Toprağın tuzu

10.05.2020 - 12:44

Toprağın Tuzu, Wim Wenders ve Juliano Ribeiro Salgado tarafından çekilmiş, dünyanın farklı köşelerini dolaşarak yoksulluk, soykırım ve göç gibi toplumsal sorunları, fotoğraf yoluyla dünyaya göstermeye çalışan fotoğrafçı Sebastião Salgado’nun hikâyesini anlatan bir belgesel.

Brezilya’daki askeri diktatörlükten kaçıp Fransa’da eğitim alan Sebastião Salgado ve eşi Lelia, daha sonra büyük bir risk alarak tüm varlıklarını pahalı fotoğraf ekipmanlarına harcıyorlar. 

1973’te Nijerya’ya giderek farklı halkları, farklı hayat biçimlerini, zenginliğin adaletsiz dağıtımını ve bunun insanlar üzerindeki fiziksel ve psikolojik etkilerini kayıt altına almaya başlıyorlar. Sebastião Salgado, tüm bu fotoğrafların ve Lelia’nın bir araya getirerek oluşturduğu sergilerin; dünya üzerindeki farklı insanların açlık, kuraklık, göç gibi farklı sorunlarına neyin sebep olduğunu sorgulamaya davet eden uluslararası bir çağrı olduğunu söylüyor. 

Sebastião Salgado, insanlığa dair oldukça umutsuz fikirlere sahip, insanların korkunç yaratıklar olduğunu söylüyor. Bu fikirlere sahip olması hiç de şaşırtıcı değil, çünkü belgeseli seyirci olarak izleyen herhangi birini dehşete düşürecek türden insanî krizleri yıllar boyunca çok daha yakından gözlemlemiş, fotoğrafını çektiği insanlarla yakınlık kurup fotoğrafçılık yapmaktan da öte içinde yaşadıkları korkunç koşullara yakından şâhitlik etmiş. Bütün bunları, önüne geçilemez doğal bir durum olarak görmediği âşikâr. Bir yandan yoksulluğun, ölümün kimileri için olağan bir durum hâline geldiğini anlatırken, diğer yandan hükûmetlerin halkından yiyecek sakladığını hatırlatıyor ve yoksulluğun doğal bir durum olmadığını ifade ediyor.

Paylaşım sorunu

Yine 1984-1986 yıllarında Sahel’deki kuraklık ve mülteci kamplarını gösteren fotoğraflarında yansıtmak istediği şey bu toplumsal adaletsizlik: “İnsanlık tarihinde görülmüş en büyük mülteci kampları oradaydı. Bunu gerçekten görmek istedim. Doğal bir facia olmayan, paylaşım sorunundan kaynaklanan bu büyük felaket yüzünden insanlığın bu kadar büyük bir kısmının acı çektiğini görmek istedim.”

Sebastião Salgado, bunun coğrafi dezavantajlarla açıklanamayacak, basit bir doğal yoksulluk durumu olmadığı konusunda oldukça haklı. Zira, Sebastião Salgado’nun bu fotoğrafları çektiği dönemde, Batılı ülkeler tarafından sömürülmüş ülkelerin büyük bir kısmı, 300 yıl öncesinde olduğundan daha yoksuldu. Daha önceden hiç olmadığı kadar zenginliğin üretildiği bir çağda, insanlığın bir kısmının hala yoksullukla, açlıkla ve ölümle böylesine burun buruna olması açıklanmaya muhtaç bir sorun.

Ülke ülke gezip farklı hayat biçimlerini fotoğraflarına yansıtan Sebastião Salgado daha sonra dünyanın farklı yerlerindeki işçileri fotoğraflamaya koyuluyor. Fotoğraflara Sicilya’daki balıkçılar, Sovyetler Birliği’ndeki, Kuveyt’teki ve daha birçok bölgedeki işçiler ve bu işçilerin omuzlarındaki yük, bir bir yansıyor. 

Son olarak Sebastião Salgado daha önce hiç denemediği bir şeyi deniyor ve doğa fotoğrafları çekmeye başlıyor. Bu süreçte hayvanlarla insanlar arasındaki akrabalığa daha çok odaklanıyor ve insanın tıpkı bir ağaç ya da kaplumbağa kadar doğanın bir parçası olduğunu dile getiriyor. Tüm bu fotoğraflar, hem doğal felaketler hem de yoksulluk karşısında, insanın hem etkisini hem de sorumluluğunu bir arada veriyor. Bir yandan iklim krizinin, sanayileşmenin, sömürgeciliğin etkileri gösterilirken, diğer yandan tıpkı Sebastião Salgado’nun Brezilya’da büyüdüğü şehri yeniden yeşillendirme çabalarında olduğu gibi insanın tüm bu sorunlarla mücadele etme şansının olduğunu gösteriyor.

Melike Işık

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol