Alper Görmüş

Alper Görmüş son yazıları

11.07.2019 - 12:45

Yeni fay hattı: Her partiden İstanbullular ve İstanbul’daki Suriyeliler

İstanbul’daki ikinci seçimin öncesinde okumaya başladığım o kitap olmasaydı, BBC’nin seçimin hemen ertesinde Fatih’te Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) taraftarlarıyla konuşarak oluşturduğu haber için seçtiği başlığı abartılı bulabilirdim: “Fatih’teki AKP’lilere göre yenilginin nedeni Suriyeliler ve Berat Albayrak...” (Başlığın “Berat Albayrak” kısmından değil, “Suriyeliler” kısmından söz ediyorum.)

İki nedenle: Birincisi, AK Parti’nin yenilgisine yorulacak onca gerekçe varken “Suriyeliler” meselesi bu kadar yukarıya tırmanabilir mi diye tereddüt ederdim... İkincisi, “Suriyeliler”i mesele edenler onların din kardeşleri AK Partililer değil de seküler kesimler değil miydi diye sorar, yine tereddüt ederdim.

Fakat dedim ya, seçimlerden önce okumaya başladığım, Fatih’te (ve Başakşehir’de) yürütülen saha araştırmasına dayanan bir kitap nedeniyle BBC’nin başlığını abartılı bulmadım. Çünkü BBC röportajındaki AK Partililerin ilçelerindeki Suriyelilere karşı verdikleri tepki ile kitaptaki AK Partililerin Suriyelilere karşı verdikleri tepki birebir örtüşüyordu.

Yani, kitabı okurken izlediğim tepkilere yeteri kadar şaşırdığım için BBC röportajındaki tepkilere o kadar şaşırmadım ve (tekraren), BBC’nin, AK Parti’nin kalesi Fatih’teki şaşırtıcı sonuçta Suriyelilerin rolüne dikkat çekmesini abartılı bulmadım.

Fatih Başakşehir

Zikrettiğim kitabın adı, İletişim Yayınları’ndan bu yıl çıkan Fatih  Başakşehir / Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus...

Kitabın yazarı İrfan Özet önsözde amacını şöyle açıklıyor:

“Bu araştırmada, 21. Yüzyılın ilk yıllarından itibaren Türkiye’de yeni bir egemen blok haline gelen muhafazakârların, kent ortamlarında hayata geçirdiği habitusun dönüşümü konu edilmektedir. 1950 sonrası göç süreciyle birlikte gelişen habitus, ana hatlarıyla kolektif dışlamanın öne çıkmadığı, dayanışmacı ve içermeci bir kamusal deneyime sahipti. Günümüze geldiğimizde ise, egemen topluluklara özgü dışlayıcı eğilimlerin merkezîleştiği görülmektedir. Araştırma, güncel bir deneyim alanı olarak bu dönüşümü, muhafazakârlığın İstanbul metropolündeki sembolik mekânlarından Fatih ve Başakşehir sınırlarında yakalamaya çalışmaktadır.”

Kitabın, Peyami Safa’nın ünlü eseri Fatih-Harbiye’ye nazireyle seçilmiş başlığının vaat ettiği çekiciliğin hakkını verdiğini peşinen belirteyim. Zaten, yazarın amaç kısmında belirttiği kitabın ana temasına dair başka bir yazı daha kaleme alacağım. Bu yazıda ise sadece kitabın yan temalarından biri olan Fatih’te yerleşik dindarların Suriyelilere bakışından bazı bölümler aktaracağım. Hatta gelin bu tepkileri BBC’nin roportajındaki tepkilerle harmanlayarak izleyelim, böylesi daha anlamlı olacak...

Seçimden önce de öyle konuşuyorlarmış

Suriyelileri hiç sokmuyorum buradan içeri: “Suriyelilerden sonra Fatih’te kiralar inanılmaz arttı. Biz emlakçıyız ve şu an hiç kiralık evimiz yok. Hep satılık evlerimiz var. Gerçi ben Suriyelileri hiç sokmuyorum buradan içeri. Komşuma bile önermem yani bunları.” (AK Parti Fatih İlçe Teşkilatı’nın önemli isimlerinden emlakçı Tuncer, kitaptan)

Suriyeliler yüzünden kaybettin Reis: “AK Parti’nin kaybetmesinin nedeni... Ben buradan Reis’e sesleniyorum. Suriyeliler yüzünden kaybettin Reis...” (Yavuz Karaatay, Fatih sakini, BBC röportajından).

Vatandaşlarımızın çok zorluğu var: “Suriye olayları var. Buradaki insanların, vatandaşlarımızın çok zorluğu var. Yani insanlar bu adamı (Binali Yıldırım’ı) seviyorlar ama bu nedenle oy da vermediler yani. (Servet Sayan, Fatih sakini. BBC röportajından).

Hani derler ya, iyilikten maraz doğuyor: “Bunlar çok garipler. Bir şey demeye mahal vermeden, hemen tersliyorlar. İlk geldikleri zamanlar el açıyorlardı. Acıyorduk. İçimiz elvermiyordu hallerine, birkaç kuruş veriyorduk. Ama daha üç beş ay önce bir çocuk yine el açıyordu, ‘Hadi oğlum, git!’ deyip, şöyle elimi göğsüne koyup ittim. Tükürdü arabaya. Tekme attı. Ben de Allah yarattı demedim vurdum yumruğu suratına. Küçük müçük, ama bizim de nevrimiz dönüyor. Hani derler ya, iyilikten maraz doğuyor. İşte aynen böyle. Türk dilenciyi özledik. Yani bir de şey, arsızlar. Hani para falan veriyorsunuz, daha da fazla istiyorlar. Yapışıyor yani.” (AK Parti Ayvansaray Mahalle Başkanı Kudret, kitaptan).

İmamoğlu da Suriyelilere çare bulmazsa ona da vermeyiz: “Ben AK Partiliyim, her zaman oyumu ona verdim. Ama bu seçimde niye ona oy vermedim, öğrenmek ister misin? Ben Gedikpaşa’da esnafım, dükkân sahibiyim. Bu Suriyelilerin yüzünden ona oy vermedim. 31 Mart’ta da İmamoğlu’na oy verdim. 31 Mart’ta evdekiler vermedi, ben tek verdim. Bu seçimde dedim ki hakkımı size helâl etmem, vereceksiniz dedim, çünkü biraz burnu sürtsün, aklı başına gelsin. İnşallah Suriyeliler gider, gitmezse, Anavatan’ı biliyor musunuz, Anavatan nasıl böyle olduysa bu da aynısı olur. Ama İmamoğlu da Suriyelilere çare bulmazsa ona da vermeyiz.” (Askeri Kılıç, BBC röportajından).

İstanbul’daki Suriyelilerin kışı asıl şimdi başlıyor

Bugüne kadar Türkiye’deki Suriyeli varlığına lafını esirgemeden itiraz edenler hep laik-seküler kesimlerden çıkardı. Mesela bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkan adayı, seçilirse ilini-ilçesini Suriyelilerden arındıracağını söyler, iktidar basını da onu ırkçılıkla suçlardı.

Keza, benzer eleştiriler basında da sadece laik-seküler kalemlerden gelirdi. Bu kesimlerin, İmamoğlu’nun başkan seçilmesinden sonra onu güç durumda bırakmamak için eleştirilerini azaltmayacağı anlaşılıyor. Mesela Yılmaz Özdil seçimden birkaç gün sonra (27 Haziran) kaleme aldığı “Fatih” başlıklı yazısında şöyle dedi:

“Saraylarda şatafat içinde yaşamaktan sokaktaki vatandaşla temasları koptuğu için, vatandaşın neler çektiğini bilmedikleri için, hâlâ ‘Akp acaba Fatih’i neden kaybetti’ diye merak ediyorlar! İstanbul’da 700 binden fazla Suriyeli var.

“Elbette yolsuzluk, partizanlık, israf gibi çok sayıda öncelikli sorun var ama, bana sorarsanız İstanbul’un bir numaralı sorunu, bu. ‘Bunu tartışmak ırkçılıktır’ filan gibi saçma klişelere kulağınızı tıkayıp, herkese anlatın kardeşim... Türkiye’de her 20 kişiden biri Suriyeli, bu doğum hızıyla 20 yıla kalmadan her 13 kişiden biri Suriyeli olacak. (...) Her şey çok güzel olsun istiyorsak... İstanbul’dan başlayarak Suriyeli meselesini çözmek zorundayız.”

İmamoğlu’nun da “çözüm”ü buralarda aradığını biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet’ten İpek Özbey’e verdiği söyleşide söylediklerini hatırlayalım:

“İstanbul’da büyük mağduriyet yaşayan mültecilerin mutlak vatanına dönmesi lazım. Ne bu şehir ne bu ülke bunu kaldırır. (...) Benim şehrimin dokusu değişemez. Bir günde bütün tabelalar Arapça olamaz.”

İşte böyle... Yani İstanbul’daki Suriyelilerin kışı asıl şimdi başlıyor. Çünkü artık, “Suriyeliler gitmeli” diyenlerin yerel iktidarındayız ve çünkü İstanbul belediye başkanlığı bugüne kadar partilerinde olduğu için hoşnutsuzluklarını gizleyen AK Partililer de seslerini yükseltecekler; başladılar bile.

İnşallah yanılırım ama “yeni fay hattı” ifadesinin abartılı bir ifade olmadığını fazla uzak olmayan bir zamanda anlayacağız.

(Serbestiyet)

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol