Babylon Berlin: Modernliğin uçurumunda bir metropol

01.10.2018 - 12:06

Marcel Bois, son zamanların en önemli dizilerinden Babylon Berlin'i yazdı. 

Nazilerin iktidarı ele almasından birkaç yıl önce, Berlin hem parçalara ayrılmış, hem de hayat dolu bir şehirdi. Babylon Berlin isimli televizyon dizisi, bizi bu büyüleyici zamana götürüyor.

Liberal demokrasi derin bir krizde: Kendilerini halk partileri olarak adlandıran siyasi partiler üye ve taraftar kaybederken, sağ bir parti giderek güçleniyor ve meclisin bileşimi muğlaklaşıyor. Siyaset bilimci Albrecht von Lucke, meclis seçimlerinden hemen sonra "Weimar dönemine benzeyen bir durum" uyarısı yaptı. Bayerischer Rundfunk ve Frankfurter Allgemeine Zeitung, son gelişmelerin ne ölçüde 1920'li yılların toplumsal ilişkilerini andırdığı sorusuyla ilgili olarak bir dizi yayın yaptı. Angela Merkel'in bile FDP ve Yeşiller ile yaptığı koalisyon görüşmelerinden önce, o dönemin hatalarını tekrarlamaktan kaçınılması gerektiği uyarısı yaptığı söyleniyor. Bu, şunu gösteriyor: Kuruluşunun yüzüncü yılında, Weimar Cumhuriyeti dikkatleri çok özel bir şekilde yeniden üzerinde topluyor.

Babylon Berlin rekor izlenme oranlarına ulaştı

Birinci Dünya Savaşı ile Nasyonal Sosyalist Diktatörlük arasındaki zaman dilimine duyulan ilgi, kültürel alanda özellikle bir projede güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor: Bugüne dek bir Alman televizyonu tarafından çekilen en pahalı dizi olan Babylon Berlin. Dizi, kamu ve özel sektör ortaklığıyla, yani ARD ile Sky tarafından çekildi. Çekimler için harcanan 38 milyon Euro, ancak bu şekilde karşılanabildi. Bu dev dizinin yönetmenliği, aralarında Tom Tykwer'in de bulunduğu üç yönetmen tarafından üstlenildi. Sadece yan rollerde bile Almanya'nın birçok önemli televizyon yıldızı yer alıyor: Matthias Brandt, Benno Führman, Hannah Herzsprung, Lars Eidiger ve Fritzi Haberlandt.

Ancak bütün bu masraf, yapımcılar için karşılığını almış gibi görünüyor: Babylon Berlin ücretli Sky kanalının rekor izlenme oranlarına ulaşmasını sağladı. Game of Thrones'un yedinci sezonu hariç, bu kanalda ilk defa bir dizi bu kadar fazla sayıda izleyiciye ulaşmış bulunuyor. Babylon Berlin neredeyse bütün Avrupa ülkelerine ve Kuzey Amerika'ya satıldı, ayrıca on dört Grimmy ve dört Alman Televizyon Ödülü de dahil olmak üzere, çok sayıda ödüle layık görüldü.

Düşüş ve Yükseliş

Babylon Berlin 1929 ilkbaharında, dünya ekonomik krizinin başlamasından birkaç ay önce geçiyor. O dönemde Almanya'nın başkentinde bugün olduğundan daha fazla insan yaşıyordu. Dört milyona yaklaşan nüfusuyla, Berlin dünyanın en büyük metropollerinden biriydi. Sadece New York ve Londra daha fazla nüfusa sahipti ve sadece Los Angeles yüzölçümü bakımından daha büyük bir alanı kaplıyordu.

Bugüne benzer bir şekilde, Berlin o zamanlar da sosyal olarak bölünmüş bir şehirdi: Yeşil banliyölerde bankerler ve sanayiciler gösterişli villalarında ikâmet ederken, şehir proletaryası şehrin içindeki işçi mahallelerinde bulunan devasa sosyal konut bloklarına tıkıştırılmıştı. Küçük, karanlık dairelerde genellikle birden fazla kuşak bir arada yaşıyordu. Hatta gündüzleri yatakların gece vardiyasında çalışan ve evleri olmayan işçilere uyumaları için kiralandığı dahi sık sık görülüyordu. Hastalıkları hızla yayılıyor, Birinci Dünya Savaşı gazileri sokakları dolduruyordu.

Ama Berlin "Yirmili Altın Yılların" sonunda bile, toplumsal yükselişin yaşandığı bir yerdi. İmparatorluk döneminin gri yıllarından sonra artık bir günâh şehrine dönüşmüştü, eski Prusya'nın toplumsal gelenekçiliği yıkılıyordu. İnsanlar uyuşturucu ve alkolle tanışıyordu. Gece kulüplerinde erkekler ve kadınlar en dikkat çekici cinsel yönelimlerini dahi yaşayabiliyorlardı. Bu, çıplak dans sanatçısı Anita Berber'in kariyer yaptığı, Bertolt Brecht'in, Üç Kuruşluk Operası'nın galasının yapıldığı ve ressam Otto Dix'in o rahatsız edici "büyükşehir triptiğini" yaratabildiği bir iklimdi.

Bir zaman makinesi olarak Babylon Berlin

Yönetmen Tykwer, kısa bir süre önce verdiği bir röportajda Babylon Berlin'in izleyicilerde "sanki bir zaman makinesine binmiş ve şehrin sokaklarında dolaşmaya başlamış" izlenimini uyandırmasını istediğini söylemişti. Gerçekten de yapımcılar 20'li yılların Berlin'in toplumsal atmosferini yansıtmakta son derece başarılı olmuşlar. Hatta uzun bir süre boyunca, gerçek konu başka bir amaca hizmet etmek, yani modernliğin uçurumundaki bir metropolün portresine yer açmak için geri çekilmiş gibi dahi görünüyor.

Mesela ekonomik krize kadar Leipziger Strasse ile Friedrichstrasse'nin birleştiği yerde bulunan Moka Efti isimli kafe ve dans salonunu ele alalım. Burası Babylon Berlin'de hemen yanında kendisine bağlı bir genelev de bulunan, müzikli bir eğlence yeri olarak karşımıza çıkıyor. Yukarıda gençler dans ederken, aşağıda fahişeler müşterilerin ziyaretini bekliyor ve arka odalarda birtakım karanlık işler çevriliyor. Sahnede Rus kadın Nikoros (Severija Janušauskaité) var, androjen bir tip, erkek kıyafetine bürünmüş. Bu dizi için özel olarak bestelenen "Küllere, Tozlara" şarkısını seslendirirken, karşısındaki insanlar bir daha sabah olmayacakmış gibi dans ediyor. Süddeutsche Zeitung'un Moka Efti'yi "Tom Tykwer'in Berlin dizisinin Berghain[1]'i" olarak adlandırması boşa değil.

Tarihsel doğruluk

Bu noktada Charlotte Ritter devreye giriyor. Kadın başrol oyuncusu Ritter (Liv Lisa Fries'in muhteşem oyunculuğuyla), o dönemdeki işçi sınıfından genç kadınların parçalanmışlığını ortaya koyuyor. Dış görünüşü tam olarak Weimar Cumhuriyeti'nin "Yeni Kadını": Saçları kısa ve modern giyimli. Neredeyse hiç uyumuyor, geceleri eğlenmeyi tercih ediyor, hafta sonlarını Wansee'nin sevilen kumsalında geçiriyor. Ama bunların hepsi aslında içinden çıktığı yoksul koşullardan kaçmak için yapılan çaresiz girişimler. Moabit isimli işçi mahallesindeki daracık evi ağır hasta annesiyle, kız kardeşleriyle ve işsiz eniştesiyle paylaşıyor. Charlotte, arada sırada yardımcı personel olarak çalıştığı poliste kariyer yapma düşleri kuruyor. Ancak erkek memurlar tarafından nadiren ciddiye alınıyor. Geliri ise kesinlikle yeterli değil. Bu yüzden Moka Efti'de sık sık fahişelik yapmak zorunda kalıyor.

Poliste Komiser Gereon Rath (Volker Bruch) ile tanışıyor. Rath, skandala sebep olabilecek birtakım fotoğrafları ortadan kaldırma göreviyle Köln'den başkente gönderilmiş. Bu fotoğraflarda Köln'ün belediye başkanı Konrad Adenauer'in yakın çevresinden, şehrin en önemli kişilerinden biri görülüyormuş. Rath da içinde büyük çelişkiler barındıran bir karakter olarak tasvir ediliyor: Mesleki açıdan her şey yolunda gidiyor. Dürüst ve hırslı bir polis. Ancak özel hayatında ciddi sorunları var: On yıldan uzun bir süredir, Birinci Dünya Savaşı'nda kaybolan erkek kardeşinin eşiyle ilişkisi var. Rath'ın kendisi de savaşa cephede katılmış ve - neredeyse tüm askerler gibi - Sık sık kâbuslarla ve ne olduğu belirsiz birtakım şüpheli maddelerle mücadele etmeye çalıştığı krizlerle boğuşuyor. Gerçekten de savaştan sonra binlerce asker "savaş titreği" denilen bir posttravmatik stres bozukluğundan mustaripti. Sonradan Naziler bu ruhsal hastalıklara yakalanmış eski askerlerin 4000 ila 5000 kadarını ötenazi cinayetleri çerçevesinde öldürecekti.

Babylon Berlin'de siyaset

Babylon Berlin'in yapımcıları, sadece "Yirmili Altın Yılların" sonundaki toplumsal olayları tarihsel olarak doğru bir şekilde vermekle yetinmiyorlar. Politik durum da gayet doğru bir şekilde yansıtılmış. Meela Rath zaman içerisinde "Kara Reichswehr" tarafından planlanan bir hükümet darbesini ortaya çıkartıyor. Kara Reichswehr, gerçekten de 1920'li yıllarda Weimar Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmayı amaçlayan illegal bir örgüttü. Yöneticileri, 1919/20 devrim yıllarında grevci ve devrimci işçilere zalimce saldıran sağcı ve antisemitist silahlı güçler olan Freikorps'ların üyeleriydi. Düzenli ordunun cumhuriyet karşıtı generalleri de gizlice Kara Reichswehr'i destekliyordu. Bu sayede, Versay Anlaşması'nda belirlenmiş olan 100.000 kişilik silahlı kuvvetler sınırlamasını delebileceklerini umuyorlardı.

Berlin'de 1929'da yaşanan "Kanlı Mayıs" da dizide çok etkileyici bir şekilde verilmiş. Söz konusu yılın 1 Mayıs'ında Almanya Komünist Partisi'nin (KPD) düzenlediği izinsiz gösteri, polis tarafından aşırı zor kullanılmak suretiyle dağıtılmıştı. Otuzdan fazla insan ölmüş, iki yüzden fazlası yaralanmıştı. Bu emir sosyal demokrat polis müdürü Karl Zörgiebel tarafından verilmiş olması, KPD ve SPD üyeleri arasında mevcut olan nefreti daha da derinleştirmişti. Ölümler nedeniyle herhangi bir soruşturmanın açılmamış ve hiçbir polisin dava edilmemiş olması da ayrı bir skandala neden olmuştu. Babylon Berlin'de bu biraz değişik bir şekilde verilmiş. Dizide savcılık soruşturma açıyorsa da, olayın özü gerçekte olduğu gibi korunmuş: Polisler arasındaki mesleki dayanışma o kadar güçlüydü ki, meslektaşlar karşılıklı olarak birbirlerini kolluyordu ve olayla ilgisi olmayan sivillerin ölümü yüzünden bile hiçbir polis suçlanamıyordu.

Gangsterler ve kaçakçılar

Sadece bu iki örnek bile, Babylon Berlin'de Weimar Cumhuriyeti'nin o çok geniş politik yelpazesinin neredeyse tümünün yansıtıldığını ortaya koyuyor. Monarşistler ve komünistler, liberaller ve muhafazakârlar, sosyal demokratlar ve Naziler, hepsi dizide yer alıyor. hepsi de son derece iyi bir şekilde tasvir edilmiş ve karakterleri çok katmanlı bir şekilde yansıtılmış. Her ne kadar gerçek dışı değilse de, dizideki tek antisemit söylemin bir nazinin değil de, bir komünistin ağzından çıkıyor olması, talihsiz bir durum (ancak yapımcıların bu durumu sonradan net bir şekilde ortadan kaldıracaklarını da söylemek lazım).

Ancak Tykwer ve arkadaşlarının tümüyle çuvalladığı bir başka politik akım da var. Dizinin birinci sezonunda önemli bir rol oynayan Troçkistleri tasvir ederken, genel olarak sadece mevcut klişeleri yeniden üretmekle yetinmişler. Gerçekte ise Leon Troçki'nin Alman taraftarları, giderek daha güçlü bir şekilde Moskova'ya bağlanan KPD'de reform yapılmasını isteyen politik aktivistlerdi. Bildiriler dağıtıyor, politik toplantılarda söz alıyor ve kendi gazetelerini çıkartıyorlardı. Ancak Babylon Berlin'de 1920'li yılların Amerikan filmlerindeki gangster çetelerine benzeyen bir grup olarak tasvir ediliyorlar. Altın kaçakçılığı yapıyor ve silah depoları kuruyorlar.

Zaten 1929'da, yani dizinin birinci sezonunun geçtiği dönemde, Almanya'da henüz "Troçkist" bir örgüt mevcut değil. İlk Troçkist Alman örgütü, bu tarihten bir yıl sonra kurulacaktı. Aynı şekilde dizide Troçkistlerin yaptığı "Dördüncü Enternasyonal" kurulması çağrısının da gerçekle ilgisi yok. Tabii ki bir Dördüncü Enternasyonal vardır ve Troçki taraftarlarınca kurulmuştur, ancak bu 1938 yılında, yani "Babylon Berlin" dizisinin tasvir ettiği 1929 yılından neredeyse on yıl sonra gerçekleşecektir.

Mükemmel bir şekilde yansıtıyor

Ne yazık ki dizide sık sık ufak tefek tarihsel hatalar dikkat çekiyor. Mesela figürlerden biri, bir başkasını kalp masajı ve sunî solunum yaptırmak suretiyle hayata döndürüyor ve böylece o dönemde ancak konunun uzmanı hekimlerin dar çevresi tarafından bilinen bir tekniği uygulamış oluyor. Hareket halindeki bir trenin üzerindeki kavga sahnesi de, 1920'li yıllarda polisin çalışma tarzını kesin bir şekilde ortaya koymak yerine, Indiana Jones filmlerini hatırlatıyor.

Babylon Berlin elbette ki kurgulanmış bir dizi, bir belgesel değil. Yine de aslında kaçınılması kolay bu tür hataların olması üzücü bir durum. Çünkü yapımcıların önceden büyük bir emekle inşa etmiş oldukları otantikliğe zarar veriyor. Ancak yine de esas eleştiri şöyledir: Babylon Berlin bir bütün olarak tarihe karışmış bir dönemi mükemmel bir şekilde kavrayabilmemizi sağlıyor. Dizi son derece parçalanmış bir toplum tablosu çiziyor, rüşvetçi polislerden ve soylu cumhuriyet karşıtlarından, mücadeleci komünistlerden ve devleti yöneten sosyal demokratlardan, proleterlerin umutsuzluğundan ve burjuvazinin kendini beğenmişliğinden söz ediyor, kısacası: Yirminci yüzyılın en hareketli döneminde, milyonluk bir metropolün ışıltısını ve sefaletini yansıtıyor. Ancak Babylon Berlin, Hitler'in iktidarı ele geçirmesiyle birlikte hızlı bir şekilde sona eren kültürel bir dönüşümün çoktan unutulmuş unsurlarını özel olarak ortaya koyuyor. Bu on iki saatlik görüntüler selini izlemek, insana unutamayacağı anlar yaşatıyor.

Marcel Bois

(Marx21.de'deki Almanca orijinalinden çeviren Atilla Dirim)


[1] Berghain: Berlin'in dünyaca tanınmış ve girilmesi en zor gece kulüplerinden biri.


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol