Nilüfer Uğur Dalay

23.08.2019 - 12:14

Hukuk siyasi muhalefeti yok etme aracı değildir

31 Mart 2019 yerel seçiminde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Diyarbakır’da % 63, Mardin’de %56, Van’da % 54 oy ile kazandığı belediyelere İçişleri Bakanlığı kararıyla 19 Ağustos günü yeniden kayyum atandı.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘Terör örgütüyle iltisakı-irtibatı olduğu’, ‘Terör örgütlerine destek verdikleri yönünde tespit ve deliller bulunduğu’ ve ayrıca daha önce açılan soruşturma ve davaların sürmesi gerekçeleriyle, üç belediye başkanının, ‘Haklarındaki adli/idari soruşturma/kovuşturmaların selameti için’ Anayasa’nın 127’inci maddesiyle Belediye Kanunu’nun 47. Maddesi uyarınca geçici bir tedbir olarak görevlerinden uzaklaştırıldıkları belirtildi.

Anayasanın 127. maddesine göre yerel yönetimlerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmeleri ancak yargı kararıyla olmaktadır. Haklarında bir kovuşturma veya soruşturma olan yerel yönetim yetkilileri, haklarındaki kesin karara kadar İçişleri Bakanı’nın kararıyla geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir, ancak bu geçici bir yetkidir. Esas karar yargınındır. Henüz böyle bir karar bulunmamaktadır. Doğru ve demokrasiye saygılı davranış biçimi yargı sürecinin sonucunu beklemektir. İddialar geçerlilik kazandığında anayasaya uygun olarak yerel yönetici ve organlar görevden el çektirilir.

Bakanlığın terör nedeniyle görevden uzaklaştırma ve kayyum atama yetkisi 15.8.2016 tarihinde 674 sayılı OHAL kararnâmesiyle getirilmiştir. Belediye Kanununda seçme ve seçilme hakkını düzenleyen bir hükmün KHK ile değiştirilmesi Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Belediye Kanununun 47. maddesinde düzenlenen İçişleri Bakanlığı’nın uzaklaştırma tasarrufunun iki ayda bir gözden geçirilmiş olması şartı bulunmaktadır ve isnat edilen suçun görevle ilgili olması gerekmektedir.

OHAL KHK’sı ile getirilen düzenleme görevden uzaklaştırmayı kalıcı hale getirmekte, buna bağlı olarak da geçici görevden uzaklaştırmalarda iki ayda bir yeniden değerlendirme ve gerekiyorsa göreve iade etme imkânlarını ortadan kaldırılmaktadır. Bu nedenle Bakanlığa yargısal süreç sonuçlanana kadar hukukî yönden denetlenemez bir yetki alanı tanınmaktadır.

Ayrıca geçici görevden uzaklaştırmalarda, Danıştay’ın geliştirdiği içtihat, görevden almanın gerekçesi yapılan iddiaların ciddiyeti ve ağırlığı ile soruşturma ve kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için zorunlu olma şartları da bulunmaktadır. 19 Ağustos tarihli görevden uzaklaştırmalarda usule ilişkin güvenceler geçersiz kılınmış, devre dışı bırakılmıştır.

Mevcut soruşturmalar başkanlığa engel ise YSK’nın bu kişilerin adaylıklarını kabul etmemesi ve seçime girmelerine olanak vermemesi gerekirdi. Ne yazık ki daha önce YSK, KHK ile görevden el çektirilenlerin aday olmalarına itiraz etmemiş, seçildiklerinde kabul etmeyip yine hukuksuz biçimde, seçimi yeniletmeyip ikinci adaya belediye başkanlığını vererek, bu adayları aldatmış, bir anlamda pusu kurmuştu.

Belediye Başkanlığına adaylık için şartlar Milletvekili Seçimi Kanununun 11. maddesinde sıralanmıştır. Yargısal süreçlere ilişkin şartlarda taksirli (kusurlu) olmayan suçlardan ‘mahkûmiyet’ aranmaktadır. Terör suçlaması olsa da mahkûmiyet şarttır. Anlaşılan o ki, adayların mahkumiyeti olmadığı için YSK adaylığı engelleyememişti.

19 Ağustos tarihli görevden uzaklaştırma kararıyla haklarında kesin hüküm olmadan başkanlar hakkında suçlamalarda bulunulmasıyla hukuka aykırı davranılmıştır. Çok temel bir hukuk kuralı olan masumiyet karinesi çiğnenmiştir.

31 Mart 2019 seçiminin ardından çağdaş demokrasinin çok önemli bir unsuru olan yerel yönetimlerin yüzbinlerce insanın oyuyla seçilmiş yöneticilerini, idari ve siyasî kararla görevden almak, yerine kayyum atamak demokrasiyi çok ciddi oranda yaralamaktadır.

İçişleri Bakanlığı tarafında yöneltilen suçların çoğu seçimden önceki döneme aittir ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Seçimden sonraki suçlamaların çoğu ise hukukî değildir. Eşbaşkanlık, sokak isimlerinin değiştirilmesi, KHK ihraçlarına siyasî iktidar gibi yaklaşılmamış olması gibi uygulamalar siyasal hassasiyetlerdir ve cezalandırmaya konu olmaları tartışmalıdır.

Belediye başkanlarının görevlerinden alınması hukuk aracılığıyla siyasal muhalefeti yok etmek anlamına gelmektedir.

“…ve sonra benim için geldiklerinde çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı…” dememek için ses çıkartıyor ve hak ve özgürlükleri yok sayan bu otokratik gidişe son verilmesini istiyoruz.

Barışla kalın.

Nilüfer Dalay

(kureselbak.org)

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol