise hiç de böyle düşünmüyor. Birçok iktisatçıya göre Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bir dizi dış kredilere bağımlı ve boğazına kadar borçlu ülkeyi yıkıcı küresel dalgalar bekliyor. Daha da beteri IMF başkanının uyarısındakiler.

Enflasyon sorunu ve faiz artırımları

Bazı ülkelerde enflasyon sorunu yaşanıyor, bazılarında yaşanmıyor. Alex Calllinicos, ‘Enflasyon varken serbest piyasa düzeni yanlış’ başlıklı makalesinde ABD ve İngiltere gibi küresel kapitalizmin devlerinin yaşadığı enflasyon sorununu anlatmıştı. 

Enflasyonun artışı karşısında Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) para sıkılaştırmacı politikaya döneceği, bu sene içinde 3 kez faiz artırımına gideceği küresel finans çevrelerinde hakim beklenti. 

FED faiz artırırsa onu Batı'daki diğer Merkez Bankaları izleyecek. Bu olduğu anda - hatta şimdiden - küresel sermaye, ABD ve Batı kapitalizminin yüksek faizli "güvenli limanlarına" demir atacak.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, yüksek enflasyon ve borç sorunu olan başta Türkiye olmak üzere ülkeleri şöyle uyarıyor:

- Enflasyonla mücadele için faizleri artırmak, küresel zengin-fakir uçurumunu derinleştirebilir.

- Dış kredilere/dövize muhtaç, yüksek enflasyonun yaşandığı ülkelerde toplumsal huzursuzluklar patlak verebilir.

IMF başkanı elbette işçileri uyarmıyor. Her bir devleti yöneten siyasi elitlere sesleniyor ve toplumsal patlamalara hazırlıklı olun diyor.

Türkiye kapitalizmi için yıkıcı ekonomik dalgalar

Bu uluslararası koşullar içinde AKP'nin günübirlik iktidarını sürdürebilmek ve seçimlerde elde tutmak için uyguladığı "yeni ekonomik politika" küresel ekonomik dalgalarla yıkılabilir. Çünkü:

- ABD'nin yaşadığı enflasyon sorunuyla, Türkiye'nin yaşadığı enflasyon sorunu farklıdır. Türkiye kapitalizminin 2018'den itibaren köklü olarak bozulan ekonomik dengeleriyle yaşanan fiyat artış hızı (yani zamlanma), "hiper enflasyon" denilen, yıllık fiyat artış hızının yüzde 200’e dayanması olarak tanımlanan düzeye doğru hamle ediyor. Akademisyenlerin kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu'na (ENAG) göre geçen 12 aylık artış ise yüzde 82,81 olarak kaydedildi. Piyasanın dolar ihtiyacı karşılanmasına rağmen enflasyon hız kesmedi. Zam dalgası devam ederken TV'de canlı yayına çıkan Bakan Nebati, enflasyonun "yapıştığını" yani fiyatların artış hızının devam edeceğini gülerek söylemişti.

- Küresel para politikalarına yön veren - bir yere kadar bağımsız - Merkez Bankaları, enflasyon artışını dizginlemenin yolu olarak faizleri artırıyor. Türkiye'de ise Merkez Bankası'na yön veren Erdoğan'ın "enflasyonu düşürmek için faizleri indirmeli teorisi." İki eğilim de piyasa kapitalizmi içinde olsa da birbirine taban tabana zıt durumdalar. FED faiz artırırken, TCMB faiz indirimlerine devam edecek. Küresel finans sermayesi "güvensiz liman" olarak gördüğü Türkiye gibi ülkelerden kaçacak. 

Borç krizi devam ediyor

- Bloomberg'in öngörüsüne göre "2022 yılında, 293,5 milyar TL anapara ve 212,5 milyar TL faiz olmak üzere toplam 505,9 milyar TL tutarında borç ödemesi gerçekleştirilmesi, borç ödemesinin 385,5 milyar TL'sinin iç borç; 120,4 milyar TL'sinin ise dış borç ödemesi olarak yapılması..." gerçekleşecek. (2018-2020 arasında iktidarın ayakta kalması için satılan 128 milyar dolar dış borcun kabaca dörtte biriydi)

Erdoğan yönetimi "sıcak para" denilen dövizi nereden bulacak? İhracat gelirleriyle övündüğü ve 2018 krizinden bu yana desteklediği büyük sermaye gruplarından mı? "Ekonomik kurtuluş savaşının" motoru, yükselen yerli silah endüstrisinden mi?

İster TÜSİAD’çı ister MÜSİAD'çı olsun onların servetlerini offshore hesaplarda gizledikleri ve vergi ödemedikleri biliniyor.

- İktidar Berat Albayrak döneminden bu yana uygulanan, "şak şakçı profesörün" yöntemini sürdürüp, MB ve kamu bankaları rezervlerini satarak TL'nin değer kaybını kontrol altına alabileceğini - yani bunun sürdürülebilir olduğunu düşünüyor.

Öyle ya da böyle, Erdoğan ve AKP iktidarı, temsil ettikleri azılı kapitalistlerin çıkarları için 2018 krizinde olduğu gibi 2022'de de faturayı işçilere, emekçilere, köylülere, küçük işletme sahiplerine kesecek.

Asgari ücret, memur ve emekli maaşlarına yapılan artışların arkasında elektrik, doğal gaz, ulaşım ve tüm ürünlere yayılan zam dalgası gibi örtülü faiz artırımının maliyeti de halka ödetilecek.

Ücret pazarlıklarının ardından konuşan Erdoğan, halkı enflasyona ezdirmeyeceklerini belirterek Temmuz ayında tekrar ücret artışına gidebileceklerini söylerken yaklaşmakta olan yıkıcı küresel dalgaların ve bunun doğrudan sonucu olarak yeni zam dalgalarının geleceğini biliyordu.

Sonuç

Asgari ücret ve genel ücretleri artırma mücadelesi 2022 yılı boyunca devam etmeli. Sendikalar üyelerinin ve sendikasız işçilerin haklarını savunmak için birlikte mücadele etmeli. İşyeri örgütlenmelerini çalıştıran işçi/sendikacı aktivistlerin arasında bir mücadele ağı kurulmalı. 

Volkan Akyıldırım

Bültene kayıt ol