İhtiyacımız her şeyden çok birlikte mücadeledir

02.11.2019 - 09:04

Dünyanın pek çok yerinde kadınlar kendi hayatlarına dair karar almak isterken sırf kadın oldukları için öldürülüyor.

Evdeki hegemonya, baskı, cinsiyet eşitsizliği ve şiddet kendini sosyal alanda, kadın karşıtı politikalar, sosyal-kültürel normlar, toplumda şiddetin normalleşmesiyle de gösteriyor. Dünyada son yıllarda yükselen sağ otoriter siyaset, ırkçı, faşist, militarist, homofobik olmasının yanında aileyi merkeze koyan politikalarıyla kadınların kazanılmış haklarına saldırmaya devam ediyor. Boşanmayı zorlaştıran düzenlemeler, kürtaj hakkı düzenlemeleri, cinsellik eğitimini sınırlandırma, doğum kontrol araçlarına ücretsiz ve kolay erişimin sorunu, otoriter liderlerin kadın düşmanı açıklamaları ve kadın istihdamı, iş yerinde eşit işe daha az ücret ve daha pek çok saldırı politikasına karşı kadınlar şimdiye kadarki en örgütlü en kitlesel mücadelesini veriyor.

Kadın haklarına saldırı

Türkiye’de de kadınların on yıllardır verdiği mücadele belirli kazanımlarla sonuçlandı. Aile reisi ibaresinin yasadan kaldırılması, kadının çalışmak için işinden izin almak zorunluluğunun kaldırılması, evlilik içi tecavüzün suç sayılması bunlardan birkaçı. 2000’li yıllarda özellikle AB’ ye uyum süreciyle  demokrasi, haklar ve özgürlükler adına adımlar atıldı. Uluslararası anlaşmalara onay verildi. İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye yönelik Avrupa Konseyi sözleşmesi” de bu dönemin bir uzantısı olarak 2011’de imzalandı. Ve bu uygulamaya paralel olarak  012’de 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair kanun yürürlüğe girdi. İstanbul Sözleşmesi çok daha kapsamlı olmakla beraber, imzacı devletleri, şiddet kültürünün ortaya çıkmasının önüne geçecek her türlü tedbiri almakla yükümlü kılar ve sözleşmenin en temel maddesi şimdilerde hükümetin  her türlü uygulamasını geri çektiği, adını duymaya bile tahammül edemediği “toplumsal cinsiyet eşitliği”ni sağlamaktır.

İstanbul Sözleşmesi’nden rahatsız oluyorlar

İstanbul Sözleşmesi, şiddeti önleyen, cinsiyet belirtmeksizin şiddete uğrayan veya uğramaktan korkan kişilerin yaşama hakkını temin etmek için devletin her organına düşen görevi ayrıntılarıyla, her adımı düşünülmüş şekilde açıklayan kapsamlı bir anlaşmadır. 6284 sayılı kanun da tek başına İstanbul Sözleşmesini etkin uygulamaya yeterli olmasa da aynı şekilde şiddeti koruyucu ve önleyici tedbirler içerir. Bu yasada, şiddet gören kişinin kendisine ve beraberindeki çocuklara barınma sağlanması, geçici maddi yardım, işyerini değiştirmesi, kimlik bilgilerinin değiştirilmesi, kolluk kuvetlerinin yasayı etkili uygulamasına dair hükümler de yer alır. Türkiye’nin kendi imzaladığı, her türlü şiddeti önleyen, kadınların can sağlığını koruyacak  anlaşmaları etkin şekilde uygulamaya direnmesi, kadın cinayetlerine ortak olması anlamına gelmektedir. 

Kadın cinayetlerini durduralım!

Türkiye’de 2019’un ilk 9 ayında bilinen 347 kadın cinayeti işlendi, 2012’den beri öldürülen kadınların sayısı iki katına çıktı. Devletin başlıca gündem konusunun artan kadın cinayetleri olması gerekirken devlet, yoksul kadınların tek güvencesi nafakaya göz dikmiş durumda. Nafakaya süre getirmek demek, devlet eliyle istihdamı ve okuması teşvik edilmeyen onbinlerce kadının boşandıktan sonra sefalete terk edilmesi demektir. Mevcut yasa cinsiyet belirtmeksizin, yoksulluğa düşecek ve nafaka alacak tarafın,  iş bulması ve  evlenmesi durumunda, nafaka veren tarafın açacağı mahkemeyle nafakayı  sonlandırabileceğine işaret eder. Devletin üzerine düşen ilk görev  kadınlar için etkili istihdam politikaları geliştirmektir. Kayıtdışı, esnek ve güvencesiz çalışan kadın-erkek oranı göz önüne alındığında, kadınlara eşit iş gücüne katılım ve eğitimde destek sunulmadıkça, eşit işe eşit ücret talebi hayata geçmedikçe, nafaka haklarının ellerinden alınması teklif bile edilemez. Öncelikli atılması gereken adımlar açıktır. 

Türkiye’de  kadınlar yasalarla kürtaj hakkına sahip fakat bu haklarını kullanabilecekleri hastanelere yasak getirilmiş durumda, Türkiye’deki 450’ye yakın devlet hastanesinin  sadece  %7’sinde kürtaj hizmeti verilmektedir. Kadınların  kendi bedenleri ve hayatlarıyla ilgili en önemli karar devlet tarafından saldırı altındadır. 

Özgürlük ve eşitlik için mücadele

Kadınların özgürlüğüne karşı atılan bir diğer önemli adım toplumsal cinsiyet eşitliği uygulamasının her yerden kaldırılmasıdır, 2016’dan bu yana ETCEP (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi)’ne gelen tepkiler sonucu uygulamadan kaldırılması, üniversitelere gönderilen toplumsal cinsiyet eşitliği tutum belgesinin kaldırılması ve son olarak 11. Kalkınma Planı’ndan da Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuyla alakalı bütçenin kaldırılması, eşitlik kelimesine tahammül edemeyen zihniyetin ürünüdür.

Son günlerdeki nafaka hakkına, 6284 sayılı kanunla İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılar, kadınların özgürlük arayışından ve eşitlik mücadelesinden duyulan tedirginliğin en büyük göstergesidir. Kadınlar her türlü saldırı karşısında yılmadan devam ediyor. Bizim bu günlerde her şeyden çok birlikte mücadele etmeye ihtiyacımız var, sadece kadın hakları için değil, homofobiye, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa, militarizme karşı eşitlik ve adalet arayışımız sonuna kadar devam edecek.

İnci Ercan

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol