“Tamamen erime”: İngiliz marksist iktisatçı Michael Roberts, Türkiye ekonomisini yorumladı

12.08.2018 - 14:12

İngiliz marksist iktisatçı Michael Roberts, blogunda yazdığı yazıda, Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri kaleme aldı:

Türk Lirası tamamen eriyor. Dolar karşısında son altı ayda %40, geçen hafta ise yaklaşık %20 değer kaybetti. Türkiye, ülkenin ekonomisinin ve otokratik lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın (kısa süre önce bir kez daha seçildi) dengesiz ekonomi politikasının sonuçlarını yaşıyor.

Krizi tetikleyen, ABD’nin Amerikalı bir papaz olan Andrew Brunson’un tutuklanmasında oynadıkları iddia edilen rolden dolayı Türkiye’nin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun varlıklarını dondurması oldu. Ekim 2016’da tutuklanmadan önce yaklaşık 20 yıl boyunca Türkiye’de küçük bir kiliseyi yöneten Brunson’un, Erdoğan’ı devirmeyi hedefleyen bir komploya dahil olduğu iddia ediliyor. Papaz Brunson ise bu iddiaların “iftira” olduğunu söylüyor. Papaz Brunson’un tutuklanması, Türkiye ile ABD arasında, Suriye’ye ilişkin farklı fikirlerden ABD silahlarının teslimine kadar yayılan  bir dizi anlaşmazlıktan sadece bir tanesi.

Cuma günü ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, ABD’nin Türkiye’den ithal edilen çeliğin gümrük vergisini yüzde 50 artıracağını, çünkü şu anda uygulanmakta olan yüzde 25 verginin Türkiye’den çelik ithalatını azaltmak için yeterli olmadığını söyledi. Ross, “Türkiye’den ithal edilen çeliğin gümrük vergisini iki katına çıkarmak, ticaret bakanlığının ulusal güvenliğe zarar verdiğini düşündüğü bu ithalatın miktarını azaltacak” dedi.  

Krizi tetikleyen bu oldu ancak şu anda Türkiye ekonomisine doğrultulan silah bu değildi. O silah, hızla kötüye giden ekonomik durumdu. 2016’da gerçekleşen ve oldukça kötü şekilde organize edilmiş olan askeri darbe girişiminden sonra, Erdoğan bir yandan binlerce insanı hapse atıp ondan daha fazla sayıda akademisyeni ve kamu görevlisini işten atarken, diğer yandan da ekonomiyi canlandırmak için kredi dağıtmaya başladı. Faiz oranlarını “bütün kötülüklerin anası ve babası” olarak tanımlayarak faiz oranlarını düşük tutmakta ısrar etti ve Türkiye Merkez Bankası’nın enflasyonun hızlı artışını durdurmaya yönelik her tür eylemini engelledi. Tam da ABD Merkez Bankası’nın faiz oranlarını artırmasının ardından, doların yeniden güçlenmeye başladığı bir zamanda Türkiye’nin kapitalist ekonomisi bu durumla baş edemedi.

Enerji kaynakları bulunmayan ve insan uzmanlığı ve ucuz emek gücünden başka satacak bir şeyi olmayan bir ülke olan Türkiye’nin sorunu, sınai kalkınma, inşaat ve emlak sektörlerinin finansmanının büyük bölümünün yurt dışından, Amerikalı ve Avrupalı yatırımcılardan geliyor olması. Türkiye vatandaşları ve firmaları büyük ölçüde dolar ve euro üzerinden borçlanıyorlar.

İhracat ile ekonomiye sel gibi akan ithalat aynı düzeyde ilerlemezken ve Türk sermayesinin kâr oranları büyük ölçüde azalırken, son iki yıldaki hızlı büyüme krediler ve dış borçlanma sayesinde gerçekleşti. Doların ve faiz oranlarının tüm dünyada yükselmesi bu partinin sonunu getirdi ve Erdoğan’ı küresel kapitalizmin gerçekleri ile karşı karşıya bıraktı.

Şimdi Türkiye bankalarının ve şirketlerinin başı fena hâlde dertte. Türkiye’nin finansal olmayan şirketlerinin döviz borçları, döviz varlıklarından 200 milyar dolar daha fazla.  


Ülkenin bankalarının ve şirketlerinin, ödenmesi gereken milyarlarca dolar sağlam-para borcu var. Türkiye bankalarının önümüzdeki bir yıl içinde 51 milyar dolar ödemesi gerekiyor, kalan 18.5 milyar dolar ise finansal olmayan şirket bilançolarında duruyor. Bu faturaların ödenmesi öyle bir zamana denk geldi ki, şirketlerin borçluluk düzeyi, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 62’sini oluşturuyor ve üstelik bu borçların yarısı döviz borcu (çoğunlukla euro ve dolar).

Yabancı yatırımcılar, Türkiye’nin bu borcu ödeyememesinden endişe ediyorlar. Türkiye’nin kısa vadeli dış borcuna göre döviz rezervleri de azalıyor.

Dolayısıyla sermaye ülkeden çıkıyor ve lira düşüyor.

Küresel sermaye ayrıca, Türkiye bankalarının ve şirketlerinin borçlarını ödeyememesi durumunda Avrupa bankalarının bilançolarında da büyük bir zararın ortaya çıkmasından korkuyor; piyasalar bu durumu ‘bulaşma’, yani zararın ve borç ödeyememe durumunun yayılması olarak adlandırıyor. Türkiye’nin bazı bankalarının sahipleri yabancı ve Türkiye’ye en çok borç verenler İspanyol BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas. 

Türkiye bankalarının bol miktarda rezervi var gibi görünüyor ve Türkiye’ye verilen borçlar, bu bankaların verdiği toplam borcun çok küçük bir bölümünü oluşturuyor. Ancak, kâr oranlarının çok düşük olduğu zamanlarda bazen ‘marjinal’ kayıplar bile bardağı taşıran son damla olabilir. Ve bankaların batık para miktarı zaten giderek artıyor (aşağıdaki grafik ‘batık para’ yüzdesini gösteriyor).

Erdoğan bu kur krizini nasıl atlatabilir? Kapitalist çözüm, faiz oranlarını artırarak daha fazla borç alımını durdurmak. Ardından hükümet, devlet harcamalarını durdurmalı ve vergileri artırmalı (yani mali kemer sıkma) ve bankaları desteklemek ve dış borcu ödemek için ‘birikimler’ini kullanmalı. Türkiye ayrıca borç almak için IMF’ye başvurmalı; tıpkı Yunanistan’ın yaptığı gibi. IMF’den, borçlarını ödemek üzere, IMF’nin kurallarına uymak şartıyla 28 milyar dolar borç alabilir; ancak o zaman da IMF’nin tasarruf tedbirlerinin dikte ettiklerini uygulamak zorunda. Bu kapitalist çözüm, Türkiye ekonomisinin çökmesi, vatandaşlarının büyük zarar görmesi ve Erdoğan’ın ülke içindeki desteğinin büyük ölçüde azalması anlamına gelecektir.

Hükümet, sermaye kontrolü getirebilir ve ülkeden para çıkışını engelleyebilir. Fakat bu, yabancı yatırımcıların borç vermekten vazgeçmesi demektir ki ekonomi yine çöker. Ya da Erdoğan, Pakistan’ın yaptığı gibi, Rusya, Çin, Suudi Arabistan’dan para bulmaya çalışabilir. Ancak maalesef bu ülkelerin hiçbirisi ile arası iyi değil. Erdoğan şimdiye kadar bu seçeneklerin hepsine karşı direniyor ve destekçilerine kendisine ve ‘Allah'a güvenmelerini’ öneriyor.

Daha büyük olan mesele, yükselen piyasa borç krizi. Türkiye’de yapılan son genel seçimlerin ardından yazdığım yazıda bunu anlatmıştım: “Artan küresel faiz oranları ve ABD Başkanı Trump’ın başlattığı ve giderek büyüyen ticaret savaşı, Türkiye gibi yükselen kapitalist ekonomileri vuracak. Döviz üzerinden borçlanmanın maliyeti çok artacak ve yabancı yatırım azalacak… Türkiye şu anda, Arjantin (burada başladı bile), Ukrayna ve Güney Afrika ile birlikte bu borç krizinin eşiğinde duruyor”. Önümüzdeki günlerde bu kriz daha da büyüyecek.

Michael Roberts

(https://thenextrecession.wordpress.com/2018/08/11/turkey-total-meltdown/)

Türkçe'ye çeviren: Arife Köse


SEÇTİKLERİMİZ

Bülent Somay
Status quo pro ante

Bültene kayıt ol