Kadınlar Küresel İsyanda Forumu notları

01.03.2020 - 14:21

İstanbul'da yapılan Kadınlar Küresel İsyanda Forumu’nda, mücadele deneyimleriyle kadın grevi için hazırlıklar tartışıldı.

Antikapitalist Kadınlar tarafından düzenlenen forumda konuşulanlar...

Meltem Oral:

Son birkaç yıldır toplu kriz yaşıyoruz, bu durum dünyada da aynı. Şu anda göçmenlerin durumu inanılmaz kötü, kapılar açıldı ve göçmenler deniz yoluyla Yunanistan’a gitmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin göçmen sorunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye’de bir güç olmak için giriştiği macera sonucunda ortaya çıktı. 

Yunanistan’da, Macaristan’da, İtalya’da, Brezilya’da, ABD’de, Trump ve Bolsonaro gibi sağcı, ırkçı liderlerin ülkelerinde göçmenler girmesin diye duvarlar yapılıyor. 

Türkiye’de yaşanın iki ayrı taciz vakasından birisinde Suriyeliler’in evine saldırıldı ve mahallelerinden sürüldü. İkisinde de Suriyeli birinin kız çocuğunu taciz ettiği söylendi ama haber doğru çıkmadı.

Göçmen düşmanlığı ile kadın düşmanlığı yan yana gidiyor. Suriyeliler taciz vakalarında sorumlu olmadıkları halde suçlanıyorlar, linçlere uğruyorlar.

Le Pen, “Fransa’daki Müslüman erkeklerin tacizlerinden dolayı kadınların özgürlükleri tehlikede” diyerek ırkçılık yapıyor. Victor Orban, “Avrupa nüfusu yaşlanıyor, onun için göçmenlere kapı açıyorlar, kapılar kapansın Macar kadınları (damızlık) Macar çocuklar doğursun” diyor. 

Kadınlara yapılan saldırıların bir tarafı da emek. Aile yeniden üretim mekânı ve yeniden üretim için sarf edilen ev içi emeği, kapitalizmde yatırım yapılmadan kullanılan bir emek türü oluyor. Bu liderler kadınlar için devletin ve aynı anda sermayenin bekasını sağlıyor. 

Erdoğan da doğum kontrolü ile soyumuzu tükettiler diyerek, iş gücü üretimini ve ailenin korunmasını telaffuz etmiş oluyor. Bunun yanı sıra yani soyumuzu tüketmelerinin yanı sıra İstanbul sözleşmesi ve nafaka hakkı da adeta başkaları tarafından yapılan komplolar sonucu olmuş gibi sunuluyor. Halbuki bu sözleşmeler, yasalar kadınların kendi haklarına sahip çıkmalarını sağlıyor. 

İşgücünü üreten kadınlar aynı zamanda esnek çalışmaya da zorlanıyor. Tekstil atölyeleri genellikle mahallelerde oluyor ve kadınlar böylece hem çalışıp hem de ev işlerini yapıyorlar. Tüm bunlara rağmen kadınların iş gücüne katılımı hala düşük. TUİK 2019 raporuna göre on milyon yüz seksen sekiz bin kadın ev işlerinden dolayı çalışmıyor.

Tüm bunların yanı sıra kadınlar kitlesel olarak sokaklara da döküldü. ABD’de Trump seçildikten sonra sokağa dört milyon kadın sokağa çıktı. Kadınlar sadece kendi hakları için değil otoriterizme, ırkçılığa karşı ve diğer sosyal talepler için sokağa çıkıyor ve kazanıyorlar. Polonya’da yapılan grev sonucu kadınlar kürtaj hakkını geri kazandılar. Her ülkenin #Metoo’su oldu. 

Türkiye’de sinema sektöründeki kadınlar Susma Bitsin diyerek örgütlendiler. Özgecan cinayetinden sonra kadınlar örgütlendi, yani bir günlük öfke patlamasının ötesinde bir rüzgâr esti. Feminist yürüyüşte kırk bin kişi yürüdü. Uluslararası grev de bu hareketleri motive etti.  

Selin Gören:

(Friday for future/gelecek için Cuma) hareketindenim. Bu hareket İsveç’te Greta Tunberg tarafından başlatıldı. Türkiye’de ise ilk olarak Mart 2019’da Atakan Sarrafoğlu bir çağrı yaptı. Hareketin liseliler dışında gençlere de yayılması gerektiğini düşünüyorum. 24 Mayıs’ta ilk grevimizi yaptık ama büyük grev 20 Eylül’de oldu. Sıfır Gelecek bize çok yardım etti. Sıfır Gelecek grubu, Antikapitalistler de dâhil yeşil örgütlenmelerin bir araya gelmesiyle oluştu. Üç bin kişi Kadıköy Yoğurtçu Parkına yürüdük. 

Şimdi 3 Nisan 2020’de iklim için grevimiz var. 20 Eylül’deki gibi olursa çok iyi olacak. 

Kadın grevi bizim iklim grevi örgütlenmesiyle benzer bir örgütlenme modeli seçebilir. Ben mesela 80 liseden birer kişiye ulaştım. Onlara iklim grevinin ne kadar önemli olduğunu anlattım. Sıfır Gelecek ile birlikte sosyal medyayı çok iyi kullandık. Önümüzde on yıl kaldı deniyor. Onun için kökten bir değişiklik Oyapılması gerekiyor. Bu anlamda bizim bir şeyler yapıp değiştirme şansımız pek yok.  Gerekeni yapmaları için büyüklere sesleniyoruz. 

Kadın grevi için bir sürü organizasyon bir araya gelebilir. Aleksandra Cortez, hayranı olduğum bir kadındır. Umut verici bir kadın, garsonluktan buralara gelmiş. Bernie Sanders ile yaptıkları Green New Deal (Yeşil Yeni Anlaşma) kampanyası belki de tek seçenek. Kanunları bilim insanları değil politikacılar yapıyor. 

İklim krizi kadınları daha çok etkiliyor.  Özellikle Afrika’da anneler ürün yetiştirerek geçiniyorlar. Sel suları kadınların gelir kaynaklarını ellerinden alıyor. Bir yandan da çocuk evliliklerine neden oluyor. Gelir kaynakları ellerinden alınan kadınlar kızlarını zengin erkeklerle evlendiriyor. İnsan kaçakçılığı artıyor. İklim krizi ile ilgili tartışmalarda karar vericiler arasında kadınların olması çok önemli. 

Benim kuşağım için her alanda eşitlik çok önemli.

Özengül Ergün:

2016’dan itibaren başlayan süreci anlatacağım. Otoriterleşme kurumsallaşmaya başladıkça önce kadınları hedef almaya başladı. Bildiğimiz gibi dünyada kadınlar toplu gösteriler yapmaya başladı. Bu durum dünyayı da etkiliyor bu anlamda. Bunlardan örnekler vermek istiyorum. 

İlk Polonya’da 2016’da zaten yasak gibi olan kürtajı sağcı parti tamamen yasaklamaya çalışınca kadınlar siyahlar giyerek sokaklara çıktı ve genel greve gitti. Başarana kadar da vaz geçmediler. Ve bu gün kara pazartesi olarak literatüre geçti. 

Güney Kore’deki protesto kürtaj yasasına yönelikti. Orada ensest veya tecavüz sonucu olmadığı zaman kürtaj yasak. Onlar da siyah giyerek kürtaj hakkını istiyoruz diye yürüdüler. 

Türkiye’de ise 25 Kasım 2016’da çocuk istismarı vakalarında faillere evlilik yoluyla af getirecek olmasından dolayı grev yapmadık, ama iki hafta çeşitli eylemler yaptık. Biz de siyahlar giydik ve eylem “siyah protestosu” olarak adlandırıldı. Ve tasarı geri çekildi, sonra da referandum oldu. 

Beni Arjantin’deki grev de çok etkiledi. Ni Una Menos (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) kampanyası yapıldı. 

Bu hareket, kadınların mevcut hükümet politikasının derinleştirdiği sosyal eşitsizliklere karşı savaşımından olduğu gibi, aynı zamanda, açlığa, yoksulluğa, uyuşturucuya, işsizliğe ve sömürüye karşı mücadelesinden de besleniyor. Arjantin’deki greve sağcıların dışında sendikalar, sol partiler ve kurumlar destek verdi. 

İzlanda’da ise kadınlar erkeklerden %30 daha az ücret alıyorlar, onun için eşit işe eşit ücret talebiyle sokağa çıktılar. Eşitsizlik hesaplanınca kadınların saat 14.38’den itibaren bedava çalıştıkları ortaya çıktığı için tam da o saatte iş bıraktılar. 

ABD’deki kadın yürüyüşü çok büyüktü. Sekiz kadın manifesto yayınladı. Greve çıkalım dediler. Grevin sloganını  “%99,5 için feminizm” olarak belirlediler. Kurumsallaşmış feminizme, ırkçılığa ve tüm eşitsizliklere karşı eşitsizlerin bir araya gelmesi lazım dediler. 

2017’de Arjantinli kadınların uluslararası grev çağrısı bizi heyecanlandırdı. Grev yapamayacağımızı ama ses verebileceğimizi düşündük. O seneki 8 Mart yürüyüşünde bu çağrımızı okuduk. Türkiye’de kadın hareketi güçlendi, bu harekete ivme kazandırmak için herkes konuşuyor ve tartışıyor.  

2017’de resmi grev çağrısı yapıldı.  2017’de dünyanın her yanında saldırılar devam etti. Her ülkedeki grevlerde, öncelikler farklılaşabiliyor. Genelde 24 saat iş bırakıldı, kuşaklararası bir grevdi, Biz Durursak Hayat Durur dediler. İşi bıraktılar, sokaklara çıktılar. Erkeklere de “şunları yapın, böyle destek olun, eyleme gelmeyin” dediler. Bu işler de çocuk bakımı tarzında diğer kadınların yaptığı ekstra işlerdi. 

İspanya’daki grevi sol partiler, sendikalar destekledi, yani sağın dışında duran her kurum destekledi. İspanya’da kadınlar grev için yıl boyunca örgütlendiler, grevler toplumsal dönüşüm sağlıyor. Arjantin’de mesela meclisler kurdular. Meclisler genel olarak yerliler, işçiler, ırkçı olmayanlardan oluşturuldu. Dolayısıyla grev yapalım olsun bitsin diye bakmamak lazım, bu politik bir süreç. 

Türkiye’de sendikal gücün az olmasının yanı sıra kurumlardaki erkek egemenlik çok daha baskın. Biz Ocak 2019’daki toplantıyı komisyonlar kurarak örgütledik. Uluslararası grev bizi heyecanlandırdı. İlk önce küçük bir gruptuk daha sonra dışarıya çağrı yapıldı ve çeşitli kurum ve örgütlerden arkadaşlar katıldı. Toplantılarımız halen sürüyor. 

Zeycan Alkış:

Ben de sanatçılar boyutundan konuyu ele alacağım. Konuşmama Linda Nochlin’den bir alıntıyla başlayacağım.  “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” Bu soru, kadın sorunu denen meseleyle ilgili hemen bütün tartışmaların arka planında suçlayıcı bir biçimde çınlar durur. Fakat feminist “ihtilaf” bağlamındaki bütün öteki sorularda olduğu gibi, bu soru da meselenin niteliğini tahrip ederek sinsice kendi yanıtını verir: “Hiç büyük kadın sanatçı yok, çünkü kadınlar büyük olamaz” diyor. Bu makale sanat tarihinin geçmişi ve bu durumun sorgulanmasıyla düşündürücü bir sürecin başlamasında oldukça etkili olmuştur. Bu kapsamda kadın sanatçıların disiplinlerarası çalışmaları incelendiğinde, kadın sanatçıların bedenlerini sanat eserlerinde kullanmaları, sanat eserlerinin hem öznesi hem de nesnesi olma halleri eleştirilmiştir. 

Örneğin Gerilla Kızlar grubu 1985’de kuruldu, feminist aktivist sanatçılardan oluşuyor. Siyaset, sanat, film ve pop kültüründeki yolsuzluğun yanı sıra cinsiyet ve etnik önyargıları ortaya çıkarmak için gerçekler, mizah ve aşırı görseller kullanıyorlar. Bu grup Metropolitan Müzesi’nde eserleri sergilenen 169 sanatçıdan 13’ünün kadın olduğunu, müzedeki koleksiyonların ise %5’inin kadın sanatçılara ait olduğunu, ama sergilenen işlerdeki çıplaklıkların %85 oranında kadınlar olduğunu fark ediyor. Ve gerilla kızlarken, bir dil sürçmesinden sonra gerilla goril kızlar oluyorlar. Ve müzedeki bu durumu teşhir etmek için, sergilenen tablolardaki çıplak bir kadın pozunun kafasını goril maskesiyle betimleyip bir kampanya başlatıyorlar. 

Yapılan başka bir istatiksel çalışma, ABD’li sanatçıların %70 erkek %30 kadın olduğunu ve çoğunluğun beyaz erkeklerden oluştuğunu gösteriyor. Tüm bu protestolardan sonra beyaz erkekler dışındaki sanatçıların oranı %5’ten %22’ye kadar yükseldi. 

"Kayıpların Peşinde": Hito Steyerl ile Söyleşi (e-skop dergi)’de;  galeriye girildiğinde çalışan ve sizi güler yüzle karşılayan çalışanların hepsinin kadın olduğu ve çok az ücret aldıkları anlatılıyor. İşlerini kaybetme korkusuyla ses çıkartamıyorlar ve erkek sanatçıların tacizlerine uğruyorlar.

Türkiye’de de İstanbul Modern, Artel, Salt, IKSV gibi kurumlarda her kademede kadın çalışmasına rağmen galeri yöneticililerinin hepsi erkek. Kadın sanatçıların sergileri olmakla birlikte solo sergileri az. Bu arada İstanbul Galeri’de %40 kadın sanatçıların eserleri yer alıyor ve bu oran ABD’den fazla. Pera müzesinde sadece iki kadın sanatçının eserleri yer alıyor. Kendi üretimiyle geçinenlerden %20’si kadın. Bu anlamda kadın müzeleri açılmalı.  



Bültene kayıt ol