Şafak Ayhan

Şafak Ayhan son yazıları

17.12.2018 - 07:48

Xanthophobia*

"Korku bir durumla ilgilidir, objeyi dikkate almaz, dehşette ise dikkat özellikle objeye yöneliktir.” ~Sigmund Freud

Şu an dünya üzerindeki tüm otoriter, tek düze, baskıcı yönetimlerin nefret ettiği, korktuğu bir renk var: Sarı ve türevleri.

Geçmiş zamanlarda -ki hâlâ da örnekleri vardır- en korkulan renk egemenler için kırmızıymış, yani kızıl. Kırmızı kıyafetler komünist rengi, kırmızı materyaller ise komünizme hizmet eden birer araç olarak görülüyormuş. Behice Boran’ın sınav kağıtlarını kırmızı kalem ile okuyarak not vermesi, o dönem komünizm propagandası yapıyor diye başına işler açmasına sebep olmuş. Bilememiş Behice Boran, çoktan seçmeli sorularda cevaplarını "C" şıkkını işaretleyenleri baş üstünde tutmayı. Irkçılık propagandası yapmayı bilseydi, her ayın ortasında maaşını alıp emekliliği dolunca torunlarıyla falan mis gibi bir hayat geçirecekti, bilememiş. (Üniversiteler, ırkçılık, milliyetçilik sembolü hilal şekline benzediği için "C" şıkkına sevdalı "akademisyenlerle" doludur)

Yukardaki örneği ilk defa okuyanlar, "yok artık, kırmızı kalem soruşturma sebebi mi olurmuş?" diye sorabilirler. Evet, geçmişte bunun onlarca örneği var ama çok da uzaklara gitmeye gerek yok, şu an Türkiye’de "sarı" renk üzerine aynı korku algısı var. Malum, Fransa’da yoksullar, emekçiler, öğrenciler, ülkenin farklı toplumsal sınıflarından insanlar meydanlardalar ve egemenlere yarattıkları eşitsizliklerle dolu dünyanın hesabını soruyorlar. Fransa’da Macron ve ekibinin sarı renkten korkmasını anlarız da, Türkiye’deki egemenlerin sarı renkten ve sarı yelekten bu kadar korkacağı aklımıza bile gelmezdi. Sarı yelekliler Fransa’yı iktidar sahiplerine dar etmeye başlayınca, sokaklarda haklı taleplerini sesleri kısılıncaya kadar bağırınca, Türkiye’deki mevcut iktidar, sermayedarlar, neoliberal politika yalakaları, otorite sevicileri, bu eylemlere karşı Macron’dan daha fazla tepki vermeye başladılar.

- BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, "Hiç kimse Gezi ve benzeri bir eylemi aklından geçirmemeli. Sarı yeleklilere özenmemeli" dedi ve ekledi: Fransa’yı bu hâle getirenlerin ön saflarında PKK ve PYD varmış!

- Fatih Tezcan, "Sarı yeleklerde %79 indirim yapılmış ve Türkiye’de çok miktarda alınmış iddiası üzerine firma ile görüştüm, biz indirim yapmadık, hepsiburada yapmış diyorlar. Fark etmez. Fransa’da ilk eylem günü olan 17 Kasım 2018’den sonra Türkiye’de sarı yelek alan herkes terör şüphelisidir!" diyecek ama şunu unutuyor: Yarın hükümet yetkilileri, önceden açılışını yaptıkları ama seçimler yaklaştığı için tekrar açılışını yapacakları herhangi bir şantiyenin, köprünün, barajın, yolun vs. açılışında "sarı yelek" giyerse ne olacak?

- Yandaş medya geçenlerde sürekli Fransa’daki olayları gösteriyordu. Protesto gösterilerini göstermesindeki sebep, sosyal medya trolleri tarafından çok geçmeden açıklandı, şu cümleler kullanılıyordu: "Arkadaşlar herkes Fransa’daki bu olayları sosyal medya hesaplarından paylaşsın. Fransa’yı dünyaya rezil edelim, onlar bizi Gezi Parkı olaylarında dünyaya rezil etmişti." Artık Fransa düşünmeli çünkü yandaş medyamız Fransa’yı rezil ettiğine inanıyor, kendi rezilliği diz boyu iken.

Bu, çok beğenildiği için sürekli yeni versiyonları çekilen komplo teorilerinin, paranoyanın sonuncusu da İzmir’de yaşanıyor:

- Fransa’daki sarı yelekliler korkusu, İzmir’de milli piyango bayilerinin yelek rengini değiştirtti. İzmir Milli Piyango ve Şans Oyunları Bayileri Esnaf Odası, piyango bileti satan kişilere dağıtacağı sarı yelekleri imha ederek 'turuncu yelek' bastırdı.

Korku, nefret, kin, paranoya, komplo teorileri bir araya gelince; haklı taleplerini dile getirmek için ‘’yeter artık’’ demek isteyen, asgari ücret kaç lira olacak acaba diye düşünen, evine ekmekten başka bir şey götüremeyen yoksul halk yığınlarına, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi gülünç laflardan başka laf edemeyeceklerdir.

Korkuyorlar. Ancak her şey anlattıkları gibi güllük gülistanlık ise neyden korkuyorlar bunu da anlamak mümkün değil. Eğer ülke ekonomisi anlatılan palavralardan ibaret değilse, korkacak bir şeyin de olmaması gerekir.

Korkuyorlar. Renklerden korkuyorlar. Siyasetin, yaşamın, insanlığın, mücadelenin renklenmesinden korkuyorlar.

Yaşamı var eden unsurların bir araya gelmesinden korkuyorlar.

Enternasyonal dayanışmadan, enternasyonal mücadeleden korkuyorlar.

Marksizm’den, özgürlükten, emek dayanışmasından, örgütlülükten korkuyorlar.

Bizlere düşen görev ise tüm emekçi sınıfların, yoksulların, ezilenlerin, ötekilerin yanında yer alarak, ödetilmek istenen ekonomik krizin faturasına karşı ses çıkartmak, mücadeleyi birleşerek, örgütlenerek yüceltmektir.

Şafak Ayhan

[email protected]

*Psikolojide "sarı renkten korkma" durumu, fobisi.


Bültene kayıt ol