Cumartesi Anneleri: Mücadeleye devam

04.09.2018 - 18:53

Meltem Oral, Sosyalist İşçi gazetesine Cumartesi Anneleri'nin mücadelesini yazdı.

Cumartesi Anneleri’nin 700. buluşması bizzat İçişleri Bakanı’nın talimatıyla polis şiddetiyle engellenmeye çalışıldı. Biber gazıyla, plastik mermiyle ve Emine Ocak gibi kayıp yakınlarını ve insan hakları aktivistlerini gözaltına alarak buluşmanın engellenmeye çalışılması geniş bir öfkeye sebep oldu. Cumartesi Anneleri’nin yirmi yılı aşkın mücadelesinin çok güçlü bir toplumsal meşruiyeti var. 700. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmeye çalışan binlerce insanın olması, kitlenin tüm müdahalelere rağmen saatlerce dağılmadan İstiklal Caddesi’nin ara sokaklarını doldurması, Garo Paylan, Hüda Kaya, Arat Dink gibi isimlerin gözaltılara karşı direnişi tam da bu meşruluktan geliyor.

701. haftada yine oturma eylemi

Yerli milli iktidar, annelere yönelik polis şiddetinin ve gözaltıların yarattığı geniş tepkiden kendince ‘ders çıkarmış’ olacak ki bir sonraki hafta, 701. buluşmayı engellemek için sabahın erken saatlerinden itibaren tüm Taksim’i adeta sıkı yönetim ilan edilmiş bir bölgeye çevirdi. OHAL sözde kaldırılmış olsa da süreklileşmiş bir OHAL rejiminin kurulduğu bir kez daha ‘hatırlatıldı’. Polis ablukasına rağmen yüzlerce insan İnsan Hakları Derneği’nin önünde adalet arayışını haykırdı.

Cumartesi Anneleri’nin eylemine müdahaleyle birlikte bundan sonra İstiklal Caddesi’ndeki her türlü eylem, basın açıklaması gibi demokratik hakkın yasaklandığı açıklandı. Ne İstiklal Caddesi’nin ne de Cumartesi Anneleri’nin gördüğü ilk yasak bu. İlk kez bir devlet yetkilisi Cumartesi Anneleri oturma eylemine katılanlara terörist demiyor. En son ‘bunlar kullanılıyorlar’ diyen bir başbakan, bir yıl sonra Cumartesi Anneleri’yle makamında görüşmüştü.

Kayıp yakınlarının mücadelesi dün başlamadı

Eylem yasağının sürdürülebilir olmadığının ve adalet için mücadele verenlere her türlü karalamayı yapanların, hakaret edenlerin, küçümseyenlerin, kaba kuvvetle sindirebileceğini zannedenlerin tarihin çöplüğüne gideceğinin en büyük kanıtı yine Cumartesi Anneleri’nin uzun soluklu mücadelesi.

Gözaltına alındıktan 55 gün sonra Hasan Ocak’ın işkence edilmiş cansız bedeninin bulunması üzerine, 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen yaklaşık 20 kişi sessizce oturdu. Arkadaşıma Dokunma kampanyası aktivistlerinin öncülük ettiği Cumartesi oturmaları hızla gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının uzun soluklu bir mücadele dalgasına dönüştü. Her hafta, toplanan birkaç on kişiye karşılık yüzlerce polisin ablukası ve çoğu zaman yoğun şiddetle geçti. Mart 1999’da, o günlerin keskin milliyetçi havasında artan polis şiddeti ve gözaltılar nedeniyle Cumartesi Anneleri oturma eylemine ara verildi. Tam 10 yıl boyunca Galatasaray Meydanı’ndaki Cumartesi buluşmaları yapılmadı.

Verilen uzun araya rağmen, 1990’lı yıllar boyunca terörle mücadele politikası adı altında uygulanan sistematik ‘zorla kaybetmeler’ için hesap sorma arzusu ve adalet talebi eksilmedi, büyüdü. Özellikle Ergenekon ve derin devletin azılı simalarının yargılandığı dönemde geçmişte işlenmiş pek çok suç gibi, faili belli cinayetler, yargısız infazlar ve zorla kaybetmeler de daha yaygın tartışılan bir mücadele haline geldi. 2009’da Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray’daki haftalık buluşması yeniden başladı. Bu dönemde güçlenen mücadelenin etkisiyle bazı zorla kaybetme vakalarına dair davalar açıldı. 2010’da Jitem Ana Davası olarak birleştirilen bazı davalar görülmeye devam ediliyor. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın baş sanıklarından olduğu, maktuller arasında Musa Anter’in de yer aldığı cinayetlerle ilgili davanın bir sonraki duruşması önümüzdeki Kasım ayında yapılacak.

Şimdi, aradan bir 10 yıl daha geçtikten sonra yeniden savaş, çatışma ikliminin, sağcılığın, milliyetçiliğin yükseldiği bir politik dönemdeyiz. Ergenekon vb. davalardan geri adım atıldı, sorumluların yargılanması tamamlanamadı. Bu iklimden istifade 1990’lı yılların suçları yine inkar edilmeye başlandı. Yeniden şiddet devreye sokuldu. 1995’te ilk Cumartesi buluşmasını başlatan, Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak mı kazanacak, yoksa geçen hafta onu gözaltına aldıranlar mı? Geçmişi inkar ettikçe bugün işlenen suçların üzerini örtmeye çalışanların kazanma şansının olmadığını, 20 yıldır zorla kaybedilen yakınları için hesap soran ve adalet isteyenlerin, aktivistlerin kararlılığı gösteriyor.

Meltem Oral

[email protected]

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol