Milliyetçilik ve yayılmacılığın yarattığı büyük yıkım

09.08.2020 - 05:32

Volkan Akyıldırım silahlanma yarışının gerginleştirdiği dünya politikasını kavramak için 1. Dünya Savaşı’na ve dönemin sosyalistlerinin yaptığı tartışmaları ele alıyor.

Sınıflı toplumların tarihi boyunca dünyada birçok savaş yaşandı. Fakat 1914 yılında Avrupa'da başlayan savaş, tarihteki trajik ilklerden biri olacaktı.

Dünya Savaşı

Dünya Savaşı, 1 Ağustos 1914 günü patlak verdi. Kapitalizmin doğduğu ve dünyaya yayıldığı Avrupa'nın güçlü devletleri birbirine girdi. Bir tarafta İngiltere, Fransa ve Rusya, diğer tarafta Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya yer alırken 70 milyon kişi emperyalist devletlerin başlattığı savaşa sokuldu. İtalya taraf değiştirirken, savaşın bir aşamasına ABD de katıldı. Savaşın sonunda yaklaşık 37 milyon kişi can verdi.

Emperyalizm

Dönemin sosyalistleri, silahlanma ve milliyetçiliğin yükselişini tartışırken savaş ihtimalini de öngörüyor, savaşa karşı bazı kararlar alıyordu. Buna rağmen dönemin önde gelen sosyalistlerinden Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) üyesi Karl Kautsky 19. yüzyılın sonunda başlayan kapitalizmin genişleme ve uluslararasılaşma eğilimine işaret ederek, kapitalist devletlerin yıkıcı bir savaşa girmeyeceklerini, aksine barışçıl bir dönem yaşanacağını ileri sürmüştü.

Fakat bazıları Kautsky gibi düşünmüyordu. 1900'lerin başında bir dizi araştırmacı-yazar tekellerin doğuşunu, bunların devletlerle içi içe geçmesini anlatıyor, kapitalizmin hiyerarşisinin en tepesinde bulunan bir dizi devletin emperyalist bir yönelime girerek dünya pazarına hakimiyet için askeri rekabete girdiğini söylüyordu.

Emperyalizmin ilk teorisyenlerini dikkatle ele alan Lenin, 1914'te savaş patlak verdiğinde insanlık tarihinde yaşanan ilk dünya savaşının sebeplerini ve nasıl bitirileceğini araştırdı.

Dünya Savaşı, emperyalizm denilen olgunun bir sonucuydu. Sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması eğilimi, kapitalizmin temel yasası olan rekabeti küresel alana yaymış ve silahlı rekabete dönüştürmüştü. Avrupa'nın eski sömürgeci imparatorlukları, yerlerini tepeden tırnağa silahlı emperyalist ulus-devletlere bırakmıştı. Sanayi sermayesiyle finans sermayesinin birleşmesi sonucu tekeller, diğer tekellere karşı dünyayı paylaşmak üzere birbirine girdi.

Birinci Dünya Savaşı, burjuva tarihçilerinin anlattığı gibi bir dizi lider ve hareketin yanlış kararları ya da kötülüğü sonucunda yaşanmadı, emperyalizmin bir sonucu olarak gündeme geldi.

Yükseltilen milliyetçilik

Avrupa'da başlayıp kısa sürede geniş bir alana yayılan savaşa sürülenler, işçiler ve yoksul köylülerdi. O günün dünyasında profesyonel ordular yoktu. Zorunlu askerlik uygulamasıyla emekçi sınıflar cepheye sürüldü.

Avrupa'nın hâkim sınıfları, işçileri cepheye sürerken milliyetçiliği kullandı. Sömürgecilik döneminde nasıl ırkçılık icat edilip devlet tarafından yayıldıysa, emperyalizm döneminde burjuvaların kullanışlı silahı milliyetçilik oldu. Emperyalist devletler, kendi sınırları içinde yaşayan işçileri ve köylüleri, savaştıkları rakipleri tarafından yönetilen işçiler ve köylülere karşı kışkırttı. Patronların çıkarları doğrultusunda savaşa sürülen milyonlarca kişi başta kendi burjuvalarının milliyetçi naralarını atarak cephelere gitti.

Bu vahim durumun siyasi sorumlularından biri de dönemin sosyalistlerinin dünya çapındaki örgütlenmesi olan İkinci Enternasyonal'deki hakim eğilimin savaşı soldan argümanlarla meşrulaştırması/desteklemesi ve dünya savaşında kendi burjuvalarının kazanması politikasını gütmesidir.

Enternasyonalin bölünmesi

Marx ve Engels'in bizzat örgütlenmesini desteklediği SPD, Alman işçileri içinde kitlesel desteğe sahip olan çok büyük bir örgütlenmeydi. İkinci Enternasyonal'in de liderliğini yapan bu partinin Birinci Dünya Savaşı'nı desteklemesi, dönemin işçi hareketi için büyük bir şok yarattı. 

Savaşın ateşli destekleyicileri haline gelen sosyal demokrasiye karşı aralarında Rosa Luxemburg, Leon Troçki, Karl Liebknencht ve Vladimir Lenin'in de bulunduğu az sayıda devrimci sosyalist Enternasyonal'in tutumunu reddetti ve ünlü devrimci politikayı formüle ederek milliyetçilikten ayrıştı: "Kulübelere barış, saraylara savaş", 'Emperyalist savaşı iç savaşa yani kendi burjuvalarına karşı mücadeleye dönüştür'.

Uluslararası işçi hareketinin ikinci bölünmesi milliyetçiler ve enternasyonalistler arasında yaşandı. Savaşa karşı çıkan başka siyasetlerle birlikte mücadele perspektifine sahip enternasyonalistler başta azınlık olsalar da savaşın yıkıcı seyri siyasi tabloyu köklü olarak değiştirdi.

Sosyal devrimler

1914'te patlak veren savaş ikinci yılına girdiğinde, milliyetçi hezeyandan eser kalmamıştı. Devletlerin kasaları yıkıcı savaşı sürdürmek için boşaltıldı. Cepheye gönderilen işçiler ve emekçiler ölürken, yıkıcı bir mali kriz başladı. 

Savaşın başlatıcılarından biri olan despotik Rusya'nın büyükşehirlerinde kitlesel açlık baş gösterdi. Savaş koşulları sefaletin akla hayale gelmeyecek biçimlerine sebep olurken, işçilerin hak talepleri karşılanmadı. 1917 yılının ilk günlerinde Rusya'nın sanayi kenti Petersburg'da sadece 25 gün yetecek kadar buğday kaldığı ortaya çıktı. Ocak ayının sonlarına gelindiğinde açlıkla birlikte hem şehirlerde hem de köylerdeki hoşnutsuzluk had safhaya çıkmıştı. Petersburg'da fırınlar kapandı. Ekmek bulamayan işçiler önce fırınları taşladı. Kadın işçiler, kadınlar greve başladı ve erkek işçiler de mücadeleye katıldı. Üretimi durduran fabrikalardan çıkan işçiler "Kahrolsun otokrasi" sloganı ve savaşa karşı sloganlarla kitlesel yürüyüşlere başladı. Tarihin gördüğü en baskıcı rejimlerden biri olan Çarlık yönetimi bu hareketin sonunda tarihe karıştı.

Mücadeleye atılan işçiler kendi yönetim organları olan Sovyetleri (Konseyler) kurarken ılımlı/reformist sol ve burjuvaların ittifakı olan Geçici Hükümet işbaşına geldi. Geçici Hükümetin bakanları olan milliyetçi solcular, tıpkı Çarlık rejimi gibi, savaşın devam ettirilmesinden yanaydı.

1917 yılında savaş bütün yıkıcılığıyla sürerken Rusya'da işçi sınıfı içinde büyük bir tartışma yaşandı. Geçici Hükümet'in savaşı destekleyen tutumuna karşı çıkan Lenin, Rusya'nın savaştan derhal çekilmesi ve iktidarın Sovyetlerin eline geçmesini savunan bir siyasi kampanya başlattı. 1917 Nisan ayından Eylül ayına kadar süren tartışma ve kitlesel kampanya sonucu, işçiler yıkıcı savaşı durdurmak ve açlığa son vermek için kendi iktidarlarını kurmaya ikna edildi. Ekim ayındaysa kansız bir devrimle işçiler kendi doğrudan yönetimlerini kurdu.

İşçilerin hükümet olmasını desteklediği Bolşevik Partisi, Rusya'yı savaştan çekti ve Rus işçilerini cephede savaştıkları Alman işçileriyle kardeşleşmeye, yani silah bırakmaya çağırdı. Bu tarihsel adım, Birinci Dünya Savaşı'nı da bitiren hamle oldu. 

İşçiler bir dünya savaşını durdururken bu kez "içerideki asıl düşman" olan burjuvaları devirmek için harekete geçti. 1918 Kasım'ında Almanya'da devrim başladı ve 1919'da ilk ayaklanma kanla bastırılsa da gerek ülke gerekse Avrupa, devrimci bir altüst oluş dönemine girdi.

Ne yazık ki sosyalist devrim tek bir ülkeye sıkışınca, dünyadaki ayaklanmalar mevcut siyasi liderliklerin izlediği yanlış politikalar sebebiyle zafere ulaşamadı.

Aynı zamanda emperyalist burjuvalar da kendi aralarındaki sorunları -dünya pazarının paylaşımı sorunu- çözememişti. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda insanlık işçi sınıfının liderliğinde kapitalizmden kurtulamadığı için, faşizm, Stalinizm, diktatörlükler ve İkinci Dünya Savaşı ard arda geldi.

Millliyetçi otoriter liderlerin yön verdiği emperyalist devletler arasındaki rekabetin askerileşmesi, 21. yüzyılda milliyetçiliği ve silahlanma yarışını yeniden gündeme getiriyor. Birinci Dünya Savaşı'nda verilen devrimci mücadelenin derslerini taşıyan küresel işçi sınıfı, yeni bir çılgınlığı engelleyecek tek güç.

Volkan Akyıldırım

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol