8 Mart'ın ardından: Vardık, varız, var olacağız

20.03.2024 - 14:04
Haberi paylaş

Sınıflı toplumların ortaya çıkışı kadar eski olan kadınların ezilmişliğine karşı kadınların mücadelesi asırlardır devam ediyor. Antik dönemlerden bu yana kadınlar, toplumun sınırlayıcı normlarına meydan okuyarak eşitlik ve özgürlük arayışında oldular. 

1789 Fransız Devrimi’nde kadınlar Bastille Hapishanesi’nin kuşatılmasına katılmışlar, gıda kıtlığı ve ekonomik sıkıntılarla mücadele etmek amacıyla Versay Sarayı’na yürümüş ve kraliyet ailesinden sorunlarına çözüm bulmalarını talep etmişlerdir. Eylemlerde etkin bir şekilde yer almalarına rağmen kadınların kazanımları kısıtlı olmuştur. Fransa’da kadın hakları mücadelesinin öncülerinden kabul edilen Olympe de Gouges’in, kadınların haklarını tanımayan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne cevaben kaleme aldığı ve Fransız Devrimi’nin evrensellik iddiasının ancak kadınların da hakları tanındığında tamamlanacağının altını çizen 1791 tarihli Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi yayınlanmıştır. 

Kadınların eşit yurttaşlık talebi ve bu talep çerçevesinde gelişen siyasal haklar mücadelesi, esas olarak 19. yüzyılın ortasından itibaren Amerika ve İngiltere gibi ülkelerden başlayarak, bu mücadeleyi temel alan kadın örgütlerinin kurulmasıyla etkili bir harekete dönüştü. Bu hareket, eğitim, aile, çalışma hayatı gibi alanlarda kadın-erkek eşitliğini savunan, yasal düzenlemelerle bu eşitliğin sağlanmasını talep eden ve yaygın olarak Birinci Dalga olarak adlandırılan feminist hareketin bir parçasını oluşturdu. 

1871 Paris Komünü, Paris halkının özellikle de işçi sınıfının otoriteye karşı ayaklanması ve kendi kendine yönetme deneyimi olarak ortaya çıkmıştır. Kadınlar komünün kurulması ve işleyişi sürecinde önemli roller üstlenmişlerdir. Paris Komünü kadınların siyasi ifade özgürlüğünü kullanabilecekleri bir ortam sunmuştur. Kadınlar toplumun siyasi karar alma süreçlerine aktif olarak katılmışlar, fikirlerini özgürce ifade etmişler ve politikaların belirlenmesinde etkili olmuşlardır. Bu kadınların siyasi alanda daha fazla temsil edilmeleri için bir adım olmuştur.  Ne yazık ki komün ezici bir şekilde bastırılmış ve binlerce insan ölmüştür. Bu süreçte kadınlar da büyük kayıplar vermiştir. 

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı. 

1910 yılında 2. Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. 

1917 8 Mart’ında ekmek ve barış talebiyle sokağa çıkan Petersburg’lu kadınlar Rusya’da devrimin kıvılcımını ateşlediler. Ekim ayında işçi sınıfının iktidarı almasıyla kısa sürede önemli siyasal ve demokratik kazanımlar elde edildi. Kadınların kurtuluşuna yönelik ilk adımlar atıldı.

Kreşler, anaokulları, toplu yemekhaneler ve çamaşırhanelerden oluşan kapsamlı bir sistem oluşturuldu. Böylece kadınlar ev içi emek yükünden kurtulmaya başladılar. Evlilik kurumu medeni kanun kapsamına alındı ve evlilik kilisenin müdahale alanı olmaktan çıkarıldı. Boşanma eşlerden herhangi birinin talebiyle başlatılabilecek basit bir prosedüre bağlandı. Transseksüellik suç olmaktan çıkarıldı, eşcinsel evliliklere izin verildi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Rusya, 1920 yılında tıbbi koşullarda ücretsiz kürtajı yasallaştıran dünya üzerindeki ilk ülke oldu. Ancak bu kazanımların önemli bir kısmı 1920’lerin ikinci yarısında Stalinist bürokrasinin iktidarı ele geçirmesiyle birer birer kaybedildi.

Dünyada da 1920’lerde ve 30’larda oy hakkının kazanılmasıyla 1. dalga kadın hareketi yavaş yavaş sona erdi.

1960’larda kadın hareketi yeniden yükselmeye başladı. 1968’de Fransa ve ABD’de başlayan ve hızla tüm dünyayı etkisi altına alan hareketle birlikte kadınların mücadelesi de güç kazandı. Kadınlar bu yeni süreçte toplum içindeki pozisyonlarını, rollerini tartışmaya açtılar. Aile, ev içi emek, cinsel haklar, üreme hakları gibi pek çok konu radikal bir biçimde tartışıldı. Kadınlar sadece siyasal alanda eşitliğin yeterli olmadığını, toplumsal bir dönüşüm gerektiğini savundular. Cinsellik, ilişkiler, kürtaja erişim, ev içi emek gibi bireysel ve küçük görünen sorunların, aslında sistemli ve politik olduğunu ve kadınların eşitliği için verilen mücadelede merkezi bir öneme sahip olduğunu vurguladılar.

Ev içi şiddete karşı farkındalığı arttırmak için çeşitli kampanyalar örgütlediler. Evlilik içi tecavüzün suç kabul edilmesi ve şiddetten kaçan kadınlar için sığınma evleri açılması amacıyla çalışma yürüttüler. İş yerlerindeki cinsel tacizi gündeme getirip buna karşı yasalar çıkarmak için uğraştılar. Eşit işe eşit ücret için mücadele ettiler.

1990’larla birlikte kadın hareketi bu taleplerin yanı sıra LGBTİ+ hakları gibi konuları da tartışmaya ve savunmaya başladı. 

Günümüzde kadınlar kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet gibi konularda mücadelelerini sürdürüyorlar. 

Tüm dünyadaki otoriter rejimlerde olduğu gibi Türkiye’de de kadınlara yönelik baskılar artıyor. Türkiye ilk imzacısı olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi’ni feshetti. Kadın yönelik şiddet gün geçtikçe artarak devam ediyor. AKP hükümeti kadınlara 3 çocuk yapması gerektiğini söyleyerek yeniden eve kapatmaya çalışıyor. En yetkili ağızlardan cinsiyetçi söylemler sıradanlaştırılıyor. 

Türkiye’de 2003’te 100 kişi ile başlayan, devletin tüm baskı ve engellemelerine rağmen bu yıl on binlere ulaşan kolektif isyan sokakların sesi oldu. Örgütlü, örgütsüz gruplar ve tek tek gelen kadınlar, aidiyet hissettikleri 8 Mart Feminist gece yürüyüşünde isyanlarını dile getiriyorlar.

Biz de Antikapitalist Kadınlar olarak kadın hareketinin büyümesini önemsiyoruz. Bu bağlamda mücadelenin birleşik bir şekilde devam etmesi için emek veriyoruz. 

Hacer Yeşilçay

(Sosyalist İşçi)

 

Bültene kayıt ol