Kitap: İklimi değil sistemi değiştir

23.10.2020 - 11:35

"İnsanlığın akıbeti, kısa vadede bile tasavvur, edilemeyecek kadar belirsizleşiyor." Martin Empson

Küresel iklim kampanyasının en güçlü isimlerinden biri olan çevre aktivisti Martin Empson’ın derlediği 11 makaleden oluşan İklimi Değil Sistemi Değiştir, Z yayınlarından çıktı. 

Empson’ın, girişteki sunuş yazısında belirttiği gibi; “Bu kitabın yazarları, var olan yıkıcı tehditlerin sebebinin kapitalist toplumun doğası olduğunu ileri sürüyor.”

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinde (IPCC) hedeflendiği üzere, 12 yıl içinde küresel sıcaklık artışını 1,5°C’de sınırlandırmalıyız. Çünkü IPCC’nin 2018’de paylaştığı 1,5°C’lik Isınma raporunda dile getirildiği şekliyle; “2°C ile kıyaslandığında 1,5°C’de sınırlayabilirsek, 2050 yılı itibariyle hem iklim krizi kaynaklı felaketlere hem de yoksullaşmaya maruz kalacak yüz milyonlarca kişi kurtarılabilir.”

2030 hedefi, iklim krizi sorunun özünde bir sınıf meselesi olduğu gerçeğinden yola çıkılarak oluşturuldu. Bu kriz hem ülkeler özelinde hem de uluslararası düzeyde şahit olunan sosyo-ekonomik adaletsizliğin bir sonucudur. 

Gelişmiş ülkelerin azaltım hedefleri yetersiz kalıyor. Ve iklim acil durumu ilan edip hemen harekete geçmeleri gerekirken tam aksini yapıp sermayenin çıkarlarını korumak için örgütlenmeye devam ediyorlar. 

1,5°C hedefini tutturmak için 2050’ye tamamen karbonsuz girmek zorundayız. İklim krizi felaketlerini azaltmak istiyorsak, buna mecburuz. Fakat bu krizi, doğası gereği anti-ekolojik bir sistem olan, kendisini fosil yakıt endüstrisi üzerinden büyüten kapitalizm ile çözemeyiz. 

Türlerin yok oluşu, gıda krizi, plastik kirliliği ve iklim krizini yaratan da, tüm bunları içinden çıkılamaz hale getirene kadar gezegeni sömürmeye devam eden de yine bu sistem. 

“Bu kitapta yer alan makaleler, karşılaştığımız çevresel krizlere büyüteç tutup kapitalist sistemle bağlantısını ortaya seriyor ve radikal bir değişim stratejisi öneriyor” diyor Empson; kapitalizm “ait ve muhtaç olduğumuz doğal yaşamı yıkıma uğratıyor.” 

“Kendisinin sebep olduğu bu ekolojik krizlerin çözümü onda değil. Doğrusu, kapitalizmin çözüm önerileri durumu daha da kötüleştirip, yalnızca çokuluslu şirketlerin kârını artırmaya hizmet ediyor. İhtiyacımız olan şey, devrimci bir dönüşüm.”

Metabolik yarık derinleşiyor

Vardığımız bu kritik eşikte, ılımlı reformların yüz yüze kaldığımız ekolojik krizleri çözebileceğine inanmak, geleceği kendi ellerimizle ateşe vermek olur. Bunlar birbirleriyle kökten bağlantılı, iç içe geçmiş krizler. Bir tanesi için atılan yanlış bir adım, hepsini daha da derinleştiriyor. 

Radikal sorunlar karşısında radikal çözümlere ihtiyaç duyulur. 

Marx, kapitalizmin, insan ve yerküre arasındaki metabolik etkileşimi altüst ettiğini görmüş, buna ‘metabolik yarılma’ adını vermişti. Dahası, Kohei Saito’nun, kitapta yer alan “Yirmi Birinci Yüzyılda Karl Marx’ın Ekososyalizm Fikri” başlıklı makalesinde değindiği gibi; “Kapital’de bu metabolik yarılma sorununu aslen toprak yorgunluğuyla ilişkili olarak” tartışıyordu. 

Yıkıcı etkiler doğuran kapitalist tarımın doğası, günümüz ekolojik krizlerinin tam da kalbinde yer alıyor. Tarım ve toprak kullanım faaliyetlerinden kaynaklı emisyonlar, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 19-29’unu oluşturuyor. Bu olağanüstü payın sebepleri; yanlış tarım pratikleri (toprağı aşındıran monokültür tarımı, besi hayvanlarını beslemek için yetiştirilen mahsullere ağırlık veriliyor olması, vb.) tarım arazisi açmak için yürütülen ormansızlaştırma faaliyetleri ve maalesef modern endüstriyel tarımın her aşamada yoğun fosil yakıt kullanıyor oluşu. 

Bunların her biri toprağın verimini, karbon tutma kapasitesini düşürüp, orada yetiştirilen tüm mahsullerin besleyici öğelerini yitirmesine yol açıyor, çünkü toprak da besleyici öğelerini kaybetmiş oluyor. Hâlihazırda yaşanmakta olan korkutucu biyoçeşitlilik krizini de unutmayalım. Keza bunda da tarımsal faaliyetlerin büyük payı var. Yerde bunlar yaşanırken, sağlıklı toprağın emmesi gereken karbon fazlası atmosferde birikmeye devam ediyor. 

Özetle toprağın aşınması bize; iklim krizinin hızlanması, biyoçeşitlilik kaybı, felaketlerin katlanarak artması ve gıda krizi olarak geri dönüyor. Bu da yetmezmiş gibi, verimi azalmış toprağı, GDO üreticilerinin ihya olması için kullanımı bilhassa (ve genelde devlet teşvikleriyle) artırılan otkıranlar ve böcekkıranların aşırı kullanımıyla zehirledik, arı popülasyonlarını öldürüp tozlaşma sürecini sekteye uğrattık. Bu otkıranlar ve böcekkıranlar, ekolojik krize sunulan kapitalist çözümlerden biriydi işte…

Çoklu krizlerden çıkışın yolu: Sosyalizm

Kanser hücreleri gibi sınırsız büyümeye çalışan kapitalizm, yerküre kaynaklarını açgözlülükle sınırlarına kadar zorluyor, büyüdükçe, her biri birbirinden beter olan krizleri yaratıyor. Kapitalistler elbette ellerindeki gücü ve servetlerini korumaya çalışacaklar. İçinde bulunduğumuz durumun bunu değiştirmesi beklenemez. Suzanne Jeffery’nin, kitapta bulabileceğiniz “Zamana Karşı: İklim, Toplumsal Hareketler ve Marksizm” adlı makalesinde belirttiği üzere; “Kapitalizmin dinamiklerinin, kalbinde yatan çelişkilerin derinlemesine kavranması,” var olan iklim hareketinin güçlenmesi adına son derece önemlidir; “Çünkü bu, kendisi için esas faydayı sistemin ayakta tutulmasının değil, yerle bir edilmesinin sağlayacağını bilen işçi sınıfının, tabandan başlayan bir hareketle gelebilecek çözümün ta kendisi olduğunun anlaşılmasını sağlar.” 

Sürdürülebilir bir geleceğe geçiş yapabilmenin önkoşulu, Martin Empson’ın dikkat çektiği üzere; “mevcut yarığın kapatılmasıdır.” Marx bu yarığın, insan ve doğa ilişkisini iyileştiren bir toplum modeli kurulamadığı sürece derinleşeceğini söylüyordu. Sistemin, sürekli büyüme ve birikim dürtüsü yüzünden yarattığı yarığı, ancak ekolojik, sürdürülebilir bir sosyalist toplum iyileştirebilir. 

Her bir mücadelemiz, birbirleri ile bağlantılarının yanı sıra iklim kriziyle de bağlantılı.

İklimi Değil Sistemi Değiştir, karşı karşıya kaldığımız tüm ekolojik ve toplumsal krizlerin doğasını ortaya sermekle kalmıyor, insanlığın hak ettiği sosyalist geleceği yaratmanın mümkün olduğunu da gösteriyor: Bunun için kitlesel bir ekososyalist harekete ihtiyacımız var. 

Tuna Emren

(Sosyalist İşçi) 


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol