İnsan Hakları Eylem Planı: İktidar sorunun etrafından dolanıyor - I

06.03.2021 - 14:02
Haberi paylaş

Erdoğan, hafta başında İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı. İktidarın bu hamlesi, çok ilginç bir kurnazlık hikâyesi. Artık alışkınız, Erdoğan’ın en büyük eleştirmeni Erdoğan’ın kendisi. Bazen kapitalizmi, kapitalist kentleşme ve ekosistemin yıkımını eleştiriyor. Bir keresinde, “Tüm yerleşim yerlerinde yatay mimari konusunda ısrar ediyorum. Ya şu para var ya nelere muktedir. (…) Denizlerimizin kenarlarında, orman alanlarında buraları betona çevirme gayreti içinde olanlar var. Bu kapitalizm nelere muktedir. Orman falan kesiyor, götürüyor. Dikey mimari yapayım, malı götüreyim. Biz medeni olmayı bileceği ki o beton yükselişlerde değil, toprağa yakın olma anlayışında bulunacağız. Kimsenin gözyaşına bakmayacağız, yıkılacaksa yıkacağız. Biz böylesine köklü bir değişimin, merkezi ve mahalli idarelerin işbirliği ile olacağına inanıyoruz” demişti. Benzer konuşmalarından birisinde bu kez de “para”yı eleştirmişti.

Erdoğan’ın tek rakibi Erdoğan!

Türkiye’de politik gelişmelerin son 20 yılını hiçbir şekilde bilmeyen birisi Erdoğan’ın bu konuşmalarını dinlese, “Ne kadar sağlam bir muhalefet lideri böyle!” demekten kendisini alamaz.

Oysa yatay mimari yerine garip bir dikey mimariye imza atan da, Türkiye’nin betonlaşma rekorunu kıran da Erdoğan hükümetleri. “Ormanlar, dereler” bu siyasi iktidar döneminde uğradığı tahribat kadar tahribata uğramamıştı daha önce.  İnternet arama motorlarına “Dipsiz Göl” yazarsanız şöyle bir haberle karşılaşıyorsunuz: “Gümüşhane merkeze bağlı Dumanlı köyü sınırları içerisinde yer alan Taşköprü Yaylası'nda kaynağı ve akarı olmayan, doğal güzelliğiyle görenleri etkileyen, 2 bin 140 metre yükseklikteki temiz havası, bitki örtüsü, dağ çayırlarıyla kaplı manzarasıyla ilgi çeken Dipsiz Göl'de 'define' söylentisi üzerine, ismi açıklanmayan bir kişi kazı için başvuruda bulundu. Gümüşhane Valiliği ile Kültür ve Turizm Müdürlüğü kazı için izin verdi. Gümüşhane Müze Müdürü Elif Öktem ile jandarma yetkililerinin eşlik ettiği kazıda suyu tahliye edilen göl yok edildi. 

Jeoloji Mühendisleri Odası’ndan bir uzman, “Dünya üzerindeki buzul göller, son buzul çağından kalmadır ve yaşları 18 bin ile 12 bin yıl arasında değişir. Ülkemizde başta Kaçkarlar olmak üzere, dağlarımızın yüksek kotlarında buzul göller bulunur. Böyle kıymetli bir oluşuma, kendi kafalarına göre hiçbir uzmana danışmadan nasıl müdahalede bulunuyorlar” diye sormuştu.

AKP döneminde benzer uygulamaların ucu bucağı yok. Ama AKP liderliği, bu uygulamaları şikâyet edebiliyor!

Türkiye kapitalizminin idaresinde 20 yıldır AKP var! Ama kapitalizmi herkesten çok eleştirenler AKP’liler!

Şimdi sırada hukuk meselesi var. Erdoğan’ın açıkladığı talepler, yine Türkiye’nin siyasal iktidarında kim olduğunu bilmeseniz, dünyaya gözlerinizi ilk kez bu Pazar günü açmış olsanız, hayranlıkla dinleyeceğiniz ve “insan hakları üzerinde baskı uygulayanlara karşı ne kadar şık bir program geliştirmiş muhalefet, helal olsun!” diyebileceğiniz bir çerçeve sunuyordu.

Neler yok ki yeni dönemin hukuksal yaklaşımında: “11 temel ilke, 9 amaç, 50 hedef, 393 faaliyet” öngörülüyor. İktidar, “hukuk devletinin ancak bağımsız, tarafsız ve insan haklarına saygılı mahkemelerin varlığı ile vücut bulacağını” söyleyerek yargının bağımsız olmadığına dair imalarda bulunuyor. 

Tutuklamaya itiraz mevcut durumda diğer sulh ceza hakimine götürülüyordu. Eylem Planı’yla birlikte “dikey itiraz” yani bir üst mahkemeye itiraz yolu açılıyor ama bu gelişme de HSK’nın yapısında ve yargı alanına müdahalesinde bir değişiklik olup olmayacağında düğümleniyor.

Zamanlamada mükemmeliyetçilik!

“Plan”a biraz daha yakından bakmadan önce zamana nasıl bir mantıkla yayıldığına bakmakta fayda var. 2021 yılındayız. Planın hayata geçişinin iki yılı bulacağı söylendi. 2021’le 2’yi topladığımızda 2023 ediyor. Evet, hep beraber bildiğimiz gibi seçimlerin en geç gerçekleşeceği tarih. Eskiden otoyol, tünel, tramvay güzergahları, altgeçit ya da köprü açılışları seçimlere yetiştirilirdi. Şimdi ya parasızlıktan büyük yatırımlara kaynak aktarımı yavaşladığı ya da seçmenleri pek de alakadar etmemeye başladığının görülmesi nedeniyle, “demokrasinin üzerindeki perdeyi kaldırıyoruz” mesajının verilmesi seçim takvimiyle paralel bir şekilde ilerletilmiş.

Bu kadarına pes! Pes, zira gayri hukuki süreçlere, uygulamalara son vermek, insan hakları alanındaki baskıcı pratikleri ortadan kaldırmak, bunu yapmak isteyen bir siyasal iktidar için yasal düzlemde bir ay yeter de artar bile. Pratikte, işkence yapan, kötü muamele sergileyen, insanlık onurunu ayaklar altına alan uygulamalara imza atan görevlilere en ağır cezayı vermek sorunun çözümünü hızlandırır. Bu yüzden insan haklarına dair bir planlamanın seçim takvimiyle birlikte işletilmesi, “insanların haklarının” siyasal dinamikler açısından kullanılışlı bir aparat olarak ele alındığını gösteriyor.

Hamleler arasındaki derin farklılık

Bazıları, örneğin Ahmet Hakan, “Plan”ın gündeme getirilişine eleştiri yöneltenleri eleştirdiği yazısında şunları söylüyor: “Lafta kalmaması için, uygulanması için, kararlılıkla icra edilmesi için... Baştan olumsuz yaklaşmak yerine olumlu yaklaşmak daha iyi değil mi? Teşvik edici olmak, motive edici olmak falan... Daha yapıcı bir tutum olmaz mı?”

İnsan 2010 referandumunda net bir şekilde “Hayır!” diyenlerin, bu “İnsan Hakları Eylem Planı”na destek sunmalarını anlamakta zorlanıyor kuşkusuz. 2010 yılında “Yetmez ama evet” diyen sosyalist ve demokratların, bu “eylem planı”na neden hayır dediği açık. 2010’da darbecilerin otoritesi, askeri vesayetin hayatı daraltan varlığını geriletmek için bir kapı aralanıyordu. Bir dizi demokratik adım bu ana perspektif içinde anlamlıydı. 2021’de ise otoriter uygulamalardan, üsluptan milim taviz vermeyen bir iktidarın, sorunun etrafından dolanması, diğer bir deyişle, insan hakları alanında katlanılmaz hale gelen baskıcı ortamın temel nedeni olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni güçlendirmek istemesi nedeniyle karşı çıkıyoruz. 

İktidar sözcülerinin bir başka iddiası, yeni insan hakları planının ve bu plan gündeme getirilirken bir kez daha altı çizilen yeni anayasanın sivil iktidar tarafından hazırlanmasının, “farkı fark edin ama artık” denilecek kadar büyük bir değişimin işareti olarak görülmesidir. Konuyla ilgili Alper Görmüş kapsamlı bir izahatta bulunmuştu. Ardından ben de dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım: Devletin güncel ihtiyaçlarına göre tartışılan anayasalar sivilleşme vaadiyle gündeme getirildiğinde de toplumun ihtiyaçları karşılanmış olmuyor.

Bir anayasa metnini, asker olmayan kişilerin yazması o anayasa metnini otomatik olarak demokratik kılmıyor. Her gün öyle siviller görüyoruz ki demokrasiye yaklaşımlarının askerlerin yaklaşımından ne farkı olduğu belirsiz.

Bu yüzden yapılması gereken “sivil anayasa” ya da siviller hazırladığı için muhteşem bir demokratik pencere açan “Planlar”ı tartışmak, övmek değildir.  Önemli olan, 19 yıldır iktidarda olan ve en az bir 19 yıl daha iktidarda kalmak için elinden geleni yapacağı çok açık olan bir iktidarın kaleme alacağı bir anayasanın ve hazırladığı “insan hakları planı”nın, siviller tarafından değil, mevcut devletin yetkilileri tarafından hazırlanmış olduğunun görülmesidir. Bu, bugün, halihazırda anayasada ve yasalarda olan hakların neden kullandırılmadığını tartıştığımızda daha anlamlı olan bir soru olmakla kalmıyor, Ahmet Hakan’ın “Plan” konusunda “teşvik edici olmamız gerekmez mi?” sorusuna neden “Hayır, gerekmez!” yanıtını vermemiz gerektiğini de gösteriyor. Aslolan, iktidarın, bugün kesin anayasal haklarımızı kullanmamıza neden izin vermediğinin yanıtını vermektir.

Sonraki yazıda, “İnsan Hakları Eylem Planı”nın içeriğine bakmaya çalışacağım.

Şenol Karakaş

[email protected]

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol