Evde kal: Peki ama kaldığımız ev tehlikeliyse?

26.03.2020 - 15:59
Meltem Oral
Haberi paylaş

Ücretli izin hakkı verilmediği için işe giden milyonlarca kişinin evde kalamaması bir kenara, evde kalmanın kendisi de herkes için keyifli değil. Evde kalmak aile kurumunun dayattığı cinsiyetçi rollerden veya şiddetten koruma sağlamıyor ne yazık ki.

TÜİK’in “İstatistiklerle Kadın 2019” araştırmasına göre, Türkiye’deki 41 milyon kadından 15 ve üzeri yaşta istihdam edilenlerin oranı yüzde 29. Yani milyonlarca kadın ev işleri ve çocuk/yaşlı bakımı kendi omuzlarında olduğu için zaten evde. Ücretsiz bir şekilde evde çalışan kadınların iş yükü “korona günlerinde” artmış durumda. Kocası ve çocuğu evde olan kadınlar daha çok yemek yapmak zorunda. Bu da doğal olarak daha çok bulaşık, temizlik vb. demek. Yaygın olarak kullanılan ve genellikle en hijyenik olduğu düşünülen temizlik ürünleri korkunç kimyasallar içeriyor. Çamaşır suyu, tuz ruhu, kezzap dışında da çokça kullanılan temizlik ürünleri nedeniyle ciltte gözde yanma, akciğere zarar, zehirlenme hatta ölüm tehlikesi var. Ev daha temiz olsun diye ölen kadınlar var. 

Ne yazık ki korona günlerinde evdeki kadınların zamanı daha fazla temizlik yapmakla geçiyor. Çünkü erkekler evde kendilerini misafir zannediyor ve kadınlardan hizmet bekliyor. Uyarılara rağmen, kendisini sokağa atan erkeklerin haberleri mizah unsuru olarak paylaşılsa da aslında bu durum ciddi bir gerçekliği yansıtıyor. Bariyerleri aşıp bankta oturan adamın “evde kalıp çamaşır, bulaşık mı yıkayacağız?” demesi cinsiyetçi iş bölümünün farklı yönlerini yansıtan, özlü bir analiz adeta.

Şiddet

Dünyanın birçok ülkesinde kadınların en önemli sorunu şiddet. Kadınlar en çok ailelerindeki, en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete uğruyor. Kadın cinayetlerinin failleri çoğu zaman kocalar, babalar vs. Birçok kadın ve çocuk için ev aynı zamanda şiddet yuvası demek. Aile bireylerinin evde kaldığı süreçte şiddetin artacağını tahmin etmek güç değil. Gidecek bir yerin olmadığı fikri pek çok kadının şiddete katlanmasına yol açıyor. Bu süreçte üretilen ekonomik ve sosyal talepler arasında kadınları koruyucu ve güven veren maddeler de yer almalı. Mahallelerde oluşan dayanışma ağları buna göre organize edilmeli. Her şeye rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı yasanın uygulanmasına devam edilmeli. Uzaklaştırma kararları uygulanmalı. Şiddet durumunda kadınların gidebilecekleri, destek alabilecekleri kurumların sayısı arttırılmalı, erişilebilir ve güvenli olmalı. Ev ve bakım işleri nedeniyle zaten genelde evde olan kadınlar büyük oranda ekonomik şiddete maruz kalıyor. Zorla ücretsiz izne çıkartılan veya kovulanların yanı sıra çalışmayan kadınlara da ekonomik destek talep edilmeli. 

Meltem Oral

[email protected]

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol