Yerel seçimler sonrası ırkçılığa karşı mücadele

26.03.2019 - 08:27
Ozan Tekin
Haberi paylaş

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın 28 Şubat tarihli T24 röportajında sözleri şöyle aktarılıyor:

“Kültürel kutuplaşmanın hâlâ sürdüğünü, bu nedenle de bloklar arası geçişlerin sınırlı olduğunu, buna karşın gri alandaki seçmen sayısının arttığını belirten Ağırdır, gri alandaki ağırlıklı seçmenin AKP’li olduğunu ifade etti.

Ağırdır’a göre gündelik yaşama da yansıyan ekonomik sıkıntılar, kültürel kutuplaşmayı henüz aşabilmiş değil. Sandığa gidecek seçmen tanzim satışlardaki fiyat ve kuyruklara bakarak oy vermeyecek.”

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü de 24 Haziran 2018 seçimlerinden 31 Mart 2019’a siyasi kutuplaşmayı araştıran bir çalışma yayımladı. Amacı, araştırmanın özetinde şöyle tanımlanıyor:

“Bu araştırma, Türkiye’de kimliksel kutuplaşmanın bir sebebi ve sonucu olarak ortaya çıkan ve 2015 yılında temelleri atılan ittifak siyaseti ile birlikte giderek belirginleşen iktidar ve muhalefet bloklarındaki seçmen donmasına odaklanmaktadır. Araştırmada verili bir olgu olarak kabul edilen siyasal kutuplaşmanın sandığa yansımasının ötesinde, bloklar arası oy geçişinin yok denecek kadar az olmasının sebepleri irdelenmiştir.”

Öte yandan, yabancı bahis şirketleri, yerel seçimler için oranlarını açıklamış. İstanbul’da Binali Yıldırım 1’e 1.45, Ekrem İmamoğlu ise 1’e 2.55 veriyor. Yani Yıldırım açık ara favori. Muhalefetin açık farkla kazanacağını iddia ettiği Ankara’da ise Mansur Yavaş ile Mehmet Özhaseki’nin şansları eşit, iki adaya da 1’e 1.85 oran verilmiş.

Yani genelde akla yatkın sonuçlar veren kurumların kamuoyu araştırmalarına göre ve işin ucunda para kaybetme riski bulunan bahis sitelerine göre, 24 Haziran’da görülen siyasi eğilimlerin değişmesi için fazlaca sebep yok. AKP belki biraz daha gerileyebilir, ondan kayan oylar MHP’ye gidebilir. Muhalefetin büyük bir şahlanış içerisinde olmadığı görülüyor, bunun sebepleri kutuplaşma bağlamında araştırılıyor.

Buna rağmen, piyasaya çıkan kimi anketlerde ve muhalefet liderlerinin demeçlerinde ise aksi bir hava görülüyor. 17 yıllık döngü devam edecek gibi duruyor: Seçim öncesinde faşizmin gelmekte olduğu analizleri, bu seçimin “son şans” olduğu ve dolayısıyla AKP’yi göndermek için CHP’ye oy verilmesi gerektiği propagandası, örgütlü ve örgütsüz solun her seçimde daha geniş kesimlerinin buna ikna olması, seçimlerde AKP’nin galibiyeti ve CHP’nin oylarının sabit kalması, ardından yeni mücadele dönemini muhalefetin depresyonda karşılaması.

Muhalefeti kandıracak benzer bir hava Muharrem İnce için de yaratılmış, ancak bu aday ikinci tura dahi kalamamıştı.

Hiç olmazsa, İnce şu an yapıldığı gibi anaakım siyasete egemen olan sağcı atmosferin gücüne yaslanmıyor, Demirtaş ve Kürtlerle barış konusunda pozitif tutumlar ortaya koyuyordu.

Bu seçimin ise oldukça olumsuz bir yönü var. Yarışan iki ana ittifakın da faşistler ve ırkçılar tarafından kontrol edilmesi. Bekir Ağırdır’ın deyimiyle, iki tarafta da bu partilerin “özgül ağırlığı” arttı.

AKP’ye bir ders vermek gerektiğini düşünerek, tek elde toplanan siyasetin çok partiye dağıtılarak müzakereci bir sisteme dönüşmesi umuduyla, Cumhur İttifakı’ndan haklı olarak bunaldığı için CHP’ye oy verecek arkadaşlarımız, maalesef İyi Parti’nin gücünün çok ötesinde bir temsille yerel yönetimlerde yer bulmasını sağlayacaklar.

CHP farklı bir rota izleyebilirdi, barıştan bahsedebilirdi, milliyetçilik yapmayabilirdi, ülkücüleri bağrına basmayabilirdi. Ama bilinçli olarak bunu yaptı, tüm dengeleri ve tercihlerini İyi Parti’nin hassasiyetlerine göre belirledi.

Sağcılıkla sağcılık, milliyetçilikle milliyetçilik yarıştırmak, her zaman en sağdaki, en milliyetçi seçeneğe kazandırır. Bunun böyle olmasının, yani Cumhur İttifakı’nın hegemonyasının pekişmesinin yanı sıra, muhalefette de daha milliyetçi, daha militarist, daha sağcı olunmasını savunan eğilimler güç kazanacak.

Sosyal medyada kapak fotoğrafına “Antifa” sembolü koyup Mansur Yavaş’a oy atmayı savunan, “faşizme hayır” demeyi İyi Parti ile özdeşleştiren, bunları yapmayanlara “Sizin devriminizi mi bekleyeceğiz?” diyen saldırganlık bitmeli.

En kötü ihtimalle 1 Nisan’da bitecek.

Sonuçlar ne olursa olsun, bizi şu görevler bekleyecek:

Afrin operasyonuyla övünenlerle Afrin operasyonunun neden daha önce yapılmadığını soranların domine ettiği siyasal alanda, Kürt sorununda barışçıl ihtimallerin tekrar konuşulmasını sağlayabilecek miyiz?

Suriyelileri toplumdaki tüm sorunların kaynağı olarak gören ve derhal göndermeyi savunanlarla, Suriye topraklarına askeri harekâtları mültecileri “huzurla” yollamak için yaptıklarını söyleyenlerin arasından, “Göçmenler kardeşimizdir” diyen bir sesi duyulur kılabilecek miyiz?

Yerli-milli ittifakın hüküm sürdüğü bu dönemde Ermenilere, Yahudilere ve diğer azınlıklara yönelik tehdit, hakaret ve olası saldırılarının önüne geçebilecek miyiz?

Sosyalistlerin ve faşizmi gerçekten geriletmek isteyenlerin meseleleri bunlardır.

Seçim hayalleri terk edilebilirse, bu mücadelelerde birleşmek elzemdir.

Ozan Tekin

[email protected]

Bültene kayıt ol