Erik Olin Wright için kilit nokta sınıftı

29.01.2019 - 22:56

Alex Callinicos, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Marksist sosyolog Erik Olin Wright'ın entelektüel portresini çiziyor.

Marksist sosyolog Erik Olin Wright geçen hafta lösemi sebebiyle öldü. 71 yaşındaydı.

Son aylarında duru ve metanetli bir blog yazıyor, sakince “kendisi olan yıldız tozunun, maddenin daha sıradan bir hâline dönüşmek üzere dağılacağı” zamanı tasarlıyordu.

İkimiz de 1960’ların sonlarında Oxford Üniversitesi’nde öğrenci olmamıza rağmen, ben Erik’le çok sonra tanışabildim. Özellikle Haziran 2009’da ikimizin de katıldığı, Johannesburg Üniversitesi’nde Kate Alexander tarafından düzenlenen, sınıf üzerine konferansı hatırlıyorum.

Sınıf kesinlikle Erik’in çoğunu Madison-Wisconsin Üniversitesi’nde sosyoloji öğreterek geçirdiği entelektüel kariyerinin ana temasıydı. Marx’ın sınıflar teorisiyle, anaakım sosyal bilimlerin ampirik ve nicel yöntemlerini birleştirme arayışındaydı. Bu tür girişimlerde genellikle Marx görünmez olur ancak Erik’in durumunda böyle değildi.

Marx’ın merkezi savı olan, sınıfın toplumun bir kesiminin diğer kısmı tarafından sömürülmesine dayalı bir toplumsal ilişki  olduğu görüşünden hiç vazgeçmedi. Özellikle üç kitabında -muhteşem Class Structure and Income Distribituon [Sınıf Yapısı ve Gelir Dağılımı], Classes [Sınıflar] (1985), Class Counts [Sınıf Sayılır] (1997)- müthiş bir kavramsal zarafet ile ampirik titizliği bir araya getiren eserler üretti.

Belki de en bilinen buluşu çelişkili sınıf konumları teorisiydi. Erik, modern kapitalist toplumlarda işgücünün dikkate değer bir kısmının bazı kapitalistlerin ve bazı işçilerin özelliklerini paylaştığını öne sürdü.

Örneğin müdürler ve yöneticiler ücretli çalışanlardır ancak işçilerin geniş kesiminin sömürülmesini garanti altına almak üzere sermayenin lehine hareket ederler. Erik için bu, kapitalizmin sınıf yapısının Marx’ın tahmin etmiş olduğundan çok daha karmaşık, bu yüzden de sosyalizme giden yolun çok daha zor olacağının işaretiydi.

Emek-değer teorisini terk etmek

Birinin buradan çıkaracağı politik sonuçlar ne olursa olsun, bana göre çelişkili sınıf konumları kavramı verimli bir kavramdı. Maalesef Erik, 1970’lerde Marksist ekonomistler arasında Marx’ın emek-değer teorisini terk etme yönündeki tartışmalardan etkilenmişti. Bunun iki olumsuz etkisi vardı.

Birincisi, Marx’ın kapitalist sömürü analizinin kendisi emek-değer teorisine dayanıyordu. Marx, bütün yeni değerin emek gücü tarafından yaratıldığını ancak kapitalistlerin bu değerin bir bölümüne (artı değer) kâr olarak el koyduğunu ileri sürüyordu.

Bu teoriyi terk ettiğinizde sömürünün farklı bir açıklaması ile gelmek zorundasınız. Erik kendi açıklamasını, örnek olarak vasıflı işçilerin daha az vasıflı olanlarını sömürdüğü gibi fikirlere sahip olan ekonomist John Roemer’dan aldı.

Bu yaklaşım sınıfı üretim ilişkilerindeki konumlara göre açıklamak yerine, gelirdeki farklılıklara indirgeme eğilimindeydi. Hakkını vermek gerek, o bütün kariyeri boyunca Roemer’in teorisinin bu çıkarımına karşı direndi.

İkincisi, emek-değer teorisi Marx’ın, kapitalizmin kâr oranlarının düşme eğilimine dayalı olarak, doğası gereği, düzenli ekonomik krizlere mecbur olduğu yönündeki argümanının temelini oluşturuyor. Erik bunun yerine –bu konuda benim Equality [Eşitlik] kitabım üzerine yaşadığımız bir tartışmada Harry Brighouse’un yanında- kapitalizmin “işin içinden bir şekilde çıkmak için hatırı sayılır bir esneklik ve kapasiteye sahip olduğunu” tartışıyordu. 2007-2008 çöküşünün zeminini hazırladığı küresel resesyonun zirve noktasında gerçekleşen Johannesburg Konferansı’nda yine hemfikir değildik. Bana göre Erik, bunun önemini hafife alıyordu. Benim gibi devrimci sosyalistlerin düşündüğüne oranla kapitalizmi reforme etmek için çok daha fazla faaliyet alanı olduğuna inanıyordu.

Sonraki yıllarda Erik’in entelektüel odağı bu hedeflere ulaşmak için mümkün olan reform ve stratejileri araştırmak oldu. Envisioning Real Utopias [Gerçek Ütopyalar Tahayyül Etmek] (2009), buna adanmıştı.

Kitabın detaylı argümanları Jacobin dergisinde, sosyalistlere “kapitalizmi parçalama fantazisinden vazgeçip kapitalizmi evcilleştirme ve aşındırmaya” odaklanma çağrısı yaptığı “Nasıl antikapitalist olunur?” (2015) başlıklı bir makalede özetlenmişti.

Bu metinler –Erik’in bütün çalışmaları gibi- büyük bir dikkat ve incelikle tartışıldı. O şüphesiz, öğrencileri tarafından oldukça sevilen, örnek alınacak, itinalı bir öğretmendi. Onların ve hepsinden önce ailesi ve arkadaşlarının acısını paylaşıyorum. Tüm sosyalistler çok yaratıcı bir Marksist entelektüelin kaybının yasını tutmalı.

Alex Callinicos 

(Socialist Worker'daki İngilizce orijinalinden çeviren Can Irmak Özinanır)


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol