LGBTİ+lar susmayacak!

02.07.2020 - 08:46

LGBTİ+ hareketinin aktivistlerine sorularımızı yönelttik. Aldığımız cevaplar şöyle oldu…

Son dönemler artan baskıya rağmen örgütlülüğünü devam ettiren LGBTİ+ hareketi, bu yılki Onur Haftası’nı 22-28 Haziran arasında kutladı ve 28 Haziran’da salgın koşulları nedeniyle internette Onur Yürüyüşü yaptı. İstanbul’un orasında burasında videolar çekti ve #benneredeyim hashtag’i ile ortaya çıktı. Türkiye’de birçok şehirdeki birçok lubunya internette birbirini buldu, yalnız kalmadı. 

Salgın koşulları tabii ki her şeyi etkilediği gibi LGBTİ+’ları da etkiledi. Geçtiğimiz bu salgın aylarında LGBTİ+ karşıtı nefret söylemlerinde bir artış gözlemlendi. Özellikle 27 Nisan 2020 tarihinde Diyanet İşleri’nin yaptığı homofobik açıklamayla ivme kazanan bu nefret, Onur Ayı’nda artık iyice yükseldi. Evlerine dönmek zorunda kalan öğrenci lubunyalar, atanmış aileleri tarafından şiddet gördü ve görüyor ve bu koşullar altında güvenli bir konaklamaya ulaşamıyorlar. 

Güvencesizliğin binbir hâli herkesin hayatına sirayet etmiş durumda. İşsizlik Türkiye’de ve dünyada yüksek oranlara ulaştı. Bazı ekonomistler bu ekonomik krizin 1929’dan çok daha şiddetli olduğunu söylüyor ve bu konuda haklılar. Emeklerini satmaktan başka çaresi olmayan her türlü işçilik biçimi risk altında. Seks işçileri zaten güvensiz ortamda çalışırken artık neredeyse müşteri bulamaz duruma geldi, fabrikalardaki ve ofislerdeki işçilerin büyük kısmı işten çıkarıldı ya da ücretsiz izne ayrıldı, gündelikçi çalışan işçiler ise iş bulamaz oldu… 

Kapitalizm büyük bir kriz içinde. İçine düştüğü bu kriz gündelik hayattaki eşitsizlikleri bir tokat gibi çarpıyor hepimizin yüzüne. LGBTİ+’lar da bundan nasibini alıyor.

Sosyalist İşçi gazetesi olarak LGBTİ+ hareketinin aktivistlerine sorularımızı yönelttik. Aldığımız cevaplar şöyle oldu…

LGBTİ+lara yönelik şiddet olaylarında gerekli önlemler alınıyor mu? Bu konuda hükûmetin tutumu nasıl?

Canan Şahin (DSİP): LGBTİ+ bireyler, özellikle de trans kadınlar, nefret suçlarına ve sistematik polis şiddetine toplumun diğer bireylerine oranla daha sık maruz kalıyorlar. Fiziksel saldırı, yaralama, darp ve cinayet trans kadınların hayatlarının ne yazık ki bir parçası. Yakılarak öldürülen Hande Kader, polis tarafından katledilen Hande Şeker ve daha niceleri… İş Kanunu’nda cinsiyet yönelimi ve cinsiyet kimliğine dair bir düzenleme olmadığı için trans kadınların yoğun olarak çalıştığı iş kolu seks işçiliği. Seks işçiliğinin örgütsüz ve güvencesiz bir iş olması transları hem transfobik çete şiddetine hem transfobik müşteri şiddetine hem de transfobik polis şiddetine karşı savunmasız bırakıyor. Anayasa’nın 10. maddesi hâlâ LGBTİ+’ları içerecek şekilde düzenlenmediği ve ceza kanunu nefret suçunu bir kategori olarak tanımlamadığı için şiddet asla asıl kaynağı olan nefret üzerinden nitelendirilmiyor. Çoğu zaman transların mağdur olduğu davalarda suçlular “ağır tahrik” indiriminden yararlanabiliyor. Transların suçlu olarak yargılandığı davalar ise çoğu zaman hızlıca bitirilip sonuçlandırılıyor. Trans kadınların erkek cezaevlerinde sağlık hakkına erişmeden ve çoğunlukla tek kişilik hücrelerde tutulduğu bir hapishane rejimi mevcut ve bu da zaten aile, okul, iş, polis dizgesiyle yaşanmış şiddeti cezaevinde devam ettiriyor. 

Hükümetin bu konudaki tutumu özellikle 2016’dan itibaren son derece korkunç. Diyanet üzerinden okutulan homofobik ve transfobik hutbelerden tutun, ana akım medyada kullanılan ayrımcı dilin norm hâline gelmesine, yıllardır yasaklanan yürüyüş ve etkinliklerden tutun LGBTİ+’lara yapılan tehditlerin cezasız kalmasına uzanan birçok konuda hükümet doğrudan sorumlu. Ezilenlerin öfkesinden korkan egemenler toplumsal öfkeyi hedef şaşırtarak atlatmak istiyorlar. Ama LGBTİ+ hareketi yıllardır bu zorlu koşullarda büyüyüp serpilmeyi, örgütlenmeyi ve yeni nesillere bir mücadele mirası bırakmayı beceriyor. 

LGBTİ+ların mücadelesi işçi sınıfı ve diğer dezavantajlı gruplar için ne anlam ifade ediyor?

Atilla Dirim (Galader Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği): LGBTİ+ların mücadelesi, aslında temel insan haklarını elde etme mücadelesi. Kendi varoluşunu özgür, eşit ve onurlu bir şekilde yaşamak herkesin temel hakkıdır. Bu hakkın ne şekilde olursa olsun ihlal edilmesi, kısıtlanması, yasaklanması, doğrudan diğer temel hak ve özgürlükler konusunda elde edilmiş kazanımların geri alınmasının önünü açacaktır. Cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi nedeniyle yapılan nefret saldırıları, örneğin kadın olma, siyah saçlı olma ya da Kürt olma gibi bahanelerle nefret saldırılarına neden olacaktır. Çünkü her hak gaspı, diğerlerini beslemektedir.

LGBTİ+ların mücadelesi, aynı zamanda işçi sınıfının birliği yolunda atılan çok önemli bir adımdır. Egemen sınıf, işçi sınıfının birleşerek patronlara karşı mücadele etmesini engellemek için, sınıfı bölmeye çalışır. Cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi bu silahların arasında yer alır. Kadın, trans, eşcinsel, biseksüel vb. gerekçelerle işçilerin bir kısmı, diğer işçilere hedef gösterilir. İçinde bulundukları sömürünün nedeniymiş gibi gösterilir. LGBTİ+ların hak alma mücadelesi bu bölünmeyi de gerileteceği için, işçi sınıfının birliğinin sağlanması bakımından vazgeçilmezdir.

Bu yıl Onur Haftası koronadan nasıl etkilendi? Pandemi şartları mücadeleyi durdurdu mu?

Ceren Devrim Karabulut (Antikapitalist Öğrenciler): Kişisel fikrim pandemi sürecinde karantinaya gidilmesiyle beraber evlere kapanmamızın LGBTİ+ mücadelesini sekteye uğratmadığı yönünde. Bunda son birkaç yıldır online aktivizmin etkinlik alanının son derece artmasının rolü büyük. İki buçuk aylık bir zaman diliminde fiziksel olarak bir protesto ve yürüyüş için bir araya gelinememesinin, mücadeleyi elle tutulur bir oranda sekteye uğratabileceğini sanmıyorum. Tabii ki onur yürüyüşü gibi etkinliklerin geleneksel anlamıyla düzenlenememesi cesaret kırıcı ve moral bozucu olabilir. Ancak bilginin yayılımı, organizasyon ve hatta bazı ülke çapında ve global protestolar halihazırda sosyal medyadan yürütülmekte. Yani virüsün yayılımı dünya çapında kontrol altına alınıncaya kadar dayanışmayı online ortamda devam ettirmek mümkün, bunun kazanımlarımızı baltalayacağını düşünmüyorum. Daha geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde Yüksek Mahkeme, işyerlerinde ırk, ulusal ve etnik kimlik ve din ayrımcılığı yasaklayan bir medeni haklar yasasını güncelleyerek, yasanın LGBTİ+ bireyleri de kapsamasına karar verdi. Buna göre artık işverenler çalışanlarını cinsel kimlik ve yönelimlerini gerekçe göstererek işten kovamayacak. Bu mücadele için büyük bir adım, bu süreç boyunca umutsuzluğa kapılmamakta fayda var.



Bültene kayıt ol