Sağ-kanat otoriterlik ve Suriyelilere karşı olumsuz tutum

07.07.2019 - 09:54

Sağ-kanat otoriterlik son zamanlarda belki de her gün duyduğumuz, özellikle Mayıs ayının sonunda gerçekleşen Avrupa seçimlerinden sonra karşımıza bir kere daha çıkan bir kavram oldu. Bilindiği üzere birçok Avrupa ülkesinde sağ-kanat partiler seçimlerden üstün olarak çıktı. Birleşik Devletler'de Donald Trump'ın tekrar aday olmak istemesiyle beraber halkın büyük kısmından destek görmesi, Netanyahu'nun bir kere daha başkan olarak seçilmesi, 31 Mart İstanbul yerel seçimlerinin AKP'nin isteğiyle tekrarlanması bu otoriter rejimlerin pek de zayıf olmadığını gösteriyor ve bu sağ-kanat yönelimin nelerden kaynaklandığının ya da neleri etkilediğinin anlaşılmasını bir elzem haline getiriyor.

Suriye'deki birçok grup arasındaki savaş sebebiyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Suriyeli mültecilere karşı uygulanan ayrımcılık ve onlara gösterilen, gerçeğe dayanmayan tutumlar Türkiye'nin yaşamakta olduğu büyük sosyal sorunlardan biridir. Medyanın da desteklediği ve ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşan bu söylemler toplumun psikolojisinde olumsuz kodlar oluşturmaktadır ve Suriyelilere karşı oluşturulan bu olumsuz kodlar tekrar ve tekrar siyasiler tarafından üretilmektedir.  Bu yazı toplumsal boyutların önemli olduğunu akılda tutarak bunu bir kenara koyup, daha çok sağ-kanat otoriter kişilik bazında Türkiye'deki Suriyeli mültecilere karşı olumsuz tutum arasındaki ilişkiyi kısaca inceleyecektir ve konuyla ilgilenenler için bir bakış açısı sunmaya çalışacaktır.

Sağ-kanat otoriter kişilik nedir?

Otoriter kişilik her ne kadar Gustave Le Bon'un Kitleler Psikolojisi isimli çalışmasıyla hayat bulmuşsa da otoriter kişiliği kavramsallaştıran ve literatüre kazandıran Theodor Adorno ve diğerlerinin 1950 yılında yayımlamış olduğu Otoriter Kişilik Üzerine isimli çalışmadır. Adorno ve diğerleri bu araştırmada kendi geliştirdikleri Faşizm Ölçeği'ni ve derinlemesine görüşme araştırma yöntemini kullanarak otoriter kişiliği psikanalitik bir yönden incelemişlerdir. Onların genel olarak vardığı sonuç, çocuklukta öznenin, yani kişinin, babayla olan ilişkisinin öznenin gelecekteki yaşantısında bir otorite figürüne bağlanmasında büyük rolü olacağıdır. Çocukken babasından korkan ve onun her dediğini yapan çocuk kendi benliğini sağlıklı bir şekilde kuramayacak ve bu nedenle gelecekte bir otorite figürüne de aynı babasına yaptığı gibi itaat edecektir, bir başka ifadeyle biat edecektir. Elbette birçok araştırmacı bu psikanalitik indirgemeci yaklaşımı sakıncalı bulmuştur ve sağ-kanat otoriter kişilik yapılanmasının yalnızca psikanalitik yöntemle açıklanamayacağını, toplumsal olguların da bu kişilik yapısını etkileyebileceğini savunmuşlardır. Adorno ve diğerlerinin yaptığı bu araştırmadan sonra bu otoriter kişilik yapılanmasına "sağ" adını veren ise Amerikalı sosyal psikolog ve araştırmacı Bob Altmeyer (1981) olmuştur. Bob Altmeyer'in Adorno ve diğerlerinin çalışmalarından en büyük farkı, metodolojik bir yöntem izleyerek Sağ-Kanat Otoriterlik Ölçeği'ni geliştirmiş olmasıdır. Bu ölçek üç alt faktörden oluşmaktadır: otoriter boyun eğme, otoriter saldırganlık ve geleneksellik. Altmeyer, oluşturduğu ölçeğin aslında tek faktörlü olduğunu ve bu faktörün yukarıdaki üç faktörü desteklediğini söylemiştir. Altmeyer'e göre sağ-kanat otoriteryenler güncel otoriteye ve onun oluşturduğu sosyal normlara güçlü bir inanç duyarlar. Böylece, kendileri gibi olmayan ve tehdit olarak gördükleri gruplara karşı bir düşmanlık ve öfke besleyebilirler.

Önyargı nedir?

Önyargıyı kavramsallaştıran ve literatüre kazandıran kişi Goldon Allport'tur. Onun geliştirdiği önyargı kuramı psikanalizin aksine toplumsal olgularla daha iç içedir ve bireyler arası değil, gruplar arası önyargıyla ilgilenir (Allport, 1954). Ona göre önyargı, iç-grubun dış-gruba karşı geliştirdiği tutumlardır ve olumsuz olabildiği kadar olumlu da olabilir. Bir grup hakkında olumsuz bir önyargıya sahip kişiler o gruba karşı direkt olarak ayrımcılık gösteriyor olmaz. Aksine, önyargılar yalnızca söylemler düzeyinde kalır ancak ayrımcılık bir harekete geçiş anlamına gelir. Yine Allport'un çalışmasına göre bir grup hakkında olumsuz önyargılara sahip olan insanlar o kişilere karşı ayrımcılık göstermeye de eğilimli olurlar. Mesela Türkiye'de Suriyeliler için olumsuz önyargıya sahip olan bir işvereni ele alalım. Bu işveren kendi işyerinde çalıştıracağı bir Suriyeli işçiye karşı daha hunharca tutumlar sergileyecektir ve onu güvenliksiz bir şekilde çalıştıracaktır. Suriyeli bir işçinin işgücünün daha ucuz olması da onun bu olumsuz önyargılarını ayrımcılığa dönüştürmesi için çok uygun bir olanak sağlar.

Sağ-kanat otoriter kişilik ve Suriyelilere karşı önyargı

Sosyal psikoloji literatüründe sağ-kanat otoriter kişilik ile önyargı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Onun yerine literatür daha çok üçlü bir ilişkiyi inceler: Sağ-kanat otoriter kişilik, sosyal baskınlık yönelimi ve olumsuz önyargılar. Sağ kanat otoriter kişilik dış grubun tehlikeli olup olmadığıyla ilgiliyken sosyal baskınlık yönelimi daha çok dış grup üstünde bir hakimiyet kurmakla ilgilidir. Bourdieu'nün terimini referans gösterecek olursak, iç grubun dış grup üstünde sembolik bir iktidar kurmasından bahsedebiliriz. Örneğin, sağ-kanat otoriter kişilik kuramından yola çıkarsak, bu tür kişiliğe sahip insanlar Türkiye'deki Suriyelilerin kadınlara daha çok tecavüz ettiğini ya da kamu mallarını darp ettiğini, toplumu böylece tehdit ettiğini düşünecektir. Sosyal baskınlık yönelimi yüksek olan biriyse kendi Türk kimliğiyle Suriyelilerden daha değerli olduğunu, onları burada misafir olarak ağırladığını, kendi sözünün geçtiğini düşünecektir. Bazı araştırmalar sağ-kanat otoriter kişilik testinin dış-grubu her zaman bir tehdit olarak görmediği sonucuna ulaşsa da sosyal psikoloji literatüründeki hakim bulgular sağ-kanat otoriter kişilik testinin dış-grubun bir tehdit olduğu algısını güçlü bir şekilde saptamıştır (Bret ve diğerleri, 2017).

Sağ-kanat otoriterlik artık bir kişilik kuramı olmaktan çok kişiliğin bir parçası haline gelen, bir tutum teorisine düşünmüştür. Böylece sağ-kanat otoriterlik bir insanın tüm kişiliğini kapsamaz. Onun yerine, kişiliğinin sadece bir parçası haline gelir (Duckitt’te alıntılandığı gibi, 2015, s. 259). Dolayısıyla burada insanların fikrinin değişebileceğinden de bahsedebiliriz. Eğer medyanın dili organize bir şekilde değiştirilirse ve insanlara Suriyeliler hakkında nefret aşılamazsa, siyasiler seçim kampanyalarında Suriyelileri ötekileştirici yaklaşımlar izlemezse, Suriyelilerin Türkiye’ye entegrasyonu için gerekli sosyal politikalar hayata geçirilirse nefret elbet yenilebilir. “Kaynak yetersizliğinden”, “gerekenden fazla insanın ülkeye alınmış olmasından” devamlı bahsetmek yerine toplumsal olarak çözüm odaklı çalışmalar yapılırsa verimli bir yol kat edilebilir.

Yukarıda yaptığımız tüm tartışmalar, toplumda yaşanan gruplar arasındaki  bu çekişmenin yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığını, sosyal ve ekonomik faktörlerin dışlandığını iddia ediyor gibi görünebilir ancak durum bunun tam tersidir. Aşağıda bu tartışmaya değineceğiz.

Siyasi ortam, sağ-kanat otoriteryenlik ve önyargı kıskacında…

Yaptığımız bu tartışmaların yalnızca psikoloji ekseninde olduğu dikkatli bir okurun ilgisini çekmiştir. Kişilik hayat boyu evrimleşen, değişen bir şey olduğundan yaptığımız bu tartışmalar kişiyi toplumsal olayların dışarıda bırakıldığı şeklinde yanıltmamalıdır.  Sağ-kanat otoriteryenlik kişinin yalnızca içinden gelen ve dış faktörlerden bağımsız bir şey değildir. Kişinin çocukluğunda bakım verenleriyle ilişkisinden ibaret de değildir elbet. Aksine, kişinin içinde bulunduğu sosyal ve politik ortam bu kişiliğin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde büyük bir etki sahibidir. Bunun yanında, sağ-kanat otoriter kişiliğin gerçekten bir “kişilik” olup olmadığı tartışma konusudur. Kimi çalışmalar bunun bir kişilik olmadığını, bir tutumlar bütünü olduğunu göstermektedir.

Kapitalist sistem üretim ilişkilerini ve kişinin emeğini yozlaştırdığı gibi fikirlerini de yozlaştırmaya devam etmektedir.  Bunu ne yazık ki Türkiye’deki Suriyeliler üzerinden görebiliyoruz. Özellikle 23 Haziran seçimi için hem iktidar partisinin hem de muhalif partilerin Suriyeliler üzerinden kurdukları kampanyalar bu yozlaşmaya örnek olarak gösterilebilir. Siyasi fikirleri ne olursa olsun orta-sınıflar Suriyelileri ayrıştırmaya ve onları kovmaya niyetli.  Dolayısıyla, her ne kadar otoriter kişiliğin başına “sağ” koysak da, kendisini “sağ” yönde tanımlamayan kişiler dahi mesele Suriyeliler olduğunda bir sağ kanat otoriteryenin söylemlerini tekrarlar ve bu dışlayıcı düzene katkıda bulunur.

Suriye’de gerçekleşen savaş elbette çok boyutlu nedenlerden dolayı gerçekleşmiştir ama hiçbir şey ulusaşırı güçlerin oynadığı kadar büyük bir rol oynamamıştır. Bu savaş, milyonlarca insanın zorunlu olarak göç etmesine neden olmuştur ve sanıldığının aksine çoğunluk, istediği için Türkiye’de kalmamaktadır. Bu büyük göç dalgası sosyal ve kimi ekonomik sorunu da beraberinde getirmiştir ancak Suriyeliler hakkında genel geçer ve doğruluğu sorgulanmadan yapılan haberler, entegrasyon çalışmalarına ve birlikte yaşama çabalarına büyük darbe vurmaktadır. Türkiye’de yapılan haberlerin dili ve kurgusu kişilerin düşüncelerini büyük oranda etkilemektedir ve bu şekilde dezenformasyonun kurbanı olmak ne yazık ki çok kolaydır.

Suriye’deki savaş bitecek gibi görünmemekte. Bitse bile, şehirlerin yaşanacak bir hale gelmesi için yıllar gerekecek. Hiçbir ülke bu finansal “yük”e girmek istemediğinden böyle bir projeye başlanıp başlanmayacağı da kocaman bir soru işareti. Şu anda Türkiye’de 3.6 milyon kayıtlı Suriyeli insan var. Yerel halk ile Suriyeliler arasında bir gerilim olduğu da aşikar.. Bizim yapabileceğimiz şey ise Suriyeliler hakkında doğru bilgilerin yayılmasını sağlamak, kampanyalarımızla önyargıların önünü kesmek ve büyük ölçekte, sağ-kanat otoriterliği besleyen kapitalizmi  yok etmek.

Suriyelilerin hiçbir yere gittiği yok çünkü gidebilecekleri bir yer yok. “Onlarla” yaşamayı mı seçeceğiz yoksa sorunları erteleyip ileride daha da büyümesine mi tanık olacağız? Orası bize kalmış.

Ataberk Bağcı


Kaynakça

Adorno, T. W., Sanford, N., Frenkel-Brunswik, E., & Levinson, D. J. (1950). Otoriteryen Kişililk Üzerine. (D. Şahiner, Çev.) İstanbul: Sel Yayıncılık.

Allport, G. (1954). The nature of prejudice . Massachusetts : Addison-Wesley Publishing Company.

Altemeyer, B. (1981). Right-wing authoritarianism. Winnipeg: University of Manitoba Press.

Bret, A., Beffara, B., McFadyen, J., & Mermillod, M. (2017). Right-wing authoritarianism is associated with race bias in face detection. Plos One , 12 (7).

Duckitt, J. (2015). Authoritarian Personality. J. D. Wright içinde, International Encyclopedia of the Social & Behavioral Sciences (s. 255-261). Oxford: Elsevier 

Le Bon, G. (1895 ). Kitleler Psikolojisi. (Y. Ender, Çev.) İstanbul : Hayat Yayınları.


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol