“Dokuz Eylül” mü, “Dokuz Ekim” mi?

13.09.2020 - 04:57

Araştırmacı yazar Talat Ulusoy, 98. yıldönümünde Büyük İzmir Yangını'nı ele alıyor.

İzmir’in kurtuluşu” doksan yıl öncenin gazetelerinde, “İzmir’in istirdadı” (geri alınışı) diye geçer.

İzmir 9 Eylül’de geri alınır, ama…

13 Eylül günü başlayan yangın, 18 Eylül gününe kadar şehrin en mamur, en canlı, en güzel mahallelerini kül ettikten sonra söner ve İzmir günlerce tüter.

İzmir, “Güzel İzmir” değil, bir “yanık şehir”dir artık.

Kurtarılan” şehirde on dört bin hane, yani şehrin üçte biri yanmış, yakılmıştır.

Eğer o şehri seviyorsan, böylesi bir “enkaz” üstünde “Kurtuluş Bayramı” olur mu?!

İzmir’i “güzel” yapan; çok dilli, çok dinli, çok kültürlü toplumsal mozaiğidir. 18-45 yaş arası erkekler “kolektif suçlu” ilân edilerek “esir” kampına gönderilmek üzere toplanmış, kalanlara ülkeyi terk etmeleri emredilmiştir.

Çok daha acısı, yanarak ölen, Kordon’da denize düşen, boğulan binlerce İzmirli kadın, çocuk ve yaşlı insan vardır! “Düşmanı denize döktük” diye övünenler bunu mu kastediyor? Çünkü, o günlerde İzmir’de “düşman” ordusunun bir tek askeri yoktur!

Hristiyan Egeliler, Hristiyan İzmirliler “zorla yerinden edildi” diye, insanlar yanıp, boğulup öldü diye “bayram” edilir mi?

Böyle “bayram”lar toplumsal zihniyeti nasıl tahrip eder, düşündünüz mü?

Yaşanan o acılı günlerin arifesinde de ertesinde de şenlik olmaz, ancak taziye olur.

Bir daha asla”, böyle acılı günler yaşanmasın diyen vicdan sahipleri o günlerin İzmir’inde bu facianın neden ve nasıl yaşandığını deşmeli, sorgulamalıdırlar. Meselâ şöyle sorularla:

- 23 Nisan 1920’de, Büyük Millet Meclisi açılmadan yayınlanan ve “İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap (Antep) ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecâvüz edilerek gayri müslim teb'a ile birleşip İslâmları katliâm ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecâvüz…” ifadeleri yer alan Börekçizade Rıfat Efendi’nin “Ankara Fetvası” ile İslâm dininden olmayan Osmanlı vatandaşları, meşruti anayasadaki eşit haklarına rağmen, bütün Osmanlı Hristiyanları topyekûn suçlu ilân edilmişlerdir.

- Bu hukuk dışı ithamın, “Güzel İzmir” geri alındıktan dört gün sonra alevlere teslim edilmesinde etkisi olmuş olabilir mi?

- Yangın çıkarma, kundakçılık veya ihmal ve benzeri suçlardan yangın esnasında ve sonrasın da tutuklanıp, yargılanıp, hüküm giyen var mıdır? Yoksa, geri alındıktan sonra şehrin idaresini üstlenenlerden yangında ihmal ve sair herhangi bir suçtan dava açılmış mıdır?

- İzmir Sigortaları İtfaiye müdürü Greskoviç (1) yangın hakkında ayrıntılı bir rapor yazmıştır. “Greskoviç Raporu” diye ortalıkta dolaşan, doktora vd. tezlerde kaynak olarak gösterilen, “Mart 1923, Hüsnütabiat Matbaası, İstanbul” baskısı bir rapordur. Raporun aslı nerededir?

- Şehrin geri alınmasından sonra yayınlanan sıkıyönetim bildirileriyle, 18-45 yaş arası erkeklerin, İç Anadolu’ya toplama kamplarına sevk edilmek üzere en yakın karakollara başvurmaları, bu emri yerine getiremeyenlerin görüldüğü yerde vurulacağı duyurulmuştur. Ege içlerinden sürülüp gelen, gerek İzmir’li bütün Rum ve Ermenilerin de ülkeyi derhal terk etmeleri emredilmiş ve yüz bini aşkın “kadın, çocuk ve yaşlı” Rıhtım’a, Kordon’a, sokaklara yığılmıştır. Kundaktaki, kucaktaki bebeler dahil dini farklı diye bu insanları yerlerinden, yurtlarından “kovanlar” hakkında bir soruşturma açılmış mıdır?

- 9 Eylül 1922’den başlayarak günlerce süren ve Büyük Millet Meclis oturumlarında tartışmalara sebep olan “ganimet” yağması yapan ve yaptıranlardan yargılanan, ceza alan olmuş mudur?

Üzerinden yüz yıl geçti, zaman aşımına uğradı diyen olmasın, “insanlık suçları”nda zaman aşımı olmaz!

Bugüne kadar “tarih” diye ezberletilen “milli yalanlar”ın toplumsal bellekte yarattığı derin tahribatı görmezden gelemeyiz.  Bu tahribat sayesinde; hafızasız, gerçeği hatırlamak ve öğrenmekten korkan, kan ve bayrak edebiyatına tapan insanlar yetişti.

Darbeci zihniyet, ceberut devlet bu kaynaktan beslendi. İster yüzde 99 Müslüman bir millet yarattık diye övünenler olsun, ister Türk Milleti yarattık diye övünenler olsun, böyle bir geçmişle yüzleşmedikçe, hepsi vebal altındadır.

Büyük İzmir Yangını” 13 Eylül öğle saatlerinde başladı, 18 Eylül’e kadar İzmir’in üzerinden alevler eksik olmadı. İzmir’in güzellikleri yandı, kül oldu...

9 Ekim günü son “mülteci” kafilesi vatanını terke mecbur kaldı. Çok dilli, çok dinli “Güzel İzmir” yok oldu; o gün, İttihatçılar “tek millet” arzularına kavuştu.

Süvari birliğinin Kordon’da kılıç şakırdattığı 9 Eylül günü değil, son İzmirli Hristiyan’ın şehri terk ettiği, yani İttihatçıların muradına erdiği gün, 9 Ekim günü “bayram” ilân edilse yeridir!!!

 1. İzmir Sigortaları İtfaiye kumandanı.

 



Bültene kayıt ol