Portreler: Alexandra Kollontay

07.11.2020 - 17:25

Rus devrimci sosyalist Alexandra Mikhaylovna Kollontay, 1872 yılında St. Petersburg’da doğdu. Rus devrimci sosyalist Alexandra Mikhaylovna Kollontay, 1872 yılında St. Petersburg’da doğdu. Kollontay’ın babası Rus ordusunda generaldi. Üniversite okumak isteyen Kollontay ailesinin karşı çıkışıyla karşılaştı, ondan geleneğe uyarak evlenmesi bekleniyordu ancak 1890 yılında tanıştığı Vladimir Ludvigovich Kollontay ile ilişkisi de ailesi tarafından onaylanmadı çünkü Vladimir fakir bir askeri görevliydi. Ailesi tarafından Vladimir’i ‘unutması’ için Batı Avrupa’ya yollanan Alexandra, aile otoritesini çiğneyerek Vladimir ile evlendi.

Kısa bir süre sonra Kollontay, Rusya’daki popülist hareketle ve ardından Marksizm ile ilgilenmeye başladı. Kollontay’ın ilk faaliyeti kız kardeşi Zhenia’ya yardım ettiği kütüphanede Pazar dersleri alan işçilere sosyalist fikirleri sızdırmaya başlamasıydı. Daha sonra aynı kütüphanede Elena Stasova isimli devrimci Marksist ile tanıştı ve onun adına illegal dokümanları taşıyan bir kurye oldu. 1898 yılında eşinden ayrılarak iktisat okumak üzere İsviçre’nin Zürih kentine gitti, burada İngiliz sosyalist hareketinden isimlerle tanıştı. 1899’da döndüğü Rusya’da ise Vladimir Lenin ile tanışacaktı, aynı yıl tüm Marksistlerin üyesi olduğu Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) katıldı.

Yaşamı boyunca kadın mücadelesini merkeze alan Kollontay, 1905 Devrimi’ni heyecanla karşıladı. Devrimle ilgili şunları söylüyordu: “Kargaşa ve grev zamanında, mazlum, çekingen ve haklarından yoksun olan proleter kadın bir anda serpilir ve dimdik durmayı öğrenir”.

RSDİP içindeki Bolşevik-Menşevik bölünmesinde iki taraftan yana da tavır almayan Kollontay, 1906 yılında Menşeviklere katıldı. 1908 yılında ise Finlandiya halkını Rus İmparatorluğu’na karşı ayaklanmaya çağıran Finlandiya ve Sosyalizm eserini yazdıktan sonra sürgüne gitmek zorunda kaldı. Avrupa’yı dolaşan ve özellikle yıllarını Almanya’da geçiren Kollontay burada Alman sosyal demokrasisinin Karl Kautsky, Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Karl Liebknecht gibi önde gelen pek çok figürüyle tanıştı.

1914 yılında Alman sosyal demokratları savaşı destekleyince Kollontai, Almanya’yı terk etmeye karar verdi. Savaşa şiddetle karşı çıktı ve enternasyonalizmi savundu. Bu tavrın bir uzantısı olarak 1915 Temmuz’unda Menşeviklerden ayrılarak kendi deyişiyle “sosyal yurtseverliğe karşı kararlı bir şekilde mücadele eden” Bolşeviklere katıldı. Almanya’dan sonra Danimarka ve İsveç’e gitti ancak İsveç’te faaliyetleri nedeniyle bir süre tutuklandı. Serbest kalınca 1917’ye kadar kalacağı Norveç’e gitti. Norveç’teyken birkaç kere savaş karşıtı konuşmalar yapmak üzere ABD’yi ziyaret etti. Şubat Devrimi’nin ardından Çar’ın devrildiğini öğrenen Kollontay, 1917’de Rusya’ya döndü.

Lenin, 1917 yılında Rusya’ya döndüğünde onun Nisan Tezleri olarak bilinen tezlerini, yani bütün iktidarın sovyetlere verilmesi gerektiğini savunan tek önde gelen Bolşevik lider Kollontay’dı. Bu süreçte aynı zamanda Petrograd Sovyeti’nin yürütme kurulunda yer alıyordu. Bolşevik Partisi merkez komitesinde yer alan Kollontay, Temmuz günlerinde partinin pek çok lideri gibi tutuklandı ve Eylül ayına kadar tutuklu kaldı. Ekim’de devrimin kazanılmasını sağlayan isimlerden biriydi.

Kollontay, hayatı boyunca kadınların kurtuluşu için mücadele etti ancak bunu yaparken çağının pek çok liderinin ötesine geçerek kadınların kurtuluşunun kapitalizmin yıkılmasıyla kopmaz bağları olduğunu savundu ve burjuva aile kurumunu hedefine koydu. Ekim Devrimi sonrasında da kapitalizm yıkıldı diye kadın haklarını savunmayı bir kenara bırakmadı, 1919 yılında Kadın Bakanlığı’nı kurarak kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için fiilen mücadele etti. Bu bakanlık 1930 yılında Stalinist karşı devrim tarafından kapatılacaktı.  

Kollontay, 1921 yılında Komünist Partisi içinde İşçi Muhalefeti isimli hizbe katıldı. Bu hizip, partideki bürokratikleşme eğilimlerine karşı çıkıyordu. Partideki iç hiziplerin yasaklanması sonucu İşçi Muhalefeti ortadan kalktı. Kollontay aynı zamanda Yeni Ekonomik Politika’ya da karşı çıkıyordu. 1922 yılından itibaren diplomat olarak çalışmaya başladı, dünyadaki üçüncü kadın diplomattı.

Stalinist bürokrasi iktidarı ele geçirirken Kollontay, SSCB’nin elçisi olarak çalışmayı sürdürdü. En yakın yoldaşları Moskova Mahkemeleri’nde yargılanıp idam edilirken Kollontay buna karşı bir şey yapamayacağını düşünüyordu. Stalinizm kadınların kazanımlarını yok ederken ses çıkarmadı. Kişisel bir sohbetinde “Ne yapabilirdim ki? İlkelerimi bilincimin bir kenarına koydum ve bana dikte edilen politikaları takip ettim” diyordu. Bu, Kollontay için de bir sürgün sayılabilirdi, Stalinizmin baskısı altında 1952’de öldüğünde devrime liderlik eden merkez komitesinden geriye kalan üç kişiden biriydi. Geriye kadınların ve işçilerin özgürlüğü için mücadele mirasını bıraktı.

Can Irmak Özinanır


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol